masonluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masonluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mason Kaynaklarında Materyalizm
Masonluk felsefesinde "maddeden gelip maddeye gitmek" en temel inançlardan biridir...
Günümüzde masonlar, aynen Eski Mısır'daki Firavunlar, rahipler ve diğer sosyal sınıflar gibi, maddenin sonsuzluğuna, yaratılmadığına ve canlılığın cansız maddenin içinden rastlantılarla doğduğuna inanmaktadırlar. Materyalist felsefenin temel unsurları olan bu yanılgıları, masonik kaynaklarda detaylarıyla okumak mümkündür.
Üstad mason Selami Işındağ'ın Masonluktan Esinlenmeler adlı kitabında, masonluğun katıksız materyalist felsefesi şöyle açıklanmaktadır:
Bütün uzay, atmosfer, yıldızlar, doğa, cansız ve canlı dediğimiz herşey, atomlardan oluşmaktadır. İnsan da doğadaki çeşitli atomların toplamından başka bir şey değildir. Canlıların yaşamı, atomlar arası elektrik akımının bir dengesiyle sağlanmaktadır. Bu dengenin -atomlardaki elektrisitenin değil- ortadan kalkmasıyla öldüğümüz vakit, toprağa dönüşüp atomlara ayrılıyoruz. Yani özdekten (madde) enerjiden gelmişiz, özdeğe, enerjiye dönüşüyoruz. Atomlarımızdan bitkiler, onlardan da canlılar ve bizler yararlanıyoruz. Öyleyse herşey eşit hamurdan yapılmıştır. Ancak evrime erişmiş en son hayvan olan bizde beyin en yetkin (mükemmel) durumda bulunduğundan, bilinç oluşmuştur. Deneysel Ruhbilim'in verilerini göz önünde tutarsak, "duygu-zihin-buyrultu"dan oluşan üç ruhsal yaşantımızın, beyin korteks hücreleri ve hormonların dengeli fonksiyonları sonucu oluştuğu anlaşılmaktadır... Olumlu bilim ve akıl, hiçbir şeyin yoktan var edilmediğini ve yok olmadığını benimsemiştir. Buna göre insanın hiçbir güce minnettar ve borçlu olmadığı sonucunu çıkarma olanağı vardır. Evren bir total enerjidir. Başlangıcı ve sonu bilinmemektedir. Herşey bu total enerjiden doğar. Evrime uğrar, ölür, ama tümüyle kaybolmaz. Değişir ve dönüşür. Gerçek ölüm ve kayboluş yoktur. Sürekli değişme, dönüşme ve oluşma vardır. Ama bu büyük sorunu, bu evrensel gizemi (sır) bilimsel yasalarla açıklama olanağı yoktur. Bilim dışı açıklamalar da bir imgesel (hayali) tasarıdır, dogmadır, boş inançtır. Olumlu bilim ve akla göre, bedenden ayrı bir ruh olamaz. (Dr. Selami Işındağ, Panteizm-Kamutanrıcılık Felsefesi, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 189)
Bu satırlarda sıralanan görüşlerin aynısını, Marx, Engels, Lenin, Politzer, Sagan, Monod gibi materyalist düşünürlerin kitaplarında da bulabilirsiniz: Bunlar, evrenin sonsuzdan beri var olduğu, maddenin tek mutlak varlık olduğu, insanın maddeden ibaret olduğu ve bir ruha sahip olmadığı, maddenin kendi içinde evrimleştiği ve yaşamın böyle ortaya çıktığı gibi, temel materyalist hurafelerdir. Hurafe terimini kullanmak yerindedir, çünkü -Işındağ'ın "bunlar olumlu akıl ve bilimin sonuçlarıdır" şeklindeki iddiasının aksine- gerçekte tüm bu görüşler 20. yüzyılın ikinci yarısındaki bilimsel bulgular tarafından çürütülmüş durumdadır. Örneğin bugün bilim çevrelerince kesin kabul görmüş olan Big Bang teorisi, evrenin bundan milyarlarca sene evvel yoktan yaratıldığını bilimsel olarak ispatlamıştır. Termodinamik Kanunu, maddenin "kendi kendini düzenleme" gibi bir vasfı olmadığını, dolayısıyla evrendeki denge ve düzenin bilinçli bir yaratılışın eseri olduğunu göstermektedir. Biyoloji, canlılardaki olağanüstü düzenleri ortaya koyarak, tüm bunları var eden bir Yaratıcı'nın yani Allah'ın varlığını ispatlamaktadır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, Materyalizmin Sonu, Materyalizmin Çöküşü, Hayatın Gerçek Kökeni, Evrim Aldatmacası)
Işındağ satırlarının devamında, masonların gerçekte materyalist (ve dolayısıyla ateist) olduklarını, "Evrenin Ulu Mimarı" kavramını ise gerçekte maddi bir evrimi kastederek kullandıklarını şöyle açıklar:
Kısaca, hem de pek kısaca, bazı masonik ilkelere, düşünüş ve benimseyişlere de değinmek istiyorum: Masonluğa göre yaşam (hayat) tek hücreden başlar, değişme, dönüşme ve evrim (tekamül) ile insana kadar gelir. Başlangıcın kendiliği (mahiyet), nedenleri, amacı ve koşulları bilinemez. Yaşam, özdek-enerjiden çıkmıştır ve ona dönecektir. Evrenin Ulu Mimarı; ancak yüce bir prensip, iyilikler ve güzelliklerin sonsuz ufku, evrimin doruğu, en yüksek aşaması, insanlık ülküsü olarak düşünülüp benimsenirse, kişileştirilmezse, dogmatizmden kurtulma olanağı vardır. (Dr. Selami Işındağ, Panteizm-Kamutanrıcılık Felsefesi, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 190)
Görüldüğü gibi, masonluk felsefesinde "maddeden gelip maddeye gitmek" en temel inançlardan biridir. Konunun önemli bir yönü ise, masonların bu felsefeyi sadece kendilerine has bir inanç olarak görmemeleri, tüm topluma bu fikirleri yaymak istemeleridir. Işındağ, üstteki satırlarının ardından şöyle yazar:
Bu ilke ve öğretilerle yetkinleşen mason; insanları eğitmeyi... olumlu bilim ve akıl ilkelerini öğreterek onları kalkındırmayı bir görev olarak almıştır. Masonluk böylece insanlara halka dönüktür. Halka rağmen, halk için çalışır. (Dr. Selami Işındağ, Panteizm-Kamutanrıcılık Felsefesi, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 189-190)
Bu ifadeler masonluğun topluma yönelik iki özelliğini göstermektedir:
1) Masonluk, inandığı materyalist felsefeyi (yani bir Eski Mısır hurafesini) topluma "olumlu bilim ve akıl" kisvesi altında empoze etme çabasındadır.
2) Bunu, "halka rağmen" yapmaya niyetlidir, yani bir toplum Allah'a inansa, materyalist felsefeyi kabul etmek istemese bile, masonluk bu konuda ısrarlı davranacak, halkın rızasına rağmen onun dünya görüşünü değiştirmek için çaba harcayacaktır.
Burada mutlaka dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, masonluğun kullandığı terminolojinin aldatıcılığıdır. Masonik yayınlarda, özellikle de masonların topluma yönelik açıklamalarında, kendi felsefelerini olabildiğince masum, akılcı ve hoşgörülü gibi göstermeyi amaçlayan bir üslup kullanılmaktadır. Üstteki alıntıda kullanılan "olumlu bilim ve akıl ilkelerini öğreterek insanları kalkındırmak" kavramı buna bir örnektir. Gerçekte masonluğun felsefesinin "olumlu akıl ve bilimle" bir ilgisi yoktur; bilime rağmen savunulan köhne bir hurafedir. Masonluğun "insanları kalkındırmak" gibi bir amacı da yoktur; bundan kasıt kendi felsefelerini insanlığa empoze etmektir. Bunu "halka rağmen" yapmaya kararlı olduklarını açıklamaları ise, "hoşgörülü" değil, totaliter bir dünya görüşüne sahip olduklarını göstermektedir.
Ruhun ve Ahiretin İnkarı
Masonlar materyalizm inancının bir gereği olarak insan ruhunun varlığını kabul etmezler ve ahiretin varlığını da kesin olarak reddederler. Buna rağmen, masonik kaynaklarda kimi zaman ölenler için "ebediyete intikal etmekten" söz edilir veya buna benzer manevi kavramlar kullanılır. Çelişkili gibi görünen bu durum aslında çelişkili değildir, çünkü masonların ruhun ölümsüzlüğüne dair tüm izahları sembolik anlamdadır. Mimar Sinan dergisindeki "Masonlukta Ölüm Sonrası" başlıklı bir makalede bu durum şöyle anlatılır:
Masonlar Üstad Hiram efsanesinde ölümden sonra dirilişi sembolik manada kabul ederler. Bu diriliş, hakikatın daima ölüme ve karanlığa üstün geleceğini belirler. Masonluk, bedenden ayrı bir ruhun mevcudiyeti ile uğraşmaz. Ölümden sonra diriliş, masonlukta insanlığa manevi ve maddi birtakım eserler verebilmektir. İnsanı ebedileştirecek olan bunlardır. Pek uzun gibi görünen, aslında kısa olan insan yaşamında, adları ölümsüzleşme konusunda belirginleşenler, yaşamları süresince bu başarıya erişmiş olanlardır. Adlarını ölümsüzleştirmiş olanların tüm çabalarını, gerek çağdaşlarını, gerek kendilerinden sonra gelecek kuşakları mutlu etmeye, onlara daha insancıl bir dünya sağlamaya sarf ettiklerini görüyoruz. Bunların güttükleri amaç, yaşayan insanların yaşamlarında etkin olan insancıl duyguları yükseltmektir... Asırlar boyunca ölümsüzlüğü aramış insanoğlu buna, yaptığı işler, hizmetler, fikirler sayesinde kavuşacak ve yaşantısına bir anlam verebilecektir. Bu sayede, Tolstoy'un belirttiği gibi, "Cennet burada, yeryüzünde kurulmuş olacak ve insanlar mümkün olan en yüksek iyiye kavuşacaklar." (Hasan Erman, Masonlukta Ölüm Sonrası, Mimar Sinan, 1977, Sayı 24, s. 57)
Üstad Mason Işındağ ise aynı konuda şunları yazmaktadır:
HERŞEYİN TÖZÜ (cevheri): Bunu enerji, özdek (madde) olarak benimseyen masonluk, herşeyin aşama aşama değişikliğe uğrayarak yine özdeğe döneceğini söyler ki, bilimsel anlamda ölümü tanımlamış olur. Bu durumda mistisizmin; ruh ve beden olarak ikiye ayırdığı güçlerden bedenin ölmesine karşın (rağmen) ruhun ölmediği, ruhlar evrenine göçtüğü, orada yaşamını sürdürdüğü ve ileride Tanrı buyruğuyla bir başka bedene geçtiği biçimindeki inancı, masonluğun benimsediği değişme-dönüşüm düşünüsüyle bağdaşamaz. Masonluk bu benimseyişini şöyle bir tümceyle desteklemektedir:
"Ölümünüzden sonra sizden kalacak ve ölmeyecek olan şey, olgunluklarınızın anısı ve yapıtlarınızdır." Masonluğun bu benimseyişi, bir filozofik düşünüş biçimidir ki, olumlu bilim ve akıl ilkelerine dayanır. Ruhun ölümsüzlüğü ve ölümden sonra dirilmesi şeklindeki dinsel inancın bu bilim-akıl prensipleriyle uzlaşması olanaksızdır. Öyleyse Masonluk bu konuda düşünü ve benimseyiş ilkelerini, pozitivist ve rasyonalist felsefe sistemlerinden almıştır. Böylece bu filozofik sorunda dinlerden ayrı bir düşünü, benimseyiş ve açıklamaya bağlanmıştır. (Dr. Selami Işındağ, Masonluğun Kendine Özgü Bir Felsefesi Var Mıdır, Yok Mudur?, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 97)
Ölümden sonra dirilişi reddetmek, ölümsüzlüğü ise "geride bırakılan maddi eserlerde" aramak... Bu düşünce masonlar tarafından "çağdaş bilimin gereği" gibi gösterilse de, gerçekte tarihin eski çağlarından bu yana inkarcılar tarafından inanılan bir hurafedir.
