komünizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komünizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Suriye Shangai Blokunun Bir Parçasıdır, Halk Orada Komünizme Direnmektedir


Komünizm, sadece eski komünist ülkelerde varlığını sürdürmemektedir. Aynı zamanda şu an dünyada Müslüman kimliğiyle bilinen, hatta İslam Cumhuriyeti ismi taşıyan ülkelerde bile hakim bir rejimdir. Son dönemlerde çeşitli Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ortaya çıkan ve Arap Baharı olarak isimlendirilen karışıklıklara baktığımızda bu durumu kolaylıkla fark etmek mümkündür.

Bilindiği gibi Mısır, Suriye, Libya, Filistin, Irak gibi ülkelerde, Arap sosyalizmi yıllardır çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Bu ülkelerde yıllarca Marksist zihniyetin getirdiği komünist anlayış hakim olmuştur. Dışarıdan bakıldığında söz konusu ülkeler farklı bir görünüm ve isim altında varlıklarını sürdürseler de, aslında Marksist-komünist zihniyet bu ülkelerdeki etkisini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Devletler, içten içe hep bu rejim dahilinde yönetilmişlerdir ve halen yönetilmektedirler.

Bu ülkeler dünyadaki iki bloktan birinin yani Rusya ve Çin’in başını çektiği komünist blokun temsilcisidirler. Karşılarında ise Amerika’nın başı çektiği kapitalist, liberal blok vardır. Örneğin komünist blokun en önemli temsilcilerinden biri olan İran’da, İslami bir yönetim varmış gibi görünmesine rağmen geri planda Marksist-komünist anlayış hakimdir. Hatırlanacağı gibi “İran İslam Cumhuriyeti” bir devrimle oluşturulmuştur. Bu devrim, bir komünist parti ile birlikte yapılmıştır ve bu devrimle komünist bir anlayışın yerleştirilmesi amaçlanmıştır. Bunu yapılan eylemden de anlamak mümkündür. “Devrim”, komünist bir kavramdır. İslam ile devrim kelimesi asla bağdaşmaz. Dolayısıyla “İran İslam Cumhuriyeti” ismi, gerçekte aldatıcıdır. İran’daki yönetim gerçekte İslami bir yönetim değildir.

Rejim komünist olduktan sonra halkın Müslümanlıktan bahsetmesi, kimliklerinde Müslüman yazması veya ülke yönetiminin İslam Cumhuriyeti olarak anılması komünistler açısından bir şey değiştirmemektedir. Onlar, Darwinist, materyalist ve komünist ideolojinin gereklerini zaten bu ülkelerde sorunsuz şekilde uygulamaktadırlar. Dolayısıyla yollarına devam etmektedirler.

Komünist blokun temsilciliğini yapan Shangai bloku Ortadoğu’da çok fazla ülkeyi içine almış durumdadır. Ülkelerin genel politikalarına baktığımızda bunu anlamak çok zor değildir. Örneğin İran, Suriye, Mısır ve diğerleri daima dünyadaki komünist ülkelerle işbirliği içinde olmuşlardır. Ülke yönetimlerinde Darwinizm hakimdir, okullarda Darwinizm dayatma yoluyla öğretilir. İnsanlar hep komünist bakış açısıyla yetiştirilmiştir. Osmanlı’da alıştığımız Ehli Sünnet’e uygun sevecen, sıcak, barışçıl, dostane üslup yerine söz konusu ülkelerde genelde sevgiden ve şefkatten uzak, saldırgan savaşa ve çatışmaya eğilimli, kan dökmeyi arzulayan komünist bir üslup hakimdir. (Burada eleştirdiğimiz komünizmin kanlı politikasını bir hayat şekli haline getirmiş olan ve bunu yaygınlaştırmakta sakınca görmeyen kişilerdir. Kalbi İslam ahlakının getirdiği güzelliklerle dolu olan, vicdanlı olup içinde bulunduğu zulüm sisteminden dolayı çaresiz kalmış değerli kardeşlerimizi tenzih ederiz.)