Üstad mason Selami Işındağ'ın Masonluktan Esinlenmeler adlı kitabında, masonluğun katıksız materyalist felsefesi şöyle açıklanmaktadır:
Bütün uzay, atmosfer, yıldızlar, doğa, cansız ve canlı dediğimiz herşey, atomlardan oluşmaktadır. İnsan da doğadaki çeşitli atomların toplamından başka bir şey değildir. Canlıların yaşamı, atomlar arası elektrik akımının bir dengesiyle sağlanmaktadır. Bu dengenin -atomlardaki elektrisitenin değil- ortadan kalkmasıyla öldüğümüz vakit, toprağa dönüşüp atomlara ayrılıyoruz. Yani özdekten (madde) enerjiden gelmişiz, özdeğe, enerjiye dönüşüyoruz. Atomlarımızdan bitkiler, onlardan da canlılar ve bizler yararlanıyoruz. Öyleyse herşey eşit hamurdan yapılmıştır. Ancak evrime erişmiş en son hayvan olan bizde beyin en yetkin (mükemmel) durumda bulunduğundan, bilinç oluşmuştur. Deneysel Ruhbilim'in verilerini göz önünde tutarsak, "duygu-zihin-buyrultu"dan oluşan üç ruhsal yaşantımızın, beyin korteks hücreleri ve hormonların dengeli fonksiyonları sonucu oluştuğu anlaşılmaktadır... Olumlu bilim ve akıl, hiçbir şeyin yoktan var edilmediğini ve yok olmadığını benimsemiştir. Buna göre insanın hiçbir güce minnettar ve borçlu olmadığı sonucunu çıkarma olanağı vardır. Evren bir total enerjidir. Başlangıcı ve sonu bilinmemektedir. Herşey bu total enerjiden doğar. Evrime uğrar, ölür, ama tümüyle kaybolmaz. Değişir ve dönüşür. Gerçek ölüm ve kayboluş yoktur. Sürekli değişme, dönüşme ve oluşma vardır. Ama bu büyük sorunu, bu evrensel gizemi (sır) bilimsel yasalarla açıklama olanağı yoktur. Bilim dışı açıklamalar da bir imgesel (hayali) tasarıdır, dogmadır, boş inançtır. Olumlu bilim ve akla göre, bedenden ayrı bir ruh olamaz. (Dr. Selami Işındağ, Panteizm-Kamutanrıcılık Felsefesi, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 189)
Bu satırlarda sıralanan görüşlerin aynısını, Marx, Engels, Lenin, Politzer, Sagan, Monod gibi materyalist düşünürlerin kitaplarında da bulabilirsiniz: Bunlar, evrenin sonsuzdan beri var olduğu, maddenin tek mutlak varlık olduğu, insanın maddeden ibaret olduğu ve bir ruha sahip olmadığı, maddenin kendi içinde evrimleştiği ve yaşamın böyle ortaya çıktığı gibi, temel materyalist hurafelerdir. Hurafe terimini kullanmak yerindedir, çünkü -Işındağ'ın "bunlar olumlu akıl ve bilimin sonuçlarıdır" şeklindeki iddiasının aksine- gerçekte tüm bu görüşler 20. yüzyılın ikinci yarısındaki bilimsel bulgular tarafından çürütülmüş durumdadır. Örneğin bugün bilim çevrelerince kesin kabul görmüş olan Big Bang teorisi, evrenin bundan milyarlarca sene evvel yoktan yaratıldığını bilimsel olarak ispatlamıştır. Termodinamik Kanunu, maddenin "kendi kendini düzenleme" gibi bir vasfı olmadığını, dolayısıyla evrendeki denge ve düzenin bilinçli bir yaratılışın eseri olduğunu göstermektedir. Biyoloji, canlılardaki olağanüstü düzenleri ortaya koyarak, tüm bunları var eden bir Yaratıcı'nın yani Allah'ın varlığını ispatlamaktadır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, Materyalizmin Sonu, Materyalizmin Çöküşü, Hayatın Gerçek Kökeni, Evrim Aldatmacası)
Işındağ satırlarının devamında, masonların gerçekte materyalist (ve dolayısıyla ateist) olduklarını, "Evrenin Ulu Mimarı" kavramını ise gerçekte maddi bir evrimi kastederek kullandıklarını şöyle açıklar:
Kısaca, hem de pek kısaca, bazı masonik ilkelere, düşünüş ve benimseyişlere de değinmek istiyorum: Masonluğa göre yaşam (hayat) tek hücreden başlar, değişme, dönüşme ve evrim (tekamül) ile insana kadar gelir. Başlangıcın kendiliği (mahiyet), nedenleri, amacı ve koşulları bilinemez. Yaşam, özdek-enerjiden çıkmıştır ve ona dönecektir. Evrenin Ulu Mimarı; ancak yüce bir prensip, iyilikler ve güzelliklerin sonsuz ufku, evrimin doruğu, en yüksek aşaması, insanlık ülküsü olarak düşünülüp benimsenirse, kişileştirilmezse, dogmatizmden kurtulma olanağı vardır. (Dr. Selami Işındağ, Panteizm-Kamutanrıcılık Felsefesi, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 190)
Görüldüğü gibi, masonluk felsefesinde "maddeden gelip maddeye gitmek" en temel inançlardan biridir. Konunun önemli bir yönü ise, masonların bu felsefeyi sadece kendilerine has bir inanç olarak görmemeleri, tüm topluma bu fikirleri yaymak istemeleridir. Işındağ, üstteki satırlarının ardından şöyle yazar:
Bu ilke ve öğretilerle yetkinleşen mason; insanları eğitmeyi... olumlu bilim ve akıl ilkelerini öğreterek onları kalkındırmayı bir görev olarak almıştır. Masonluk böylece insanlara halka dönüktür. Halka rağmen, halk için çalışır. (Dr. Selami Işındağ, Panteizm-Kamutanrıcılık Felsefesi, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 189-190)
Bu ifadeler masonluğun topluma yönelik iki özelliğini göstermektedir:
1) Masonluk, inandığı materyalist felsefeyi (yani bir Eski Mısır hurafesini) topluma "olumlu bilim ve akıl" kisvesi altında empoze etme çabasındadır.
2) Bunu, "halka rağmen" yapmaya niyetlidir, yani bir toplum Allah'a inansa, materyalist felsefeyi kabul etmek istemese bile, masonluk bu konuda ısrarlı davranacak, halkın rızasına rağmen onun dünya görüşünü değiştirmek için çaba harcayacaktır.
Burada mutlaka dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, masonluğun kullandığı terminolojinin aldatıcılığıdır. Masonik yayınlarda, özellikle de masonların topluma yönelik açıklamalarında, kendi felsefelerini olabildiğince masum, akılcı ve hoşgörülü gibi göstermeyi amaçlayan bir üslup kullanılmaktadır. Üstteki alıntıda kullanılan "olumlu bilim ve akıl ilkelerini öğreterek insanları kalkındırmak" kavramı buna bir örnektir. Gerçekte masonluğun felsefesinin "olumlu akıl ve bilimle" bir ilgisi yoktur; bilime rağmen savunulan köhne bir hurafedir. Masonluğun "insanları kalkındırmak" gibi bir amacı da yoktur; bundan kasıt kendi felsefelerini insanlığa empoze etmektir. Bunu "halka rağmen" yapmaya kararlı olduklarını açıklamaları ise, "hoşgörülü" değil, totaliter bir dünya görüşüne sahip olduklarını göstermektedir.
Ruhun ve Ahiretin İnkarı
Masonlar materyalizm inancının bir gereği olarak insan ruhunun varlığını kabul etmezler ve ahiretin varlığını da kesin olarak reddederler. Buna rağmen, masonik kaynaklarda kimi zaman ölenler için "ebediyete intikal etmekten" söz edilir veya buna benzer manevi kavramlar kullanılır. Çelişkili gibi görünen bu durum aslında çelişkili değildir, çünkü masonların ruhun ölümsüzlüğüne dair tüm izahları sembolik anlamdadır. Mimar Sinan dergisindeki "Masonlukta Ölüm Sonrası" başlıklı bir makalede bu durum şöyle anlatılır:
Masonlar Üstad Hiram efsanesinde ölümden sonra dirilişi sembolik manada kabul ederler. Bu diriliş, hakikatın daima ölüme ve karanlığa üstün geleceğini belirler. Masonluk, bedenden ayrı bir ruhun mevcudiyeti ile uğraşmaz. Ölümden sonra diriliş, masonlukta insanlığa manevi ve maddi birtakım eserler verebilmektir. İnsanı ebedileştirecek olan bunlardır. Pek uzun gibi görünen, aslında kısa olan insan yaşamında, adları ölümsüzleşme konusunda belirginleşenler, yaşamları süresince bu başarıya erişmiş olanlardır. Adlarını ölümsüzleştirmiş olanların tüm çabalarını, gerek çağdaşlarını, gerek kendilerinden sonra gelecek kuşakları mutlu etmeye, onlara daha insancıl bir dünya sağlamaya sarf ettiklerini görüyoruz. Bunların güttükleri amaç, yaşayan insanların yaşamlarında etkin olan insancıl duyguları yükseltmektir... Asırlar boyunca ölümsüzlüğü aramış insanoğlu buna, yaptığı işler, hizmetler, fikirler sayesinde kavuşacak ve yaşantısına bir anlam verebilecektir. Bu sayede, Tolstoy'un belirttiği gibi, "Cennet burada, yeryüzünde kurulmuş olacak ve insanlar mümkün olan en yüksek iyiye kavuşacaklar." (Hasan Erman, Masonlukta Ölüm Sonrası, Mimar Sinan, 1977, Sayı 24, s. 57)
Üstad Mason Işındağ ise aynı konuda şunları yazmaktadır:
HERŞEYİN TÖZÜ (cevheri): Bunu enerji, özdek (madde) olarak benimseyen masonluk, herşeyin aşama aşama değişikliğe uğrayarak yine özdeğe döneceğini söyler ki, bilimsel anlamda ölümü tanımlamış olur. Bu durumda mistisizmin; ruh ve beden olarak ikiye ayırdığı güçlerden bedenin ölmesine karşın (rağmen) ruhun ölmediği, ruhlar evrenine göçtüğü, orada yaşamını sürdürdüğü ve ileride Tanrı buyruğuyla bir başka bedene geçtiği biçimindeki inancı, masonluğun benimsediği değişme-dönüşüm düşünüsüyle bağdaşamaz. Masonluk bu benimseyişini şöyle bir tümceyle desteklemektedir:
"Ölümünüzden sonra sizden kalacak ve ölmeyecek olan şey, olgunluklarınızın anısı ve yapıtlarınızdır." Masonluğun bu benimseyişi, bir filozofik düşünüş biçimidir ki, olumlu bilim ve akıl ilkelerine dayanır. Ruhun ölümsüzlüğü ve ölümden sonra dirilmesi şeklindeki dinsel inancın bu bilim-akıl prensipleriyle uzlaşması olanaksızdır. Öyleyse Masonluk bu konuda düşünü ve benimseyiş ilkelerini, pozitivist ve rasyonalist felsefe sistemlerinden almıştır. Böylece bu filozofik sorunda dinlerden ayrı bir düşünü, benimseyiş ve açıklamaya bağlanmıştır. (Dr. Selami Işındağ, Masonluğun Kendine Özgü Bir Felsefesi Var Mıdır, Yok Mudur?, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 97)
Ölümden sonra dirilişi reddetmek, ölümsüzlüğü ise "geride bırakılan maddi eserlerde" aramak... Bu düşünce masonlar tarafından "çağdaş bilimin gereği" gibi gösterilse de, gerçekte tarihin eski çağlarından bu yana inkarcılar tarafından inanılan bir hurafedir.
Harun, Yahya, Adnan, Oktar
darwinizm,
evrim teorisi,
marksizm,
masonluk,
materyalizm
Deccali Sistem, Ateist Masonluğun Etkisi Altındadır
Allah'ı inkar adına ortaya çıkmış olan; insanlara, Allah'a karşı sorumlu olmayan başıboş birer hayvan oldukları telkinini veren, her şeyin tesadüflerle meydana geldiği iddiasını kitlelere yayan ve doğal seleksiyon iddiası ile tüm dünyaya zayıfların yok olması, güçlülerin ise hayatta kalması düşüncesini yayarak 20. yüzyılın başından itibaren bütün dünyayı zulme, dejenerasyona, kitle katliamlarına, savaşlara sürükleyen evrim teorisinin asıl koruyucusu, asıl destekleyicisi ateist masonluktur.
Evrim teorisini bugünkü hali ile ortaya atan ve bu aldatmacanın kitlelere yayılmasına önayak olan Charles Darwin'in dedesi Erasmus Darwin, İskoçya'da, Canongate Kilwinning no. 2 locasına bağlı ünlü bir ateist masondur. Charles Darwin de dedesi ile aynı locadandır ve 27 dereceden masondur. Charles Darwin'in kardeşleri de aynı şekilde masondur.6
Darwin'in görüşlerinin yayılmasından sonraki 150 yıl boyunca tüm dünyada Allah inancının zayıflamasının, ateistlerin çoğalmasının, dünyanın büyük bir karışıklık ve dejenerasyon içine girmesinin, dünya savaşlarının çıkmasının, toplumların içinde nefret ve öfkenin yayılmasının, kitle katliamlarının, cinayetlerin çoğalmasının, soykırım, ırkçılık gibi toplumları felakete götüren görüşlerin yaygınlaşmasının nedeni; bu aldatmacanın ateist masonluğa bağlı bir Darwinist diktatörlük idaresi altında dünyanın hemen her kurumuna, okullara ve devlet yönetimlerine yerleşmiş olmasıdır.
Kanlı komünist ve faşist liderler, Darwin'in evrim teorisine olan bağlılıkları ve hayranlıkları ile ünlüdürler. Bu kişiler dünyada fitne, bozgunculuk, zulüm sistemi kurarken, kendilerine evrim teorisini kaynak olarak aldıklarını belirtmekten kesinlikle çekinmemişlerdir. Ayrıca söz konusu kanlı liderlerin tamamı da ateist mason localarına bağlı birer masondurlar.
Kitleleri kana bulayan komünizmin kurucusu Karl Marx, Darwin'in kitabı Türlerin Kökeni ile ilgili olarak, "Bizim görüşlerimizin tabii tarih temelini içeren kitap budur işte" diyerek kendisine Darwin'in evrim teorisini temel aldığını açıkça ifade etmiştir.7 Marx, 32. dereceden Alman Grand Orient locasına bağlı bir masondur. Ateist olmasıyla tanınan Marx, Musevi kökenli olmasından her zaman rahatsızlık duymuş ve Yahudiler Olmadan Bir Dünya adındaki kitabında Musevilere ve Allah inancına olan öfkesini açıkça ifade etmiştir.8
Marx'ın görüşlerini kendilerine temel almış ve milyonlarca insanın katledilmesine sebep olmuş olan ve yine Darwin'e ve evrim teorisine hayranlıkları ile bilinen, Lenin ve Stalin de aynı şekilde ateist birer masondurlar. Lenin, Grand Orient locasına, Stalin ise, Gül Haç locasına bağlıdır. 9 Stalin, 60 milyon insanın hayatına malolduğu tahmin edilen yönetimi boyunca, evrim propagandasına büyük önem vermiştir. Otobiyografisinde şu sözler yer almaktadır:
Okullardaki öğrencilerimizin zihnini yaratılış fikrinden temizlemek için onlara üç şeyi özellikle öğretmeliyiz: Dünyanın yaşını, jeolojik orijinini ve Darwin'in öğretilerini.10
![]() |
| Dünyayı dinsizliğe, savaşlara, nefret ve amaçsızlığa sürükleyen liderlerin tamamı ateist masonlardır. |
Bu kişilerin tamamı Darwinist ve ateist masondurlar. Bu kişiler, Kuran, Tevrat ve İncil'e karşı olan, Allah'a başkaldıran deccal komitesini oluşturmaktadır.
Dünyayı dinsizliğe, dejenerasyona, nefret ve amaçsızlığa, savaşlara sürükleyen Darwin; onun fikir babası olan dedesi Erasmus Darwin, milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan ve Darwinizm'i destekleyen komünist ideolojinin kanlı liderleri, yüksek dereceden ateist birer masondurlar. Bugün, hiçbir bilimsel delili olmamasına karşın evrim teorisi, bütün dünyada kanunlarla korunmakta ve desteklenmektedir. Gençler, bu sapkın teoriyi öğrenmek, öğretmenler de savunmak zorunda bırakılmaktadır. Evrim teorisine karşı gelenler, derhal görevlerinden alınmakta, susturulmaktadır. Çünkü, dünyayı kana bulayan, toplumlara dinsizliği aşılamaya çalışan bu sapkın ideoloji, deccalin, yani ateist masonluğun en önemli kalesidir. Kanlı komünist ve faşist liderlerin bu teoriye kararlılıkla bağlı oldukları ve Darwin'in öğretilerini uygulayarak milyonlarca kişinin kanını döktükleri dikkate alındığında, bu deccal komitesinin dünya çapındaki etkisi anlaşılabilmektedir.
Ateist Masonluğun Temel Felsefesi Darwinizm
Darwin'in evrim kuramı doğada oluşan pek çok olayın Tanrı işi olmadığını gösterdi."14 (Allah'ı tenzih ederiz)
Masonlar, işte bu büyük yalanı ayakta tutabilmek ve kitlelere yayabilmek için evrim teorisini bilimsel bir teoriymiş gibi sunmaya çalışırlar. Oysa ateist masonların ön plana çıkardıkları evrim teorisi, tek bir bilimsel delille bile desteklenmemiş, yaratılışı ispatlayan 250 milyon fosil ve diğer bilimsel bulgular karşısında tümüyle çöküşe uğramış tarihin en büyük sahtekarlığı, bilim adına ortaya çıkmış en büyük aldatmacasıdır.Bir başka "mason yayını" olan Mimar Sinan dergisinde ise ateist masonluğun Darwinizm'e bakış açısı şu şekilde izah edilmiştir:
Bugün artık en uygar ülkelerden, en geri kalmışlarına değin tek geçerli bilimsel kuram Darwin'in ve onun yolunu izleyenlerinkidir.15
Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev; pozitif bilimden ... ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek bu inancımızı insanlar arasında yaymak, halkı pozitif bilimlerle (Darwinizmle) yetiştirmektir.16
İnsan, evrim bakımından, hayvandan ayrı değildir. İnsanın oluşması ve evrimi için, hayvanların tabi oldukları güçlerden ayrı, özel güçler yoktur.17
Bunu daha iyi anlayabilmek için, deccal sistemi olan ateist masonluğun, Darwin döneminde bu sapkın ideolojiyi nasıl destekleyip ön plana çıkardığını incelemek yerinde olacaktır.
Ateist Masonlar Tarafından Desteklenen Darwin
Darwinizm'in ateist masonluğun en büyük oyunlarından biri olduğu gerçeğini gözler önüne seren önemli bir örnek, bir mason toplantısında ateistler tarafından alınmış olan karardır. Paris'teki 33. Derece Mizraim Masonluk Yüce Konseyi'ne bağlı konsey üyeleri, toplantılarında evrimin bir bilim olarak desteklenmesi gerektiği kararını alırken, aslında bir yandan kendileri teoriyle alay etmektedirler:
İşte bu [evrim teorisinin bilimsel olduğu] bakış açısını kullanarak, bizler hiç durmaksızın, basınımız yoluyla bu teorilere körü körüne güvenilmesini sağlayacağız. Entelektüeller... bilgileriyle kendilerini övecekler ve herhangi mantıksal bir doğrulamaya gerek duymaksızın bilimden alabildikleri tüm bilgiyi faaliyete geçirecekler, temsilciliklerimizdeki uzmanlar onların zihinlerini bizim istediğimiz yönde eğitebilmemiz için tüm parçaları kurnazca bir araya getirdiler. Bir an için bunların boş sözler olduğunu düşünmeyin: Darwinizm için planladığımız başarılar üzerinde dikkatlice düşünün...18
Dikkat edilirse, evrim teorisinin şu anki sahte bilimsel görünümü, 33 derece ateist mason localarında tespit edilip kararlaştırılmış olan bir oyundur. Ateist masonlar, kendilerinin bile komik bulduğu bu aldatmacaya bilim süsü verebilmek için, kendi istedikleri şekilde davranan bilim adamlarını, kendilerinin yönlendirdiği basını kullanacaklarını açıkça belirtmektedirler. Ateist masonlar, Darwinizm adına gerçekleştirdikleri başarılardan bahsederken, aslında bir aldatmacanın üniversitelere, okullara, okul kitaplarına, tüm yayın organlarına bir gerçekmiş gibi girmesini, anti-Darwinist söylemlerde bulunanların susturulmasını, anti-Darwinist faaliyetlerin baskı yoluyla durdurulmasını kastetmektedirler. Ateist masonların Darwinizm için gerçekleştirdikleri bu sahte "başarılar", günümüzde öyle bir raddeye getirilmiştir ki, İngiliz kilisesi Darwin'den özür dilemeye, Papa, kendi evinde Darwinizm yanlısı konferanslar vermeye zorlanmıştır. İşte dünyaya hakim olan deccal sistemi olan ateist masonluğun, bir locada kararlaştırıp uyguladığı bu sapkın sistem, böylesine etkili olmaktadır.
Ateist masonluğun Darwinizm ile bağlantısının bir başka önemli delilini ise Darwin döneminde Darwin'in en büyük destekçisi olan ve Darwin'in bulldog'u olarak anılan Thomas Huxley'in faaliyetlerinden anlamak mümkündür. Huxley, İngiltere'nin en önemli bilim kurumlarından biri olan Royal Society'nin (Kıraliyet Akademisi) bir üyesiydi ve bu kurumun tüm diğer üyeleri gibi kıdemli bir masondu.19 Royal Society ya da uzun adıyla The Royal Society of London for The Improvement of Natural Knowledge (Doğasal Bilginin Geliştirilmesi İçin Londra Kraliyet Akademisi) 1662 yılında kuruldu. Kurumun bütün üyeleri istisnasız ateist masonlardan oluşuyordu.20
![]() |
| Thomas Huxley ve Royal Society binası |
Royal Society'nin diğer üyeleri de, hem kitabını yayınlamadan önce hem de yayınladıktan sonra Darwin'e büyük destek ve katkılarda bulundular. Özellikle ateistlerin oluşturduğu bu masonik kurum, Darwin'i ve Darwinizm'i o denli sahiplendi ki, bir süre sonra, aynı Nobel ödülleri gibi, her yıl başarılı bulduğu bilim adamlarına "Darwin madalyası" hediye etmeye başladı.
Kısacası kendisi de ateist bir mason olan Darwin tek başına değildi. Teorisini ortaya attığı andan itibaren "örgütlü" bir şekilde desteklendi. Bu örgütlü destek, çekirdeğini ateist masonların oluşturduğu sosyal sınıf ve gruplardan geliyordu. Marksist düşünür Anton Pannekoek, Marxism And Darwinism (Marksizm ve Darwinizm) adlı kitabında, bu önemli gerçekten söz eder ve burjuvazinin, yani Avrupalı zengin kapitalist sınıfın Darwinizm'i destekleyişini şöyle anlatır:
Bu iddia, ateist masonların evrim teorisine neden önem verdiklerini açıkça göstermektedir. Onların amacı, insanın ve tüm canlılığın tesadüfen meydana geldiği fikrini zihinlere yerleştirmek, böylece insanlara bu sapkın materyalist felsefeyi tutarlı gibi gösterebilmektir. Allah'ı inkar etmenin (Allah'ı tenzih ederiz) ve tesadüfleri sahte ilah şeklinde insanlara empoze etmenin tek yöntemi ise onlara göre evrim teorisidir. İşte bu nedenle ateist masonluk, her ne surette olursa olsun evrim teorisini destekler, savunur, toplumlara yaymaya çalışır ve sahtekarlıkla veya zorbalıkla bile olsa mutaka koruması altında tutar. Dünyada bu aldatmacanın ısrarla ve büyük bir fanatiklikle korunmasının ve dünyaya hakim bir Darwinist diktatörlük kurulmuş olmasının sebebi işte budur.
Daha önce detaylarını belirttiğimiz gibi, ateist masonluğun temel felsefesi Darwinizm'e dayanmaktadır. Çünkü Darwinizm, ateist masonluğun dayandığı noktaları, yani ateizmi, amaçsızlığı, savaşları ve dejenerasyonu, yani deccal sistemini meşru hale getirmek için ortaya atılmış ve bilimsel hiçbir yönü olmamasına rağmen bilimsel gibi gösterilmeye çalışılmış sahte bir ideolojidir.
Üst düzey bir mason olan Selami Işıldağ, ateist masonluğun, evrimi kayıtsız şartsız kabulünü şu sözlerle dile getirmiştir:
Bu sözlerde geçen "Evrenin Ulu Mimarı" adı verilen masonik kavram, ateist masonların taptıkları, şeytanı nitelendirmektedir. (Allah'ı tenzih ederiz.)
Bir başka kaynakta, ateist masonluğun evrim düşüncesi ile ilişkisi açıkça belirtilmekte ve Darwin'in büyükbabası Erasmus Darwin'in evrim fikrini ortaya atışının temel sebebinin ateist masonluğa dayanak oluşturması olduğu açıklanmaktadır:
Yine Darwinizm'in ateist masonluğa dayanan bir teori olduğu, George H. Steinmetz'in Freemasonry: Its Hidden Meaning (Masonluğun Gizli Anlamı) isimli kitabında şu sözlerle özetlenmiştir.
Yazar Phillip D. Collins, ateist masonik sistemi deşifre ettiği The Ascendancy of the Scientific Dictatorship (Bilimsel Diktatörlüğün Hakimiyeti) başlıklı yazısında, Darwinizm'in aslında nasıl ateistlerin oluşturduğu bir masonik aldatmacaya dayandığını şu sözlerle ifade eder:
Ateist masonluğun, Darwinizm'i ön plana çıkararak dünya savaşlarını çıkarması, kitle katliamları yapması, soykırım, ırkçılık gibi zulüm sistemlerini yayması da zor olmamıştır. Ateist masonluk, çeşitli üst düzey ateist masonları ön plana çıkararak, Darwinist ideolojiyi bir dayanak noktası haline getirerek ve bu ideolojiyle insanların beyinlerini yıkayarak, dünyaya korkunç bir felaket getirmiştir. 350 milyondan fazla insan, bu korkunç oyun neticesinde şehit olmuş veya yaşamını yitirmiş, insanlar ne olduğunu anlamadan iki büyük dünya savaşının yıkımını yaşamışlardır.
Phillip D. Collins, bu gerçeği şöyle özetlemektedir:
Phillip D. Collins'in bu konuyla ilgili diğer saptamaları da şu şekildedir:
İnsanların açık ve aleni şekilde söylenmiş bir yalana bu kadar körü körüne bağlanmış olmaları, dünya çapında bu aldatmacanın yayılması ve insanları, toplumları, ülkeleri etkisi altına almış olması elbette inanılması güç bir olaydır. Fakat söz konusu kitle aldatmacasının ateist masonların tekelinde olduğu gerçeği dikkate alındığında, bu aldanışın sebebi de anlaşılabilmektedir. Ateist masonların oyunu, kapalı kapılar ardındaki ateist localardan, tüm dünyaya ulaşacak olan etkili bir oyundur. Onlar, bir toplumu veya tüm dünyayı aldatmak istediklerinde, tıpkı evrim teorisinde olduğu gibi, ülkeleri, devlete bağlı kurumları, kişileri, basını, yani hegemonyaları altında olan her türlü yolu kullanarak bunu diledikleri şekilde yaparlar.
Şeytanın Düzeni, Mutlaka Yıkılıp Yok Olacaktır
Şeytana tapan deccal sistemi ateist masonluk, daima Allah taraftarları karşısında mağlup olacaktır. Şu an şeytana tapan ateist masonik teşkilat dünya üzerinde güçlü gibi görünmektedir. Oysa bu aldatıcıdır. Şeytanın büyük devletleri olması, milli politikalarının olması, istihbarat örgütlerinin olması hiçbir şey ifade etmemektedir. Bu çürük sistem, Allah'ın dilemesiyle, tek bir haftada, tek bir günde, hatta tek bir anda yıkılacak bir sistemdir. Şeytanın sistemi, ne kadar güçlü görünürse görünsün, Allah'ın dilemesiyle mutlaka yerle bir olacak şekilde yaratılmıştır.