Örneğin Suriye’nin şu anda içinde bulunduğu karışıklığın tek sebebi komünizmin tertemiz Müslüman halka dayatılmasıdır. İç karışıklıklar gece gündüz bir kısım basında mezhep kavgaları şeklinde lanse edilse de, aslında şu anda Suriye’de komünistlerle Müslümanların çatışması vardır. Suriye, Hafız Esad döneminden beri Marksist-komünist zihniyetle yönetilmektedir. Suriye, bu yönüyle Arap sosyalizminin en önde giden temsilcilerindendir.

Hatırlanacağı gibi Sovyetler Birliği ile sıkı ilişkiler içindeki Hafız Esad yönetimi Arap Sosyalist Baas Partisi’nin savunduğu komünist ideoloji dışındaki tüm görüşlerin savunulması yasaklanmıştı. Tüm İslami hareketlere kısıtlamalar getirilmiş, İslami liderler tutuklanıp şehit edilmiş, Müslümanlar büyük baskı, zulüm ve işkence görmüşlerdi. Hafız Esad ve kardeşi Rıfad Esad 1982 yılında Suriye’nin Hama ve Humun şehirlerinde 40 bin Müslümanı katletmişti. Şu an Hafız Esad’ın oğlu Başer Esad’ın liderliğindeki Suriye’de her gün kesintisiz olarak gerçekleştirilen katliamlar, ülkeye hakim sosyalist-komünist ideolojide herhangi bir değişiklik olmadığını ispat eder niteliktedir. (Detaylı bilgi için bkz. http://www.arapalemindedarwinistfitne.com/)

Hafız Esad’ın Baasçı zihniyeti ülkede halen devam etmektedir. Şu anda Suriye yönetimi adeta Rusya'nın kontrolüne girmiş durumdadır. Suriye’deki neredeyse bütün uzmanlar Ruslardan oluşmaktadır. Suriye’deki gençler ve subaylar genellikle hep Rusya’da veya Çin’de eğitim alırlar. İyi derecede Rusça ve Çince bilirler. Rusya’da da her yerde Suriyeli görmek mümkündür. Çünkü bu komünist bir blok, komünist bir yapılanmadır ve yıllardır kesintisiz olarak varlığını sürdürmüştür. Şu an Suriye’de meydana gelen karışıklıklar, Müslümanların bu komünist sistemi ortadan kaldırma çabasıdır. Suriye ilk defa olarak komünizme karşı böylesine kararlı ve güçlü bir dirençle karşı karşıya kalmıştır. Ne yapacağını şaşırmış olduğundan, dünyanın gözü önünde kendi vatandaşlarını katletmekte hiçbir sakınca görmemektedir.

Shangai blokunun hakimiyeti sadece Ortadoğu ile sınırlı değildir. İslam aleminde örneğin Mısır, Fas, Tunus, Cezayir’de komünist partiler her zaman çok güçlü olmuştur. Kuzey Avrupa ülkelerinde doğrudan komünist partilerin hakimiyeti vardır. Güney Amerika ülkelerinin pek çoğu zaten komünist idare ile yönetilmektedir. Çin, Laos, Kamboçya, Vietnam gibi ülkelerde yönetim 2. Dünya savaşı sonrasından beri değişmemiştir. Tüm bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, komünist ideolojinin en büyük temsilcisi olan Shangai bloku dünyanın çok önemli bir bölgesinde hakim durumdadır.

Dolayısıyla tehlikenin boyutlarını iyi anlamak gerekmektedir. Shangai blokunun temsilciliğini üstlenen söz konusu İslam ülkelerinde bugün meydana gelen karışıklıklara, olası bir nükleer saldırıdan duyulan tedirginliğe, İran ve söz konusu Arap ülkelerinin halklarında hakim olan huzursuzluğa karşı; kısa vadeli önlemlerin yanı sıra, asıl olarak uzun vadeli önlemlere başvurulması gerektiği açıktır. Örneğin şu anki karışıklıklar nedeniyle Suriye yönetimine ve herhangi bir tehdit durumunda İran’a; BM, NATO, AB, Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından ilk planda ambargo uygulanması caydırıcı olacaktır. Fakat elbette ki bu, o bölgelerdeki komünist tehdidi ortadan kaldırmayacağı için hiçbir zaman yaşanan sorunlara kesin çözüm olmayacaktır. Kesin çözüm, komünist zihniyetin, beyinlerdeki sapkın materyalist zihniyetin, yani ideolojinin kaldırılmasıdır. Zihinlerde oluşturulan bu materyalist, Darwinist ve komünist ideoloji yıllar süren eğitimle ve çok yönlü propagandayla emek emek oluşturulmuştur, bu ideolojinin ortadan kaldırılması da yine ancak eğitimle, çok ciddi bir kültürel seferberlikle, ciddi bir çaba ile emek emek mümkün olacaktır. Yapılması gereken şey, komünizmin temeli olan Darwinizm’in geçersizliğinin bilimsel delillerini ortaya koymak ve komünist zihniyetin getirdiği sahte doğruların bir temeli olmadığını ispat etmektedir. Beyinlerdeki bu batıl inanç ortadan kaldırıldığında, zulmün, katliamların, nefretin, çatışmaların herhangi bir dayanağı da kalmamış olacak, komünist blok tarihe karışacak ve insanlar sevgi ile yaşamayı öğreneceklerdir.

Pkk’nın hayat damarı anti materyalist ilmi propaganda ile kesilir




PKK’NIN HAYAT DAMARI ANTİ MATERYALİST İLMİ PROPAGANDA İLE KESİLİR

Marksist Leninist bir terör örgütü olan PKK, asıl gücünü geniş bir alanda yaptığı Darwinist, materyalist propagandadan alıyor.
Bu propagandayla taraftar topluyor. Bu propagandayla gençlerin dağa çıkmasını sağlıyor. Bu propagandayla taraftarlarını gözünü kırpmadan cinayet işleyen, karakolları bombalayan, sivilleri öldüren, kendi arkadaşlarını dahi katleden birer ölüm makinasına çeviriyor.
Birazdan izleyeceğiniz görüntülerde, Güney Doğu’da yol kesen bir grup teröristin halka saatler boyunca yaptıkları Marksist Leninist propaganda görülüyor.  
Bu izlediğiniz görüntüler, bölgede sıkça rastlanan olaylardan sadece bir örnek.
Terör örgütünün halkın arasına sızmış olan mensupları komünizm propagandası yapmak için her fırsatı kolluyor ve değerlendiriyorlar. Köylerde, kasabalarda, kahvehanelerde, internet kafelerde, ev sohbetlerinde, düğünlerde Darwinist materyalist telkinlerde bulunuyor, bu yolla etki altına aldıkları kimseleri, dağda aylarca geceli gündüzlü yoğun bir Marksist Leninist eğitimden geçiriyorlar.
Bu yoğun eğitim neticesinde ortaya, her şeyin kör tesadüflerin eseri olduğunu sanan, tarihin diyalektik bir akışı olduğuna inanan, çelişkinin hayatın vazgeçilmez parçası olduğunu düşünen ve acımasızlığı, kavgayı, çatışmayı ilerlemenin şartı sanan insanlar çıkıyor. Uğruna öldüğü ve öldürdüğü ideolojinin bilimsel olduğunu sanan bu insanlar terör eylemlerine devam ediyorlar. Çünkü aldıkları Darwinist materyalist eğitim, silahlı çatışmanın devrimin vazgeçilmez unsuru olduğunu ve toplumların ilerlemesi için bu yolun tek çözüm olduğunu onlara gösteriyor.