Bu gerçeği tarihten görmek mümkündür. Şeytana tapan, ateist mason liderlerin yönettiği koskoca devletler, Allah'ın dilemesiyle bir anda yıkılıp yok olmuştur. Örneğin, Hitler bir satanist ve ateist bir masondu. Onun bir devlet politikası vardı. Gizli servisleri, gizli polisi, müthiş teşkilatlanmaları bulunuyordu. Fakat o, kendisine şeytanı sahte ilah edindiği için, şeytanın izinden giderek güçlü olacağını zannettiği için, şeytan onun devletini yıktırdı, onu perişan hale getirdi. Komünist diktatör Lenin, şeytanın emirlerini uygulayarak devletlere hükmeden güçlü bir lider görünümündeydi. Fakat sonunda delirerek, perişan bir halde öldü. Saddam Hüseyin de şeytanın direktiflerini uygulayan ateist bir masondu. Onun döneminde Irak ordusu, dünyanın en güçlü ordusuydu. Fakat ordu, yalnızca bir gün içinde çölün içinde kayboldu. Saddam'ın ise, dünyaya karşı yaptığı güç gösterisinin hemen ardından hayatı perişan halde son buldu.
Bütün bu olanlar, yalnızca bir günde veya bir anda gerçekleşmiştir. Güçlü görünen her şeytan taraftarı, Allah'ın onlara şeytanı bizzat musallat etmesiyle bir anda tüm güçlerini kaybetmişler, yıkılıp çökmüşlerdir. Bu kişiler, şeytanın bir gücü olduğuna inanarak yanılmışlardır. Oysa şeytanın hilesi zayıftır. Tüm güç ise yalnızca Allah'a aittir.
İşte bu sebeple yalnızca Allah'ın taraftarları galip gelecektir. Şeytanın ordusu, Peygamberlere karşı daima yenilgiye uğramıştır. Peygamberimiz (sav), Allah taraftarı olduğundan onu asla yenememişlerdir. Hz. Musa (a.s.), dönemin büyük güç sahibi lideri ve aynı zamanda da ateist bir mason olan Firavun'a karşı gelmiştir, fakat Firavun, Allah taraftarı olan Hz. Musa (a.s.)'ı yenememiştir. Dikkat edilirse, büyük bir ihtişam içinde yaşamış olan Firavun, sonraki kavimler için bir ibret vesilesi olacak şekilde ölmüştür. Yine aynı şekilde Hz. Süleyman (a.s.) da, ateist masonik teşkilatlanmaların tamamına karşı galip gelmiştir.
Allah taraftarları, tarihin hiçbir döneminde yenilmemişlerdir ve yenilmeyeceklerdir de. Allah'ı candan seven, büyük bir samimiyetle O'na yönelen herkes mutlaka deccal sistemine karşı galip gelecektir. Dünyaya hakim olmuş durumdaki deccali sistem, yani ateist masonluk da şu anda şeytanın geçmişteki taraftarları ile aynı konumdadır. Deccal güçlü gibi görünsede, şeytanın taraftarı olduğundan, onu, Rabbimiz'den büyük bir karşılık beklemektedir. Allah'ın taraftarları olan ahir zamanın iki büyük şahsı Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.), şeytana karşı mutlaka galip gelecektir. Deccali fikir sistemi, Allah'ın izniyle, tam anlamıyla çöküp yok olacaktır.
Kendilerini güçlü zanneden Darwinist zulüm sisteminin en kanlı liderleri, büyük bir perişanlık içinde ölmüşlerdir.
Kısacası kendisi de ateist bir mason olan Darwin tek başına değildi. Teorisini ortaya attığı andan itibaren "örgütlü" bir şekilde desteklendi. Bu örgütlü destek, çekirdeğini ateist masonların oluşturduğu sosyal sınıf ve gruplardan geliyordu. Marksist düşünür Anton Pannekoek, Marxism And Darwinism (Marksizm ve Darwinizm) adlı kitabında, bu önemli gerçekten söz eder ve burjuvazinin, yani Avrupalı zengin kapitalist sınıfın Darwinizm'i destekleyişini şöyle anlatır:
Marksizm'in önemini ve pozisyonunu, sadece proleter sınıf mücadelesindeki rolüne borçlu olduğu herkesçe bilinir... Darwinizm'in de Marksizm'le aynı tecrübeleri yaşadığını görmek zor değildir. Darwinizm, bilim dünyası tarafından objektif bir yaklaşımla tartışılarak ve test edilerek kabul edilmiş soyut bir teori değildir. Hayır, Darwinizm ilk adımı atar atmaz, hevesli destekçileri ve tutkulu düşmanları olmuştur. Darwin'in ismi, teorisinden az bir şey anlayan insanlar tarafından yüceltilmiştir... Darwinizm de, sınıf mücadelesinde bir rol oynamıştır ve bu rol sayesinde hızla yayılmış, tutkulu taraftarlar ve çetin düşmanlar kazanmıştır.21
Sahte Darwinizm İdeolojisinin Destekçileri Daima Ateist Masonlar Olmuştur
Üst düzey bir mason olan Selami Işıldağ, ateist masonluğun, evrimi kayıtsız şartsız kabulünü şu sözlerle dile getirmiştir:
Kısaca, hem de pek kısaca, bazı masonik ilkelere, düşünüş ve benimseyişlere de değinmek istiyorum: (Ateist) Masonluğa göre yaşam (hayat) tek hücredn başlar, değişme, dönüşme ve evrim (tekamül) ile insana kadar gelir. Başlangıcın kendiliği (mahiyet), nedenleri, amacı ve koşulları bilinemez. Yaşam, özdek-enerjiden çıkmıştır ve ona dönecektir. Evrenin Ulu Mimarı; ancak yüce bir prensip, iyilikler ve güzelliklerin sonsuz ufku, evrimin doruğu, en yüksek aşaması, insanlık ülküsü olarak düşünülüp benimsenirse, kişileştirilmezse, dogmatizmden kurtulma olanağı vardır.22 (Allah'ı tenzih ederiz)
Bir başka kaynakta, ateist masonluğun evrim düşüncesi ile ilişkisi açıkça belirtilmekte ve Darwin'in büyükbabası Erasmus Darwin'in evrim fikrini ortaya atışının temel sebebinin ateist masonluğa dayanak oluşturması olduğu açıklanmaktadır:
...Evrim, reenkarnasyon ile bağlantılı bir gizem dinidir. İşte bu nedenle New Age takipçileri de evrim öğretilerine inanırlar. Evrim, doğal seleksiyonun tüm canlıları daha az gelişmişten, kompleks hale getirdiğini öne sürer (insan ise milyarlarca yıl süren tesadüflerle dolu bu aşamalı gelişimin son ürünüdür). Reenkarnasyon da insanın mükemmelliyete ulaşana dek birçok hayat yaşayarak sonsuz olarak evrimleştiğini öğretir.23
Masonik alegoride ve sembollerde gizlenen bu eski ve gizli öğreti evrimi Darwin'in şimdiye dek öğrettiği gibi açıklar: Reenkarnasyon ve Karma, bilimsel astrolojinin bir parçasıdır.24
Darwinizm teorisi '-izm'lerin, hafifçe örtülmüş büyücülükle ilgili kavramların, felsefi doktrinlerin ve ideolojilerin yoğun bir karışımıdır. Yine, Tennenbaum'un, Darwinizm, "absürd (akıl almaz) derecede mantıksız önermelere dayanır, bunlar bilimsel gözlemlerden elde edilmemiş, fakat suni olarak dışarıdan, politik ve ideolojik nedenlerle ortaya atılmıştır," açıklaması, özlü ve doğrudur.25
Phillip D. Collins, bu gerçeği şöyle özetlemektedir:
The Secret Cult of the Order (Düzenin Gizli Kültü) adlı eserinde Anthony Sutton şöyle demektedir: 'Marx ve Hitler, her ikisinin de felsefi temelleri Hegel'e dayanır. İşte Darwin, Marx ve Hitler'in kesiştiği Hegelci bağlantı noktası buradadır. Nietzsche-izm, Darwinizm ve Marksizmin hep birlikte Siyonun Akıllı Adamları Protokolünde yer aldığı düşünüldüğünde, bu bir tesadüf değildir. Nazizm (faşizmin bir varyasyonu) Nietzche-izmden türemiştir. Komünizm, Marksizm'den çıkmıştır. Her ikisi de Hegelci ilkelere dayanmaktadır. Dahası, her ikisi de Darwinizm "bilimiyle" meşru kılınmış 'bilimsel diktatörlükler'dir.
Hitler ve Marx'ın, her ikisinin de Darwinist evrime olan ilgileri tarihi bir gerçektir. Londra'da yaşadığı dönemde Karl Marx, T. H. Huxley tarafından verilen evrim teorisi konferanslarına katılmaktadır.
Komünizmin sınıf savaşı kavramıyla, Darwin'in doğal seleksiyon ilkesi arasındaki şaşırtıcı benzerliği fark eden Marx, Darwin'e 1873 yılında Das Kapital kitabının bir kopyasını göndermişti. Evrim düşüncesinden büyülenen Marx, bir sonraki cildi Darwin'in kendisine adamasını istemişti.26Araştırmacı Ian Taylor, bu konuda şu açıklamayı yapmaktadır:
Faşizm ya da Marksizm, sağ kanat ya da sol - ... elbette bu yolların zemini Darwin'in evrim teorisidir.27
Evolution and Ethics (Evrim ve Ahlak Bilimi) adlı kitabında Keith açıkça şunları söyler: 'Benim sürekli ifade ettiğim gibi Alman Führer (Hitler) bir evrimcidir: Bilinçli olarak Almanya'daki uygulamaların evrim teorisine uygun olmasını hedeflemiştir.'28
Mein Kampf kitabını analiz eden Werner Maser, Hitler'in "biyoloji, tapınma, güç ve mücadele gibi kavramlarından ve onun tarihte ahlak şartı görüşlerini reddetmesi"nden Darwin'in sorumlu olduğunu açıklamıştır.29
Komünizm ve Nazizm uygulamalarının her ikisinde de sonuçta inanılmaz kan akıtılmıştı. Bu Darwinist düşüncenin doğal sonucuydu ve 'bilimsel diktatörlüğün' bir mirasıydı.30Ateist masonluk, yani deccaliyet, Darwinizm görünümü altında kitlelere sızarak milyonlarca insanın katledilmesine yol açmıştır. Bu deccali sistem, ülkeleri yıkmış, inananlara yönelik katliamların bir numaralı sorumlusu olmuştur. Ve bu deccali sistemin yöntemleri her zaman insanlara makul gösterilmeye çalışılmış, evrim kılıfı ile kamufle ederek bilimsel bir dayanağı varmış gibi gösterilmiştir. Oysa evrim teorisi, bilimsel tek bir delille bile desteklenmediği gibi, bilimsel her bulgu, bu teoriyi tekrar tekrar yıkmaktadır. Darwinizm'in büyük bir aldatmaca olduğu kesin, ispatlı bir gerçektir.
Darwin'in düşüncelerini uygulayan komünistler ve faşistler, milyonlarca insanı öldürmüşlerdir. Bu grupların her ikisi de elitler (Illuminati) içerisinde çıkar ve günümüzde de aynı hedefleri sürdürmektedirler. Darwinist 'güçlü olanın hayatta kalması' iddiası sonucunda zafere ulaşmak için kan dökülmesi şarttır.31
İnsanların açık ve aleni şekilde söylenmiş bir yalana bu kadar körü körüne bağlanmış olmaları, dünya çapında bu aldatmacanın yayılması ve insanları, toplumları, ülkeleri etkisi altına almış olması elbette inanılması güç bir olaydır. Fakat söz konusu kitle aldatmacasının ateist masonların tekelinde olduğu gerçeği dikkate alındığında, bu aldanışın sebebi de anlaşılabilmektedir. Ateist masonların oyunu, kapalı kapılar ardındaki ateist localardan, tüm dünyaya ulaşacak olan etkili bir oyundur. Onlar, bir toplumu veya tüm dünyayı aldatmak istediklerinde, tıpkı evrim teorisinde olduğu gibi, ülkeleri, devlete bağlı kurumları, kişileri, basını, yani hegemonyaları altında olan her türlü yolu kullanarak bunu diledikleri şekilde yaparlar.
Şeytanın Düzeni, Mutlaka Yıkılıp Yok Olacaktır
Şeytana tapan deccal sistemi ateist masonluk, daima Allah taraftarları karşısında mağlup olacaktır. Şu an şeytana tapan ateist masonik teşkilat dünya üzerinde güçlü gibi görünmektedir. Oysa bu aldatıcıdır. Şeytanın büyük devletleri olması, milli politikalarının olması, istihbarat örgütlerinin olması hiçbir şey ifade etmemektedir. Bu çürük sistem, Allah'ın dilemesiyle, tek bir haftada, tek bir günde, hatta tek bir anda yıkılacak bir sistemdir. Şeytanın sistemi, ne kadar güçlü görünürse görünsün, Allah'ın dilemesiyle mutlaka yerle bir olacak şekilde yaratılmıştır.