A9 TV; 29 Eylül 2011

ADNAN OKTAR: Adam durduk yere PKK’lı olmuyor. Evde otururken, “canım sıkılıyor, alayım tüfeği dağa çıkayım bari” demiyor adam. Adam eğitiliyor. Taa ilkokuldan, ortaokuldan itibaren eğitiliyor. Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist propaganda uzun uzun anlatılıyor. Marksist olduktan sonra bir insan, Darwinist düşünce içerisinde, Leninist olduktan sonra bambaşka bir ruha girer. Başka bir insan olur. Bunu düşünmüyor birçok insan. Yani gerçek anlamda Leninizm’in tuzağına düşen, Marksizm’in tuzağına düşenin adeta bünyesi değişir. Bütün vücudu değişir. Bambaşka bir varlığa dönüşür. Enaniyet ve gurur gelir üstüne, kibir gelir. Artık onun için öldürmek ve ölmek yemek yemek gibidir. Çok sıradan hale gelir. Stanilist düşüncede bu böyl edir.   Çok çok makul bir şey olarak görür. Yani hayatın doğal akışı içerisinde spor yapmak gibi, eğlenmek gibi sıradan bir tavır olarak görüyor.

Marksist Leninist ideolojiye karşı yapılacak en etkili çalışma, bu ideolojinin bilimsel dayanağı olmadığını İLMİ DELİLLERLE NET OLARAK ORTAYA KOYMAKTIR.
Bilimselliğini yitirmiş bir ideolojinin ayakta durması, taraftar toplaması mümkün değildir. Materyalizmin, 21. Yüzyıl bilim ve teknolojisi karşısında uğradığı yenilginin anlatılması bu sebeple çok önemlidir.
·               MATERYALİZMİN VE EVRENİN SONSUZDAN GELİP SONSUZA GİTTİĞİ YANILGISININ BİG BANG İLE ÇÜRÜTÜLDÜĞÜ
·               TEK BİR PROTEİNİN DAHİ TESADÜFEN OLUŞMASININ İMKANSIZ OLDUĞU
·               350 MİLYONDAN FAZLA FOSİLİN YARATILIŞI İSPATLADIĞI
·               TARİHİN EVRİMSEL BİR SÜREÇLE İŞLEMEDİĞİ
·               BİYOLOJİ, ZOOLOJİ, ARKEOLOJİ, BİYOGENETİK, BİYOMATEMATİK GİBİ SAYISIZ BİLİM DALININ DARWİNİZMİN TÜM İDDİALARINI GEÇERSİZ KILDIĞI
bilimsel delillerle, ilmi ve akılcı bir üslupla sürekli anlatıldığında, terör örgütünün yaptığı Marksist Leninist propagandanın insanlar üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır.