Bu gerçeği tarihten görmek mümkündür. Şeytana tapan, ateist mason liderlerin yönettiği koskoca devletler, Allah'ın dilemesiyle bir anda yıkılıp yok olmuştur. Örneğin, Hitler bir satanist ve ateist bir masondu. Onun bir devlet politikası vardı. Gizli servisleri, gizli polisi, müthiş teşkilatlanmaları bulunuyordu. Fakat o, kendisine şeytanı sahte ilah edindiği için, şeytanın izinden giderek güçlü olacağını zannettiği için, şeytan onun devletini yıktırdı, onu perişan hale getirdi. Komünist diktatör Lenin, şeytanın emirlerini uygulayarak devletlere hükmeden güçlü bir lider görünümündeydi. Fakat sonunda delirerek, perişan bir halde öldü. Saddam Hüseyin de şeytanın direktiflerini uygulayan ateist bir masondu. Onun döneminde Irak ordusu, dünyanın en güçlü ordusuydu. Fakat ordu, yalnızca bir gün içinde çölün içinde kayboldu. Saddam'ın ise, dünyaya karşı yaptığı güç gösterisinin hemen ardından hayatı perişan halde son buldu.
Bütün bu olanlar, yalnızca bir günde veya bir anda gerçekleşmiştir. Güçlü görünen her şeytan taraftarı, Allah'ın onlara şeytanı bizzat musallat etmesiyle bir anda tüm güçlerini kaybetmişler, yıkılıp çökmüşlerdir. Bu kişiler, şeytanın bir gücü olduğuna inanarak yanılmışlardır. Oysa şeytanın hilesi zayıftır. Tüm güç ise yalnızca Allah'a aittir.
İşte bu sebeple yalnızca Allah'ın taraftarları galip gelecektir. Şeytanın ordusu, Peygamberlere karşı daima yenilgiye uğramıştır. Peygamberimiz (sav), Allah taraftarı olduğundan onu asla yenememişlerdir. Hz. Musa (a.s.), dönemin büyük güç sahibi lideri ve aynı zamanda da ateist bir mason olan Firavun'a karşı gelmiştir, fakat Firavun, Allah taraftarı olan Hz. Musa (a.s.)'ı yenememiştir. Dikkat edilirse, büyük bir ihtişam içinde yaşamış olan Firavun, sonraki kavimler için bir ibret vesilesi olacak şekilde ölmüştür. Yine aynı şekilde Hz. Süleyman (a.s.) da, ateist masonik teşkilatlanmaların tamamına karşı galip gelmiştir.
Allah taraftarları, tarihin hiçbir döneminde yenilmemişlerdir ve yenilmeyeceklerdir de. Allah'ı candan seven, büyük bir samimiyetle O'na yönelen herkes mutlaka deccal sistemine karşı galip gelecektir. Dünyaya hakim olmuş durumdaki deccali sistem, yani ateist masonluk da şu anda şeytanın geçmişteki taraftarları ile aynı konumdadır. Deccal güçlü gibi görünsede, şeytanın taraftarı olduğundan, onu, Rabbimiz'den büyük bir karşılık beklemektedir. Allah'ın taraftarları olan ahir zamanın iki büyük şahsı Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.), şeytana karşı mutlaka galip gelecektir. Deccali fikir sistemi, Allah'ın izniyle, tam anlamıyla çöküp yok olacaktır.
![]() |
| Hitler - Saddam - Lenin |
Harun, Yahya, Adnan, Oktar
evrim teorisi,
faşizm,
komünizm,
masonluk,
sosyal darwinizm
A9 TV'nin Amblemi ve Horus'un Gözü Arasındaki Benzerlik Hakkında
Firavun dönemindeki resimlerde A9 amblemine benzerlikler olması, Allah'ın 3000 yıl once onları yıkacak sistemi ilham ettiğini gösteriyor.
Darwinistler, ''Darwinizm İle Allah İnancı Çelişmez'' Aldatmacasını Telkin Ederler
Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını insanlara kanıtlamıştır...
Darwinizm'in temelini materyalizm oluşturur. Materyalizm yanılgısına göre madde sonsuzdur ve maddenin üzerinde herhangi bir güç yoktur. Bir başka deyişle materyalizm, tüm evreni oluşturan madde üzerinde ona hakim olan, onu sürekli kontrolü altında tutan üstün bir Yaratıcı'nın varlığını reddeder. (Allah'ı tenzih ederiz.) Maddenin mutlak varlığı ön kabulüyle ortaya atılmış olan Darwinizm'i ayakta tutma çabasının, bu çaba için bütün aldatmacaların, sahtekarlıkların göze alınmasının tek nedeni, tüm varlıkları üstün ve güçlü bir Yaratıcı'nın yarattığı gerçeğinin kabul edilmesini engellemeye çalışmaktır. Darwinistler son 150 yıldır bu çabanın peşinde olmuşlar, bunun için mücadele etmişlerdir. Darwinizm'in sahte bir din olarak benimsenmesinin en büyük sebebi işte budur.
Ancak bu gerçek insanlardan genellikle gizlenir, çünkü bu durum geniş halk kitlelerinin Darwinizm'e sempati duymasını engelleyecektir. Özellikle Allah'a iman edip derin bir saygı duyan, inançlı insanlar üzerinde olumsuz bir etki uyandıracaktır. Darwinizm'in Allah inancına karşı bir teori olması, Darwin döneminde de dindar kesimlerinin tepkisini çekmiş, teori dönemin insanları tarafından kolay benimsenmemiştir. Benimsenmeye başlanması, Darwinist telkinler ve propagandalar sonucunda olmuştur. fiu anda da okullarda insanın maymundan geldiğini, dinozorların havalanıp uçmaya başladığını öğrenen insanlar, evrim teorisinin zararsız bilimsel bir teori olduğu kanısındadırlar genellikle. Teorinin gerçek yüzünden ise habersizdirler. Dünya üzerindeki dinsizliğin, dikta yönetimlerinin, savaşların, katliamların, zalimliğin, dejenerasyonun, terörün, ülkemizde Mehmetçiğimizin şehit edilmesinin temel sebebinin bilimsellikten uzak bu sapkın teori olduğunu bilmemektedirler.
Darwinistler de savundukları dogmanın gerçek yüzünü gizlemeye çalışırlar. İşte bu nedenle, Allah'a iman eden kitleleri yönlendirebilmek, Darwinizm'i kendilerince zararsız gösterebilmek ve onların da desteğini kazanabilmek için Darwinizm'in dinle çelişmediği yalanını yaymaya çalışırlar. Bu yolla taraftar kazanacaklarına ve evrim teorisi karşısında yapılan fikri mücadelenin daha zayıflayacağına inanmaktadırlar. Bu amaçla ortaya attıkları "evrimsel yaratılış" yalanı, son derece mantıksız ve tutarsız olmasına rağmen, el altından desteklenmekte, Darwinistler tarafından sürekli gündeme getirilmektedir. Hatta bunun için, Darwin'in kendisinin bile dindar bir kişiliğinin olduğu aldatmacasına başvurulmaktadır. Ateist ve Darwinist Richard Dawkins, bu konuda görev yapan bir Darwinist lobinin varlığını şu sözlerle itiraf etmektedir:
Özellikle oluşturulmuş bir çeşit evrimi koruma lobisi var. Bunların büyük bir çoğunluğunu ateistler oluşturuyor. Ama bu kişiler, gözü dönmüş şekilde, ortalı ve makul dindarlarla dost olmak istiyorlar. Ve bunu yapabilmenin tek yolu, evrim ile din arasında hiçbir uyuşmazlık olmadığını söylemektir.
Oysa evrim ile din hiçbir şartta hiçbir şekilde bağdaşamaz. Darwinistler, kendileri Allah'a inanmadıkları, tesadüfleri ilahlaştırdıkları (Allah'ı tenzih ederiz), yaratılış gerçeğine tamamen karşı oldukları ve bu uğurda mücadele yürüttükleri halde, bir anda Allah'ın kainatı evrimle yarattığı aldatmacasının en büyük savuncusu haline gelirler. Oysa Darwinistler, materyalizme olan bağlılıkları nedeniyle, Allah inancını hiçbir zaman kabul etmezler. Darwinist olmak, Allah inancını reddetmeyi de beraberinde getirir. Bir insanın, bilimsel hiçbir delili olmayan, tesadüfleri ilahlaştıran bu pagan dininin destekçisi olmasının tek nedeni Allah'ın varlığını reddedebilmektir (Allah'ı tenzih ederiz). Ve Darwinistlerin, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek için yapmayacakları şey yoktur.
İşte bu sebeple, bu aldatmacaya karşı dikkatli olunmalıdır!
Gazeteci Larry Witham, Darwinizm'in sahte bir din olduğunun açıklandığı ve Darwinist diktatörlüğün baskı ve dayatmalarının anlatıldığı Expelled "No Intelligence Allowed" belgeselinde konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:
Evrim teorilerinin tümünde kesin olarak iddia edilen şey, ya Allah'ın olmadığı (Allah'ı tenzih ederiz) veya Allah'ın, yarattıkları üzerinde hiçbir kontrolü olmadığıdır (Allah'ı tenzih ederiz). Bu sebeple, doğal olarak, pek çok evrimcinin de söylediği gibi, evrim, ateizm için en güçlü araçtır.
İşte Darwinistler, Allah inancını kesin olarak reddettikleri halde, insanlara karşı bu çirkin oyunu oynarlar. Oysa bu çirkin aldatmacaya inananlar, şu gerçeği düşünememektedirler: Yüce Allah kuşkusuz tüm varlıkları çeşitli vesilelerle yaratmaya kadirdir. Rabbimiz, dilerse canlıları evrimi vesile edip de yaratabilirdi. Fakat böyle yaratmamıştır. Tüm varlıklar, yeryüzü üzerinde yoktan var olmuşlar, yoktan yaratılmışlardır.
Fakat Kuran'da evrime işaret eden tek bir ayet dahi yoktur. Kuran'a göre tüm evren ve canlılar, Rabbimiz'in "Ol" emri ile yaratılmıştır. Allah, indirdiği tüm ilahi dinler ile insanlara, tüm kainatı yoktan, tek bir emir ile yarattığını ve ona dilediği biçimde şekil verdiğini bildirmiştir. Nitekim yeryüzündeki delillere baktığımızda da yaratılışın, Kuran'da tarif edildiği şekilde olduğunu görürüz. Bulunan her canlı fosili mükemmeldir. Aniden, mükemmel görünümleriyle ortaya çıkmış ve hiçbir değişime uğramamışlardır. Canlılar, milyonlarca yıl boyunca değişmemişlerdir. Canlılığın cansızlıktan oluşma ihtimali yoktur. Tek bir proteinin bile tesadüfen var olması imkansızdır. Olağanüstü komplekslikteki canlı türlerinin birbirine dönüşümleri gibi bir iddia, bilimsellikten tamamen uzaktır. Bir canlıya yepyeni, faydalı bir bilgi ekleyecek bir mekanizma yoktur. Bilim, tüm canlıların proteinlerine, hatta atomlarına kadar muhteşem bir kompleksliğe sahip olduklarını, aniden ortaya çıktıklarını ve birbirlerine dönüşmediklerini kesin ve reddedilemez delillerle ortaya koymuştur. Dolayısıyla Allah'ın evrimle yarattığına dair bir iddia, büyük bir yalandır, Darwinist aldatmacanın bir parçasıdır. (Konuyla ilgili detaylı bilgi için bakınız, Harun Yahya, Kuran Darwinizm'i Yalanlıyor)
Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermektedir. Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını insanlara kanıtlamıştır. Eğer yeryüzünde Allah'ın evrimi vesile ederek yarattığına dair deliller bulunmuş olsaydı ve Allah Kuran'da bunu bize bildirseydi, "Rabbimiz evrimle yaratmış" düşüncesi elbette inananlar tarafından hemen kabul edilir ve savunulurdu. Ancak Allah Kuran'da "Ol" emriyle yarattığını haber vermektedir ve evrimle yaratışa dair hiçbir ayet yoktur. Üstelik, kesin ve net olarak evrime dair tek bir bilimsel delil bulunmamaktadır. fiu durumda gerçekler açıktır. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir. Tüm varlıklar, ulu Rabbimiz Allah'ın emri ile bir anda, yoktan yaratılmışlardır. Kuşkusuz yaratmak için Allah'ın sebeplere ihtiyacı yoktur. (Allah'ı tenzih ederiz.) Darwinistlerin kavramaları gereken en önemli nokta budur.
İnsanın ve canlıların evrimle meydana geldiğini iddia edenler, nurdan yaratılmış meleklerin, ateşten yaratılmış cinlerin oluşumunu elbette ki evrimle açıklayamazlar. Allah'ın kadrini takdir edemeyen, Allah'ın tüm sebeplerden münezzeh olduğunu fark edemeyen ve Rabbimiz'in her şeyi sadece "Ol" emriyle yarattığını kabul edemeyen insanlar için meleklerin ve cinlerin varlığı, tüm sahte iddiaları ortadan kaldırır. Çünkü cinlerin ve meleklerin varlığı şu açık gerçeği ortaya çıkarır: Melekler ve cinler evrimle yaratılmadıkları gibi, insan da evrimle yaratılmamıştır.
Darwinizm'i körü körüne savunanlar, Kuran'da belirtilen Hz. Musa (a.s.)'ın asasının yılana dönüşmesini ve Hz. İsa (a.s.)'ın çamurdan yaptığı kuşun canlanmasını asla açıklayamazlar.
Hz. Musa (a.s.)'ın dayanıp ağaçtan yaprak düşürdüğü asası, Allah'ın emri ile bir anda canlı, üreyen, beslenen, mükemmel, tam ve kusursuz bir yılan haline gelmiştir. Bir tahta parçası, Allah'ın dilemesiyle anında mükemmel bir yılana dönüşmüştür. Bu delil, Kuran'da evrim teorisine delil olduğu iddiasını kesin olarak ortadan kaldırmaktadır.
Hz. İsa (a.s.)'ın çamurdan yaptığı kuş, Allah'ın izni ve dilemesiyle bir anda canlı, mükemmel, tam ve kusursuz kanat yapısı ile uçabilen, üreyebilen, beslenebilen kuşa dönüşmektedir. İşte bu yoktan yaratılış, Darwinistlerin asla açıklamasını yapamayacakları büyük bir mucizedir. Ve yeryüzündeki tüm canlıların yoktan yaratılışına bir delildir.
Tüm bunların ortaya koyduğu açık bir sonuç vardır. Evrim ile Allah inancıyla çelişmediğini iddia eden Darwinistler, aslında dindar insanları büyük bir aldatmacaya sürüklemeye çalışmakta, onların samimi inançlarını istismar etmek için uğraşmaktadırlar. Bugün Allah inancının karşısındaki en büyük tehlikelerden ve en büyük karşıtlardan biri Darwinizm'dir. Darwinizm doğrudan Allah inancına karşı mücadele halinde olan deccalin en etkili ve en geniş çaplı oyunudur. Allah inancına sahip samimi dindarların, bu tehlikeyi görüp buna karşı yoğun bir ilmi faaliyet içinde olmaları gerekmektedir. Bu büyük tehlikeyi zararsız sanıp onun destekçisi olmak, tehlikeyi daha da büyütecek, Allah inancına karşı mücadele halinde olan tehlikeli bir akıma destek sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki, Darwinizm, sahte ve sapkın bir pagan dinidir ve yegane amacı, insanları dinsizliğe sürüklemektir.
Masonluğun Sosyal Silahı Darwinist Aldatmacanın Sonu
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda artık Darwinizm’in bütün sahtekarlıkları ortaya çıkmıştır. Darwinistlerin 150 yıldır öne sürdükleri tüm ara form örneklerinin sahte olduğu anlaşılmıştır...
Darwinizm, kitleleri dinsizliğe sürükleyen, dünyaya katliamlar, savaşlar getiren, toplumları dejenerasyona, anarşiye, bozgunculuğa ve cinayetlere sevk eden deccalin büyük bir fitnesidir. Bu fitne, tarihin en sapkın ve en büyük kitle aldatmacasıdır. 150 yıl boyunca devam etmiş olan bu kitle aldatmacası, şu an Darwinistlerin şaşkın bakışları altında çöküşe uğramakta ve insanlar 150 yıldır aldatılmış olmanın şokunu yaşamaktadırlar. Deccalin oyunu bitmiştir. Deccal artık ölmüştür. Kitle aldatmacası son bulmuştur. Batıl olan din, Allah’ın hak dini karşısında yerle bir olmuştur. Bu ayki kapak yazımız deccalin en büyük oyununun kesin yıkılışının ve masonların uğradığı hüsranın delillerini sunmaktadır.
* Masonların dünya çapındaki propagandası sonucunda Yaratılış gerçeğine karşı getirilen engellemeler neden sonuç vermemiştir?
* Bazı Darwinistlerin evrim teorisinin uğradığı yıkıma rağmen takındıkları “bir şey olmadı ki” psikolojisi, aslında neye işaret etmektedir?
* Sayın Adnan Oktar’ın bu deccali sisteme karşı 30 yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü ilmi mücadelenin dünya çapındaki muazzam etkileri nelerdir?
Bir bilim adamı, o zamana kadar hiç kimsenin keşfedemediği, hücrenin olağanüstü yapısının “yalnızca bir bölümünü” keşfettiği için Nobel ödülüne layık görülür. Ama aynı bilim adamı, ödülünü aldıktan sonra öğrencilerine o hücrenin bir çamur birikintisinden rastgele oluştuğu masalını anlatmakta hiçbir sakınca görmez. Aynı bilim adamı, sayısız bilimsel çalışmanın altında imzası olmasına rağmen, öğrencilerine büyük birer sahtekarlık örneği olan Piltdown adamını, Haeckel’in sahte embriyo çizimlerini, sanayi kelebekleri iddiasını evrimin en büyük delilleriymiş gibi anlatmaktan çekinmez.
İşte deccal sistemi olan masonluğun oluşturduğu büyünün etkisi, Darwinistleri bu kadar acınacak hale getirir. Deccal, Darwinizm ile neredeyse bütün beyinlere ulaşmış, insanları uzun bir süre boyunca aldatmış, yalan söylemiş, sahtekarlık yapmıştır. İnsanların pek çoğu körü körüne, bilinçsizce, farkında olmadan bu yalana uymuş, yıllarca kendisini adeta hayvan soyunun bir parçası olarak görmüş, hatta bu sebeple vahşileşmiş, umursuzlaşmış, Allah’a karşı sorumluluklarından uzaklaşmıştır. Deccal, yani masonluk, Darwinizm’i kullanarak dünyanın en büyük aldatmacalarından birini yeryüzüne yaymıştır. Deccalin etkisi ile Darwinizm, tarihin en büyük kitle aldatmacası haline gelmiştir. Fakat deccal sistemini yayan masonların bu alandaki başarısı, sahte bir başarıdır. Çünkü Darwinizm aldatmacası artık sona ermiştir.
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda artık Darwinizm’in bütün sahtekarlıkları ortaya çıkmıştır. Darwinistlerin 150 yıldır öne sürdükleri tüm ara form örneklerinin sahte olduğu anlaşılmıştır. Dünyanın hemen her yeri kazılmış, 250 milyondan fazla fosil çıkarılmış ama bunların tek bir tanesinin bile ara form olmadığı açıkça görülmüştür. Fosillerin tamamının mükemmel canlıları temsil ettiği, büyük bir çoğunluğunun da günümüz canlılarına ait olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar, bu kanıt ile, canlıların bugünkü görünümleriyle ortaya çıktıklarını ve hiçbir değişim geçirmediklerini anlamışlardır. İşte insanlar, bu gerçek ile, Darwinistlerin neden fosilleri sakladıklarını, neden bilimsel delilleri insanlardan gizlemeye çalıştıklarını da anlamışlardır. Mikrobiyoloji, paleontoloji, moleküler biyoloji, genetik gibi bilimlerin ortaya koyduğu sonuçlar karşısında , evrim teorisinin gerçekleşmesi imkansız bir teori olduğu kesin olarak ispatlanmıştır.
Bütün bunların yanı sıra, Darwinist-lerin (Allah’ı tenzih ederiz) Allah inancına ve yaratılış gerçeğine karşıt bir tutum içinde oldukları ve bunun nedeninin de Darwinizm’i, sapkın bir din gibi benimsemeleri olduğu görülmüştür. Böylelikle Darwinistlerin, insanları aldatabilmek için neden türlü türlü aldatmaca ve sahtekarlığa başvurdukları da anlaşılmıştır.
Yaratılış Atlası’nın ve Fosil Sergilerinin Bu Uyanıştaki Muazzam Etkisi
Evrimi reddeden çok fazla sayıda delil vardır. Artık insanlar, evrimin bir aldatmaca olduğunun açıkça farkına varmışlardır. Evrim teorisinin tek bir delille bile desteklenmediğinin bilincindedirler. Darwinist aldatmacanın etkisine girmeleri artık, Allah’ın dilemesiyle, imkansızdır.
İnsanlar evrim teorisinin geçersizliğinin delillerini gösteren sergilere gitmiş, yaşayan fosilleri incelemişlerdir. Fosillerin her birine kendi elleriyle dokunmuşlar, onları kendi gözleriyle görmüşlerdir. Canlıların milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmış olduklarını, hiçbir evrim geçirmediklerini hayranlık içinde öğrenmişlerdir. Yaratılış Atlası‘nın her bir sayfasını dikkatle incelemiş, günümüzde yaşayan canlı türlerinin milyonlarca yıl önce de aynı şekilde var olduklarına kendileri kanaat getirmişlerdir. Yeryüzünün; araştırılıp incelendiği her an, sürekli olarak yaratılış gerçeğini destekleyen kanıtlar sunduğunu anlamış durumdadırlar. Darwinistlere yapılan; dünyanın en ünlü meydanlarında “yalnızca tek bir ara fosil göstermeleri” çağrısının, derin bir sessizlikle karşılık bulduğunu da açıkça ve şaşkınlıkla görmüşlerdir. Darwinizm propagandasının tüm yöntemleri deşifre edilmiş ve insanlara bu aldatmacanın destekçisi olmamaları gerektiği, kitaplar, DVD’ler, internet yayınları, konferanslar ve televizyon röportajları yoluyla kapsamlı olarak anlatılmıştır.
Bugün Darwinizm savunucusu olmak, adeta bir utanç vesilesidir. Darwinist yayınların yeni sahte haberleri sürekli gündeme taşıma çabaları, Darwinistlerin çaresizce konferans verebilecek kişi aramaları, ellerinde ara fosil olmadığı için üzerinde yalnızca hayali çizimlerin yer aldığı karton posterlerle evrim sergileri düzenlemeye çalışmaları, Darwinist bilim adamlarının yaşayan fosil sergilerine ve Yaratılış Atlası‘na verdikleri tepkiler boşunadır. Artık iş işten geçmiştir. Darwinizm bilim tarihinin en büyük yenilgisine uğramıştır. Allah’ın dilemesiyle bu tuzak bozulmuştur. Allah, hakkı hak olarak pekiştirip tüm yeryüzüne hakim kılacaktır.
Aldatmacanın kanıtlarını gören insanlar, dünya çapında büyük bir fikri aydınlanma yaşamış ve bunca yıldır aldatılmış olduklarından dolayı haklı bir tepki göstermiş, okullarda çocuklarına Darwinizm safsatasının okutulmasını tepki ile karşılamış, yapılması planlanan evrim sergilerine, evrim konferanslarına yani Darwinist propagandaya itiraz etmiş, Darwinistlere açıkça meydan okumuşlardır. Öğrenciler, biyoloji derslerinde, Darwinizm yanlısı öğretmenleri ile evrim teorisinin bilimsel mantıksızlığına ve delilsizliğine dair tartışmalara girmişlerdir. Uzun yıllar boyunca evrim teorisinin gerçek yüzünü bilmedikleri için kandırılmakta olan insanlar, bilinçlenmelerinin ve Darwinizm’in iç yüzünü görmelerinin ardından, yıllar boyunca nasıl aldatıldıklarını şaşkınlıkla fark etmiş ve buna yüksek sesle itiraz etmişlerdir. Artık Darwinistler de bilmektedirler ki, Darwinizm dünya çapında ölmüştür ve tekrar ayağa kalkıp insanları aynı yöntemlerle kandırması Allah’ın izniyle imkansızdır.
Yaratılış Gerçeğine Karşı Öne Sürülen Engeller Sonuç Vermemiştir
Şu anda Darwinizm’in, bilim tarihinin en büyük aldatmacası olduğu gerçeği oldukça hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmaktadır. Yaratılış gerçeğine karşı, Avrupa Konseyi gibi resmi kurumlar tarafından gerçekleştirilen engellemeler, Darwinistlerin bu konudaki şiddetli paniğini gözler önüne sermektedir. Tarihte hiçbir zaman, devletleri temsil eden bir parlamentonun bir aldatmacaya arka çıktığı ve bir sahtekarlığı desteklemek için resmi bir karar aldığı görülmemiştir. İşte Darwinist paniğin Darwinizm yanlılarını 21. yüzyılda getirdiği durum budur. Darwinistler, baskıcı hükümet kararlarının, evrimi derslere mecburi olarak dahil etmenin, yargıyı taraflı bir şekilde kullanarak yaratılış gerçeğini öğrencilerden özenle gizlemeye çalışmanın, tek yanlı dayatma yapmanın bu aldatmacayı ayakta tutmaya devam edeceğini zannetmektedirler. Oysa dünyadaki milyarlarca insanın Darwinizm aldatmacasına karşı samimi kanaatleri, baskı ve zorla uygulanan tüm yöntemlerin ve bundan elde edilen neticenin çok üstündedir.
Hiçbir Darwinist, getirdiği yasakçı bir yasa ile insanların zihnen inandığı kesin bir kanaati değiştiremez. Hiçbir Darwinist, sayısız delille yalanlanmış bir teoriyi zor kullanarak, sürekli dayatarak insanları buna inandıramaz. Bu, Allah’ın izniyle imkansızdır. Darwinist oyun artık sona ermiştir. İnsanlar bugün 21. yüzyılda gerçeklere diledikleri gibi, istedikleri kaynaklardan ulaşabilmektedirler. Dolayısıyla yasaklama, engelleme ve baskı, Darwinistlere hiçbir zaman istedikleri sonucu vermeyecek, Darwinist aldatmacaya karşı fikri tepki gitgide artarak devam edecektir.
Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah tüm varlıkların Hakimi’dir. Deccalin oyunları bu gerçeği insanlardan gizleyemeyecektir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 8)
Deccalin kurduğu Darwinizm tuzağı, Allah’ın vaadi gereğince bozulmuştur. Darwinistler, yaptıkları çirkin planın baştan bozulmuş olarak yaratıldığını bilmediklerinden, propagandalarının etkili olduğunu gördüklerinde boş bir sevince kapılmış ve başarıya ulaşabileceklerini zannetmişlerdir. Allah’ın kendilerini mutlaka bozguna uğratacağını, tüm dünyaya hükmederlerken bir anda alay konusu olacaklarını tahmin bile etmemişlerdir. Allah’ın yarattığı kanunun; hak olanın, mutlaka galip geleceğini anlamaktan da uzaktırlar. Tuzakları başarısız oldukça yeni tuzaklar peşinde koşmakta, fakat bunların da bozulmuş olarak yaratıldığını akledememektedirler. Oysa deccalin tüm sapkın sistemi, mutlaka yenilgiye uğrar ve uğramaktadır.