A9 TV; 29 Eylül 2011

ADNAN OKTAR: Biz nasıl diyoruz mesela “İttihad-ı İslam kaçınılmaz bir sondur. Mutlaka olacak” diyoruz. Mehdiyeti işte deccaliyet böyle kendince yorumlayıp, bambaşka bir hale getirerek, Kral Mesih’in, Hz. Mehdi (as)’ın yapacağı güzelliği şeytani bir sistemle –ama aynı üslubu kullanarak- bambaşka bir şekle getirmiştir. Onlar da bizim gibi derin iman içindedirler yani. Aynı iman vardır. Ama şeytani iman vardır onlarda. Bizde Rahmani iman vardır. Biz mesela “mutlaka İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyoruz. Onlar da “proleterya diktatörlüğü hakim olacak” diyorlar. Biz “mutlaka Hz. Süleyman (as), Hz. Zülkarneyn (as) dönemi gibi olacak” diyoruz. Onlar da “mutlaka ilkel, komünal hayat gibi olacak dünya” diyorlar. “Aynısı olacak” diyorlar. Biz mesela “Allah için canımız feda olsun” diyoruz. Onlar da “komünizm için canımız feda olsun” diyorlar. Onun için karşımızda bir din var. Bu dini devlet kaale almıyor. Yani böyle bir dinin varlığını kabul etmiyor. Etmeyince de bu din gelişiyor. Yani zaten onların istediği de o. Yani karşıt görüş olmaması. Karşı görüş olmadı mı çok rahat gelişiyor. Karşı anlatım, karşı propaganda onu nötr hale getirir, etkisiz hale getirir. Bu, bu kadar açık. “Herşeyi yapıyoruz” diyorlar. Yapılan bir şey yok. Bu yapılmadıktan sonra hiçbir şey yapılmıyor demektir. Yani yapılacak olan ana konu budur. Yani yüzde 99’luk kısım budur. Fikri propaganda ve karşı ataktır. Anti-Darwinist, anti-Leninist çalışmadır. Bu yapılmıyor. Sadece siyasi ve askeri çözüm var. Bu da hiçbir şekilde netice vermez. Bundan etkilenmezler.

TERÖRÜ BESLEYEN ANA DAMAR DARWINİST, MATERYALİST İDEOLOJİLERDİR.
ANTİ DARWINİST, ANTİ MATERYALİST İLMİ ÇALIŞMA BU HAYAT DAMARINI KÖKÜNDEN KESİP ATACAKTIR!




Bolşevik Vahşetin Tarihi


Komünizm, bu "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır. 20. yüzyılda komünist rejimler veya örgütler tarafından öldürülen insan sayısı yaklaşık 120 milyondur...

20. yüzyıl insanlık tarihinin en kanlı dönemidir. Bu yüzyılda dünya savaşı, soykırım, toplama kampı, kimyasal silahlar, nükleer silahlar, bombardıman, gerilla savaşı, terör eylemleri gibi, daha önceki yüzyıllarda duyulmamış ve görülmemiş vahşet yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılda saydığımız yöntemlerle öldürülen insanların sayısı, yüz milyonlarla ifade edilmektedir.  

20. yüzyılın bu kadar kanlı olmasının iki önemli nedeni vardır. Birincisi, gelişen teknolojinin eski devirlerdeki silahlara göre çok daha öldürücü silahların yapımına izin vermesidir. İkinci neden ise —ki asıl önemli olan budur— bu silahların kullanılmasına, hem de korkunç bir acımasızlıkla kullanılmasına neden olan ideolojilerdir. Temelleri 19. yüzyılda atılan çeşitli "izm"lerin kanlı hasadı 20. yüzyılda olmuştur.

Komünizm, bu "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır. 20. yüzyılda komünist rejimler veya örgütler tarafından öldürülen insan sayısı yaklaşık 120 milyondur. 120 milyon insan, sırf bu ideoloji uğruna idam edilmiş, toplama kamplarında ölesiye çalıştırılarak katledilmiş, "sürgün" adı altında evlerinden toplanıp Sibirya steplerinde yok edilmiş, kasten oluşturulan kıtlıklarla açlıktan öldürülmüş, en korkunç hapishanelerde en korkunç işkencelere uğratılmış, beyni yıkanmış komünist militanlar tarafından kurşuna dizilmiş, boğulmuş, boğazlanmış, parçalanmıştır. 

1917'de Rusya'da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği'nin geneline, ardından Doğu Avrupa'ya, Çin'e, Kore'ye, Vietnam'a, Kamboçya'ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba'ya ve Afrika'ya yayılmıştır. 

Lenin'in Kanlı Devrimi 

Karl Marx, bir siyasi partinin veya hareketin lideri değildi. Sadece bir teorisyendi. İnsanlık tarihini diyalektik materyalizme göre kurallara oturtmaya uğraşmış, buna göre geçmişe yorumlar getirmiş ve gelecek hakkında kehanetlerde bulunmuştu. Marx'ın en büyük kehaneti ise devrimdi. Kapitalist düzenin ayaklanan işçiler tarafından yıkılacağını ve bu devrimle birlikte "sınıfsız toplum" doğacağını vaat etmişti. 