Aldatmacanın Son Bulmasıyla Başvurulan Yeni Bir Psikolojik Yöntem: “Bir Şey Olmadı ki!” Felsefesi
Darwinistler cephesinde artık derin bir sessizlik hakimdir. Bir takım koyu Darwinistler ise, evrimi çürüten çok sayıda bilimsel delilin sunulmasının ve insanların buna ilgi gösterip gerçeği görmelerinin üzerine, Darwinizm’in çöküşünü fark etmiş olmalarına rağmen, adeta oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi “bir şey olmadı ki” mantığını uygulamaya geçirmişlerdir. “Her ne olursa olsun ben yine de Darwinizm’e inanıyorum ve savunmaya devam edeceğim” diyerek, bu durumun etkisini kendilerince hissettirmemeye çalışmaktadırlar. Oysa bu da, hiçbir neticeye ulaşmayacak olan bir başka Darwinist oyundur.
Allah’ın, “... Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” (Nisa Suresi, 76) ayetinde bildirdiği gibi deccalin düzeni olan Darwinizm çok çabuk çöken bir sistemdir. Öyle ki, proteinlerin tesadüfen oluşamayacağının ya da ara fosil olmadığının kanıtlanmasıyla biter. Bir Darwinist, bu bilgiden sonra artık bir daha Darwinist olamaz. Ancak mantıksız bir inatla, “ben inanıyorum ve inanmaya devam edeceğim” diyebilir. Ama bu da gerçek düşünceleri değildir. Darwinizm’e inanması artık imkansızdır. Adeta ağzına sürülen acı biberden dolayı ağzının hiç yanmadığını iddia eden inatçı bir çocuk gibi, şu anki Darwinizm savunucularının bazıları da aynı inadı sürdürmektedirler. Fakat kuşkusuz bir çocuğun ağzının yanmadığını iddia etmesi önemli değildir. Sonuçta ne kadar reddederse reddetsin, ağzına sürülen acı biber nedeniyle acıyı hissetmiştir. Dolayısıyla, Darwinizm’in geçersizliğini ispatlayan sayısız bilimsel delilin ardından, şu anda dünyada Darwinizm’in bir aldatmaca olduğunu bilmeyen muhtemelen tek bir Darwinist bulunmamaktadır.
Darwinistler her ne kadar “bir şey olmadı ki” deyip dursalar da, gösterilen tepkilerden, alınan tedbirlerden, yaşanan yoğun panikten bu yenilginin büyük bir şok etkisi yapmış olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Elbette yıllarca Darwinizm yalanına inanmış ve ilerleyen yaşına kadar aldatılmış olmak bir bilim adamının ağırına gidebilir. Genelde insanlar aldatılmış ve o aldatmacayı körü körüne savunmuş olmayı kabul etmek istemezler. Bu nedenle tüm bunlardan ilk kaçış yolu Darwinizm aleyhindeki delillere karşı “inanmıyorum” iddiasıyla ortaya çıkmaktır. Ama aslında bu kişi, ortaya konulan delillerin doğru olduğuna %100 inanmıştır. Altı ay kadar sonra ona sorulduğunda, öfkesi daha dinginleşmiş olacak, cevapları başkalaşacaktır. Muhtemelen “Darwinizm olabilir de olmayabilir de” diyecektir. Kaçış yolları bulmaya çalışacak, “yeni deliller ileride ortaya çıkabilir” gibi ortalı bir mantık öne sürecektir. Oysa söz konusu kişi de bu sapkın ideolojinin delilsiz bir aldatmaca olduğunu çok iyi biliyordur. Ani kabul ona zor gelse de gerçekte Darwinizm bu kişi için tam anlamıyla bitmiştir.
Ahir zamanın kutlu dönemi Altın Çağ, deccalin etkin silahı olan Darwinizm fitnesinin sona erdiği, savaşların ve çatışmaların son bulduğu, insanlığa büyük belalar getiren dinsiz ideolojilerin tarihin karanlıklarına gömüldüğü ve dünyanın bolluk, bereket ve adaletle dolup taştığı bir dönem olacaktır. Bu dönemde Islam ahlakı tüm dünyaya yayılacak, insanlar akın akın Allah inancına yöneleceklerdir. Işte bu kutlu dönem çok yaklaşmıştır.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerine göre, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir. Insanlar tarafından tanınacağı vakit pek yakındır. Yine hadislerden anlaşıldığı üzere Hz. İsa (a.s.)’ın nuzülü de çok yakın bir zamanda gerçekleşecektir. Dünya çapında deccal sisteminin en büyük fitnesi olan Darwinizm ise, tarihinin en büyük yenilgisini almıştır. Deccal artık ölmüştür.
Sayın Adnan Oktar Masonluğun Oyun Olan Darwinizm Fitsenin Nasıl Çöktüğünü Anlatıyor.
Darwinistler Köşeye Sıkıştı
“Darwinistler köşeye sıkıştılar ama ben rezalet çıkaracaklarını tahmin etmiyordum. Yani halk tabiri ile şu an net çamura yatıyorlar. Bir kere “Biz tesadüf demedik.” diyor. “Tesadüfü nereden çıkardınız?” diyor. Kardeşim ben size ne söyleyeyim, ne diyeyim yani? Şimdi sen diyorsun ki çamurlu su vardı diyorsun. Ee tamam, orada diyorsun karbon atomları, işte azot atomları şu, bu falan vardı. Bunlar tesadüfler sonucu bir araya geldiler diyorsun, protein oldu diyorsun, değil mi? Protein tesadüfen meydana gelemiyor, bilimsel olarak bu mümkün değil. Bir şekilde oldu diyorsun, sonra onlar bir araya geldiler diyorsun, proteinler… Proteinleri tesadüflerle açıklıyorlar. Amino asitlerin oluşmasını, proteinleri, proteinlerin bir araya gelmesini. Üstelik proteinler sağ elli ve sol elli diye ayrılıyor. Oradaki ayrımın da bir plan üzerine olması gerekiyor. Sonra proteinler bir araya gelirse toz olur sadece, protein tozu olur. Bunun hücre olması gerekiyor. Yani hücreyi nasıl açıklayacaklar? Hücre zarı olacak, çekirdek olacak, kromozom var, koful var, mitokondri olacak… Bunların hepsi tesadüfler sonucu üst üste tesadüfler sonucu oluştu diyorlar. Sonra soruyoruz tesadüfen olur mu böyle bir şey diye. “Biz tesadüf demedik nereden çıkardın?” diyorlar. Yani çok sabırlı olmak lazım herhalde. Kardeşim bir şey ya tesadüftür ya da akıllı bir varlık yaratmıştır. Allah üçüncü ihtimali de söylemediğine göre, üçüncü ihtimalden de bahsetmiyor. “Yok, biz öyle bir şey demedik’’ diyor.” (Sayın Adnan Oktar’ın 8 Aralık 2009 tarihinde Kocaeli TV ve Mavi Karadeniz TV’de canlı olarak yayınlanan röportajından)
Masonlar Çıkarttıkları Resmi Yayınlarda Darwinizm’i Savunduklarını Açıkça Belirtmişlerdir
“Ekranda okunuyor mu Mimar Sinan diye? Okunuyor herhalde değil mi? Evet. Efendim bu dergi mason arkadaşlarımızın çıkarttığı bir dergi. Yani masonların resmi yayın organı gibi bir şey. “Yeryüzünde” diyor derginin 31. sayfasında, diyorlar ya “Darwinizm’le bizim alakamız yok, kâinatın ulu mimarına inanıyoruz” diyorlar. O ne demekse? Çünkü Allah vardır, “kâinatın ulu mimarı yani total enerjidir” diyorlar. Hâşâ biz öyle bir total enerji olarak görmüyoruz Cenab-ı Allah’ı. Her yere hâkim, mutlak tek hâkim güç olarak görüyoruz. Her şeyi yaratan olarak.“Yeryüzünde yaşamın doğuşu için yapılan bilimsel ya da dinsel varsayımlar içinde birçok soruya kesin ve kanıtlayıcı yanıt verememesine rağmen en geçerlisi Darwin’inkidir.” diyor. Hani Darwinizm’le alakaları yoktu? Bak diyor ki, “yeryüzünde yaşamın doğuşu için yapılan bilimsel ya da dinsel varsayımlar içinde”, varsayım, dinsel varsayım diyor, varsayım değil bir gerçektir Allah’ın yaratması. “Birçok sorulara kesin kanıtlayıcı yanıt verememesine rağmen en geçerlisi Darwin’inkidir” diyor, başka söze gerek var mı bilmiyorum. Ki bakın diğer dergilerde de aynı şekilde bu konular bu şekilde vurgulanıyor. Bol bol evrimden bahsetmiş burada da. “Yine canlılar dünyasında yaşamında madde alışverişi bakımından yeryüzünde ve içimizde yaşayan yararlı mikropların, bütün bitkilerin, hayvanların, insanların doğa ananın”, “doğa ana”, biz doğa ana, doğa baba diye bir şey bilmiyoruz. Allah yaratır kainatı. Doğa ana diye bir şey yok. “Düzenlediği esrarlı bir uyumla,” Esrarlı bir uyum diyor bak, “doğa ananın düzenlediği esrarlı uyumla sürekli olarak ortaklaşa organik bir dayanışma içinde olduklarını düşünerek masonluğun huzur, barış ve güven, mutluluk amacında kısacası hümanizma ve insanların evrensel birliği...”, başlamış devam ediyor. Darwinizm’in diğer bir adı da doğa anadır. (Allah’ı tenzih ederiz.) Biz doğa ana, doğa baba, doğa dede bilmiyoruz, sadece Allah vardır. Yani çok fazla örnek verebilirim. Mesela yine bu üstad masonlardan birisinin açıklaması: “Tanrı” diyor mesela “...salt evrimdir.“ Haşa. “Bunun bir öğesi doğanın gücüdür. Böylece salt ve gerçek evrenin kendisi onu kapsayan enerjidir”; Masonluktan Esinlenmeler isimli kitapta. Masonların yine kendi eserleri. Demek ki Darwinizm’e inanıyorlar, Allah inançları da bizim anladığımız anlamda yok, bir total enerji, şuursuz bir enerji olarak görüyorlar. Böyle Allah inancı olmaz. Allah inancı Kuran’da tarif edildiği gibidir. Allah doğmamıştır, doğurulmamıştır. Tek hakim ve mutlak güçtür, her şeyin sahibidir. Mülkün sahibidir, yeri göğü ve ikisi arasında olan her şeyi yaratandır. Dolayısıyla doğa ana, doğa dede bunları bırakacaklar. Yani bunlar modası geçmiş eski felsefi garip izahlar.” (Sayın Adnan Oktar’ın 22 Kasım 2009 tarihinde Kocaeli TV ve Kanal 35’de canlı olarak yayınlanan röportajından)
Darwinistler Kibirden Dolayı Allah’a Teslim Olmuyorlar
Adnan Oktar: 250 milyon adet fosille geçersizliği ispat edilmiş bir teori. Proteinlerin yapısıyla da, kromozomların yapısının incelenmesiyle de açıkça ortaya konmuş ve Dawkins gibi bir adam bile “Uzaylılar yaptı” demeye başladı. “İnsanları uzaylılar meydana getirdi” diyor. Yani bir yaratılış var diyor Dawkins; “bir yaratan var ama uzaylılar onlar” diyor haşa. Uzaylıları kim yarattı dediğinde Dawkins araziye geçiyor.
Sunucu: Amerikan edebiyatında da şey derler mesela, hikayelerinde Adem ile Havva’nın uzaydan geldiği, uzay mekiklerinin bozulduğu ve dünyada kaldıkları...
Adnan Oktar: Mesela bunlar çaresizlikten söyledikleri sözler. Yani inanca karşı ne yapacaklarını şaşırdılar. Bir çırpınış içindeler.
Sunucu: Hatta hikayelerde “Adam and Eve” diye geçer.
Adnan Oktar: Evet. Bu temelde iman ettiklerini gösteriyor. Fakat gurur, enaniyet ve kibirden dolayı, Allah’a teslim olmak istemedikleri için uzaylılara teslim olmayı daha uygun görüyorlar. Uzaylıları Allah gibi görmeyi daha üstün görüyorlar kendi kafalarına göre haşa. (Sayın Adnan Oktar’ın 30 Ekim 2009 tarihinde Dem TV’de canlı olarak yayınlanan röportajından)
Deccalin Yenilgisi Sonsuza Kadar Devam Edecektir
Akıl ve vicdan sahibi bir insanın sorumluluğu, aklın, mantığın, vicdanın ve bilimin gösterdiği doğrulara uymak ve her varlığı Allah’ın yarattığı gerçeğini kabul etmektir. Kuşkusuz Yüce Rabbimiz’in insanların övgüsüne, teslimiyetine, takdirine ve ibadetine ihtiyacı yoktur. İhtiyaç içinde olan yalnızca insanın kendisidir. Allah’a karşı büyüklenmek insana dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir. Allah’a teslim olmak ise, dünyada hayırlı ve güzel bir yaşamın, ahirette ise bu dünya ile kıyaslanmayacak sonsuz ve büyük nimetlere kavuşmanın bir vesilesidir. Ama hepsinin üzerinde, insana en büyük mükafat Allah’ın rızası olacaktır.