Marx 1883 yılında öldü. Aradan yıllar, hatta on yıllar geçmesine rağmen, Marx'ın haber verdiği devrim bir türlü gerçekleşmedi. Avrupalı kapitalist ülkelerde, devrim gerçekleşmesi bir yana, işçilerin çalışma ve hayat koşullarında kısmen de olsa iyileşme yaşandı ve işçi-burjuvazi gerilimi azaldı. Devrim gerçekleşmiyordu ve gerçekleşeceği de yoktu.

Bu ortam içinde, Marx'ın ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra, bir başka önemli isim Rusya'da ortaya çıktı. Marxistler'in kurduğu Rus Sosyal Demokrat Partisi içinde giderek yükselen Vladimir İlyiç Lenin, Marxizm'e yeni bir yorum getirdi. Lenin'e göre, devrimin kendi kendine olması mümkün değildi, çünkü Avrupalı işçiler burjuvazi tarafından kendilerine sağlanan imkanlar tarafından oluşturulmuştu, diğer ülkelerde ise zaten kayda değer bir işçi sınıfı yoktu. Lenin bu duruma militan bir çözüm önerdi: Devrim, Marx'ın öngördüğü gibi işçiler tarafından değil, işçiler (yani Marxist literatüre göre "proleterya") adına hareket eden, profesyonel devrimcilerden oluşan, askeri bir disipline sahip "Komünist Parti" tarafından gerçekleştirilecekti. Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak devrim gerçekleştirecek, iktidarı ele geçirdiği andan itibaren Lenin'in "proleterya diktatörlüğü" adını verdiği otoriter bir rejim kurulacak, rejim muhaliflerini tasfiye edecek, özel mülkiyeti ortadan kaldıracak ve toplumun komünist düzene doğru ilerlemesini sağlayacaktı. 

Lenin'in ortaya attığı bu teoriyle birlikte komünizm, eli silahlı terör gruplarının ideolojisi haline gelmiş oluyordu. Lenin'den sonra da dünyanın dört bir yanında kendilerini kan dökerek devrim yapmaya adamış yüzlerce "komünist parti" veya "işçi partisi" ortaya çıktı. 

Peki komünist parti devrim için hangi yöntemleri izlemeliydi? Lenin bu soruyu hem yazılarıyla hem de eylemleriyle cevapladı: Komünist parti olabildiğince çok kan dökecekti... 

Lenin, henüz 1906 yılında, yani Bolşevik Devrimi'nden 11 yıl önce, Proletari dergisinde şöyle yazıyordu:

Bizim ilgilenmekte olduğumuz olgu, silahlı mücadeledir; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce, bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere suikast yapmayı amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete ait, hem de özel kişilere ait para kaynaklarına elkoyar. El konulan paralar kısmen parti kasasına, kısmen özel silahlanma amacına ve ayaklanma hazırlığına, ve kısmen de tanımlamakta olduğumuz mücadeleye katılan kişilerin geçimine gider. Büyük el koymalar (Kafkasya'daki 200.000 rublelik, Moskova'daki 875.000 rublelik gibi olanlar) gerçekten de öncelikle devrimci partilere gitmiştir -küçük elkoymalar çoğunlukla, bazen de tümüyle "el koyucuların" geçimine gider. (Vladimir I. Lenin, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5, erisyay@kurtuluscephesi.com )
Lenin'in de yönetiminde bulunduğu Rus Sosyal Demokrat Partisi içinde, 1900'lü yılların başında önemli bir fikir ayrılığı yaşandı. Lenin'in önderliğindeki grup, şiddet yoluyla devrim yapmayı savunurken, diğer bir grup daha demokratik yöntemlerle Marxizm'i Rusya'ya getirmeyi savunuyordu. Leninistler, gerçekte sayıları az olmasına rağmen, çeşitli baskı yöntemleriyle "çoğunluk" haline geldiler ve Rusça "çoğunluk" anlamına gelen "Bolşevik" sözüyle anılmaya başladılar. Diğer grup ise "azınlık" anlamına gelen "Menşevik" sözüyle adlandırıldı. 