Deccalin yenilgisi ise sonsuza kadar devam edecektir. Darwinizm’in çöküşü bunun en önemli göstergesidir. Önemli olan bundan sonra vicdanın gösterdiği yola uymak, dünyada bir fırsat olarak verilen ömrü deccalin esiri olarak harcamamaktır. Eğer bir insanın aklı ve şuuru yerindeyse, yapılması gereken budur.
Her varlığın sahibi ve hakimi olan Allah ayetlerde şöyle buyurur:
“Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel.” (Zümer Suresi, 54-55)
Reddin Ardındaki Kabul
Darwinistlerin, red üsluplarının ardındaki gizleyemedikleri kabul, çeşitli bilim adamları ve bizzat Darwinistler tarafından şu şekilde ifade edilmektedir.
Biyolog William Fix:
“Araştırmanın ön planında olan bilim adamları klasik Darwinizm’e öldürücü bir darbe vurmuştur. Bu haberi doğrudan insanlara veremiyorlar, bunu yalnızca teknik yazılarına ve gizli tavsiyelerine saklıyorlar.” (William Fix, The Bone Peddlers, New York, Mcmillan, 1984, s. 179-180 - Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 219)
Darwinist antropolog Robert A. Martin:
“1972 yılında, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden Niles Eldredge ve Harvard Üniversitesi’nden Stephen Jay Gould, “sıçramalı evrim” kavramını ortaya atan bir makale yayınladı. Evrim yavaş, düzenli ve aşamalı bir şekilde ilerliyor ise, bu durumda türler arasında bulunması gereken tüm ara geçiş formlarının nerede olduğunu sordular. Belki de bunları bulmanın bu kadar zor olmasının nedeni, aslında mevcut olmamalarıdır.” (Robert A. Martin, Missing Links, Jones and Barlett Publishers, UK, 2004, s. 55)
Gazeteci Larry Witham:
“Düzinelerce, düzinelerce bilim adamı ile röportaj yaptım. Kendi aralarında iken veya güvendikleri bir gazeteci ile konuştuklarında, “bu indirgenemez komplekslikte” veya “moleküler biyoloji kriz içinde” gibi ifadelerde bulunuyorlar, ama bunu toplum içinde açıkça dile getiremiyorlar.” (Ben Stein, Expelled “No Intelligence Allowed”, 2008)
Bilim editörü Darwinist Gordon Rattray Taylor:
“Toplanan deliller biyologların keşfettiği muhteşem biçimde koordine edilen yapıların ve mükemmel uyum gösteren davranışların açıklanması için tesadüflerin yeterli olmadığını gösteriyor. İki Amerikalı biyoloğun kısa süre önce açıkladıkları gibi: ‘Asıl bulmaca, daha doğrusu evrim mekanizmasının ne olduğu problemi hiçbir çözüme ulaşmamıştır.
Kısaca, bir yüzyıldan daha uzun bir süredir biyoloji çevrelerinde hakim olan dogma çökmektedir.” (Gordon Rattray Taylor, The Great Evolution Mystery, Sphere Books Ltd., 1984, s. 15)
İşte Darwinizm’in geldiği son nokta budur. Darwinistler yıllarca canla başla savundukları kendi teorilerinden artık şüphe etmektedirler. Darwinizm’in dünya aldatmacası sona ermiştir.
Artık deccali sistem olan masonluğun Darwinizm’i canlı tutabilmek için kullanabileceği hiçbir yöntem işe yaramayacaktır. Geçmiş yüzyıllarda insanların canla başla savundukları Dünya’nın dev bir kaplumbağanın sırtında durduğu hikayeleri şu anda bizlere ne kadar mantıksız geliyorsa, Darwinizm de gelecek nesiller için aynı şekilde komedi unsuru olacaktır. İnsanlar, Nobel ödüllü profesörlerin, üniversite öğretim üyelerinin, bilim adamlarının böyle bir komediye nasıl inandıklarına ve nasıl böyle bir safsatanın peşinden sürüklendiklerine anlam veremeyeceklerdir.
20. yüzyıl, tüm Darwinist bilim çevreleri için bir utanç yüzyılı olarak anılacaktır.
Sonuç:
Deccali Sistem, İsa Mesih (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhuru İçin Özel Olarak Yaratılmıştır
Allah, adetullahı gereği zıt düşünceleri birlikte yaratır. Allah, Hz. Musa (a.s.)‘ı yarattığında onun zıttı olan firavunu da yaratmıştır. Hz. İbrahim (a.s.)‘ı yaratan Allah, ona karşı gelecek olan Nemrut’u da yaratmıştır. Allah, ahir zaman dediğimiz ve rivayetlere göre içinde bulunduğumuz bu dönemde ise masonların idaresindeki deccaliyeti ve deccaliyetin önemli oyunlarından biri olan Darwinizm’i yaratmıştır. Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın insanları güzel ahlaka, imana, huzura ve güvenliğe davet etmeleri karşısında; kargaşayı ve çatışmayı savunan, acımasızlığı ve bencilliği telkin eden, insanları yıkıma ve helake sürükleyen deccaliyet, yani masonluk, bu amaçla Darwinizm’i kullanmaktadır.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Emirdağ Lahikası’nda Hz. Mehdi (a.s.)’ın birinci görevinin, Darwinizm’in ve materyalizmin insanlar üzerindeki etkisini tam olarak kaldırıp, bu deccali akımları fikren yerle bir etmek olduğunu ifade etmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Darwinizm ve materyalizme karşı kazanacağı kesin başarı ile insanların imanına vesile olacağını şöyle haber vermiştir:
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-i Resul’ün (Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen Hz. Mehdi (a.s.)‘nin) temsil ettiği kudsi (mukaddes, kutsal) cemaatinin şahsı manevisinin üç vazifesi var. ... Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyyun ve tabiyyun (materyalizm ve Darwinizm inancını) beşer (insanlık) içinde intisar etmesiyle (yayılmasıyla) her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (maddeci düşünceyi) tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.“ (Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, sf. 259)
Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın asli görevlerinden bir tanesi, materyalist ve Darwinist felsefeyi fikren tam anlamıyla ortadan kaldırmak ve Allah inancını dünyaya hakim etmektir. Masonların ahir zamanda kitlelere yaydığı bu sapkın din, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s.) tarafından ilmen yok edilecektir.
Aldatmacayla tüm dünyayı kandırmayı başarmış olmaları, Darwinist diktatörlüğün tüm dünya üzerinde sahte bir egemenlik kurmuş olması, Darwinistleri yanıltmaktadır. Darwinistler, bu sahte başarının Allah’ın yarattığı imtihanın bir sırrı olduğunu fark edemediklerinden, bunu gerçek bir başarı zannetmiş ve yıkılmayacaklarını sanmışlardır. Oysa böyle sahte başarılar, gerçek ve doğru olanın ortaya çıkıp üstün gelmesi için gerçekleşir. Sonucunda ise mutlaka, Allah’ın istediği, Allah’ı yücelten düşünce galip olup üstün gelir.
Şu anda Darwinizm’in durumu da böyledir. Sahtekarlıkla elde edilen dünya hakimiyeti büyük bir hezimete doğru gitmektedir. Çünkü bu, Darwinizm’in kaderidir. Darwin, Allah dilediği için Darwinizm’i ortaya atmıştır. Darwinizm, Allah dilediği için dünyaya hakim olmuştur. Ve şimdi bu sapkın inanç, Allah dilediği ve Allah’ın kaderde takdir ettiği vakit geldiği için köklü ve büyük bir yenilgiye uğramaktadır. İnsanlar, Allah’ın belirlediği bir kader dahilinde Darwinizm fitnesine uymuşlardır. Şimdi de, yine Allah’ın belirlediği kader içinde, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’a uyacaklardır ve tüm dünya, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Darwinizm’i, materyalizmi, kısacası tüm deccali sistemleri ortadan kaldırıp fikren yok etmesiyle bu sapkın fitneden kurtulmanın huzuruna kavuşacaktır. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:
“Allah, yazmıştır: “Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.” (Mücadele Suresi, 21)
Darwinist Yenilgiyi Kabul Etmeyenlere Çağrı!
Deccalin oyununa gelen Darwinistler de dahil tüm varlıklar, mutlaka bir gün Allah’ın huzurunda toplanacaklardır. Rabbimiz’in Katında hesaba çekilecek ve yaptıklarından, düşündüklerinden, uyguladıklarından dolayı sorgulanacaklardır. Hesap günü kesin bir gerçektir. İşte bu nedenle masonların etkisi altında kalmış olan tüm Darwinistlerin, gerçekleri açıkça gördükleri şu günlerde, inatçı ve gururlu ısrarlardan vazgeçip, vicdanlarına uymaları ve doğru yolu tercih etmeleri kurtuluşa giden en önemli yoldur. Allah’ın hükmü haktır, mutlaka gerçekleşecektir ve kurulmuş hiçbir düzen, Allah dilemedikçe, bunun önüne geçemeyecektir. Darwinizm aldatmacasına bağlı kalmada ısrar eden, bu yalanın peşinden koşmaya ve insanları aldatmaya devam etmekte kararlı olan her insanın bu gerçeği hiçbir zaman unutmaması gerekmektedir.
“Artık sen, öğüt verip-hatırlat.
Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.
Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin.
Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse,
Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.
Şüphesiz onların dönüşleri Bizedir.
Sonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir.” (Gaşiye Suresi, 21-26)
Deccalin Kurduğu Tuzaklar da Allah’ın Kontrolündedir
Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Bir buçuk asırdır insanları aldatan Darwinizm fitnesinin kaynağı olan deccal, Allah’ın kontrolünde olan bir varlıktır. Deccaliyetin yani masonluğun fitnesi, samimi iman edenler hariç, neredeyse tüm insanları içine alabilecek büyüklükte bir fitnedir. Fakat masonların tuzağı ne kadar büyük olursa olsun, akılda tutulması gereken gerçek, kurulan tüm tuzaklara en güzel karşılığı verecek olanın Yüce Allah olduğudur. Allah, insanları denemek, salih Müslümanları ortaya çıkarmak, onları eğitmek ve daha pek çok hikmet gereğince, şeytanın yeryüzündeki faaliyetlerini ve dolayısıyla deccaliyeti de kader içinde var etmiştir ve deccaliyet mutlak mağlup olacak şekilde yaratılmıştır. Dolayısıyla inkar edenlerin tuzakları, Allah’ın izni ile, hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaktır. Allah, bir ayetinde bu sırrı şöyle haber vermektedir:
Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır. (İbrahim Suresi, 46)
Deccaliyetin Ölümünü Dünya Çapındaki Anket Sonuçları da Müjdeliyor
Dünya çapındaki bu büyük fikri aydınlanmanın en önemli göstergelerinden biri çeşitli medya kuruluşları ve internet siteleri tarafından yapılan anketlerdir. Örneğin;
Associated Press Ajansı ve NBC’nin yaptığı ulusal anketin sonuçlarına göre, Amerikalıların %86’sı artık yaratılış gerçeğinin de okullarda okutulmasını istemektedir.(Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 252)
Almanya’nın Süddeutsche Zeitung gazetesi internet sitesinde 8 Temmuz 2007 tarihinde yapılan anketin sonucuna göre, evrimi reddedenlerin oranı %87’dir.
Almanya Die Welt gazetesi internet sitesinin 17 Nisan 2008 tarihli anketine göre, bu oran %86’dır.
İsviçre’nin Blick gazetesi internet sitesinin yaptığı 4 Mayıs 2007 tarihinde yaptığı ankete göre, yaratılış gerçeğine inananların oranı %85’dir.
Fransa Science Actualités gazetesi internet sitesinin 16 Şubat 2007 tarihli anketine göre evrime inanmayanlar %92’dir.
2 Şubat 2009 tarihli Guardian gazetesinin haberine göre, İngiltere’de yapılan bir anket, İngilizlerin yalnızca %25’inin Darwin’in evrim teorisine inandıklarını göstermektedir.
Yine, Fransız Nouvel Observateur ve Science et Avenir ortak internet sitesinde 06.07.2009 tarihinde yayınlanan bir habere göre, Fransız okullarında, evrim teorisine inanan öğrencilerin sayısında bir hayli düşüş olduğu saptanmış ve söz konusu yayın bu durumu Yaratılış Atlası‘nın Fransa’daki muhteşem etkisine bağlamıştır.
Darwinist profesörler, Darwinizm’in aldığı bu büyük yarayı oldukça “ciddi”, “üzücü”, Darwinizm adına “utanç verici” olarak nitelendirmişlerdir. (http://tempsreel.nouvelobs.com/actualites/sciences/vivant/ 20090703.OBS2955)
İsveçli embriyolog Soren Lovtrup, Darwinizm aldatmacasının bugün geldiği durum ile ilgili olarak şu yorumu yapmaktadır:
“Sanırım hiç kimse bilimin tüm alanlarının sahte bir teoriye bağımlı olmasının büyük bir yanlış olduğunu inkar etmeyecektir. Ama biyolojide gerçekleşmiş olan durum budur: Uzun zamandır insanlar evrim problemlerini “Darwin” sözlüğüne özgü bir şekilde tartışmaktadırlar - ‘adaptasyon’, ‘seleksiyon baskısı’, ‘doğal seleksiyon’ vs - bunu yaparak doğal olayların açıklamasına katkıda bulunacaklarına inanmaktadırlar. Ama bunu başaramamaktadırlar...
İnanıyorum ki bir gün Darwin miti bilim tarihinin en büyük aldatmacası olarak yerini alacaktır.” (S. Lovtrup, Darwinism: The Refutation of a Myth, Londra, Croom Helmm, 1987, s. 422 - Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 253)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