Bolşevikler, Lenin'in üstteki alıntısında tarif edilen şekilde örgütlenmeye başladılar: suikastler, hükümete ait paralara el konması, resmi kurumların soyulması vs. Çoğu sürgünde geçen yıllar sonucunda, Bolşeviklerin planladıkları devrim 1917 yılında gerçekleşti. Bu yıl iki ayrı devrim yaşandı. Şubat ayında gerçekleşen ilk devrimde, Rus Çarı II. Nicholas tahtından indirildi, ailesiyle birlikte hapsedildi ve demokratik bir hükümet kuruldu. Ancak Bolşevikler demokrasi değil, "proleterya diktatörlüğü" kurmaya kararlıydılar. Ekim 1917'de bekledikleri devrim gerçekleşti ve Lenin ile en büyük yardımcısı Leon Trotsky'nin (Troçki) önderliğindeki komünist militanlar önce hükümet merkezinin bulunduğu Petrograd'ı, ardından Moskova'yı ele geçirdiler. Her iki şehirdeki çatışmaların sonucunda dünyanın ilk komünist rejimi kurulmuş oluyordu. 

Ekim Devrimi'nin ardından Rusya büyük bir iç savaşa sahne oldu. Çar yanlısı generallerin topladığı "Beyaz Ordu" ile, Trotsky'nin önderliğindeki Kızılordu arasında geçen savaş tam 3 yıl sürdü. Temmuz 1918'de Bolşevik militanlar tarafından, Lenin'in emri üzerine, Çar II. Nicholas ve tüm ailesi (üç çocuğu ile birlikte) kurşuna dizilerek idam edildi. İç savaş boyunca Bolşevikler, rejim muhaliflerine karşı en kanlı cinayet, katliam ve işkenceleri uygulamaktan çekinmedi. 

Gerek Kızılordu birlikleri, gerekse Lenin'in kurdurttuğu "Çeka" adlı gizli polis örgütü, devrime karşı gördükleri bütün toplum kesimlerine karşı büyük bir terör uyguladılar. Dünya çapındaki komünist terörü anlatan Komünizmin Kara Kitabı adlı eserde, Bolşevik terörü şöyle anlatılır: 

Bolşevikler, mutlak iktidarlarına yönelen edilgen de olsa her türlü muhalefeti veya direnişi; sadece siyasi muhalif gruplardan kaynaklanmayıp, soylular, burjuvalar, aydınlar, din adamları gibi toplumsal ve subaylar, jandarmalar gibi mesleki gruplardan da gelse, gerek hukuki gerekse fiziki olarak ortadan kaldırmaya karar verdi ve bazen işi soykırım boyutlarına vardıracak kadar ileri götürdü. Daha 1920'de yürütülen "Kazaklardan arındırma" kampanyası önemli ölçüde soykırım tanımının kapsamına girmektedir: yeri yurdu tamamen belli bir topluluk olan Kazaklar, tüm erkeklerin kurşuna dizilmesi, kadın, çocuk ve yaşlıların sürgün edilmesi, köylerin yerle bir edilmesi ya da Kazak olmayanlara devredilmesi sonucu bir grup olarak varlığını sürdüremez duruma getirildi. Lenin, Kazakları Fransız Devrimi dönemindeki Vendee'yle bir tutuyor ve onlara modern komünizmin "mucidi" Gracchus Bubeuf'ün daha 1795'te populicide (soykırım) olarak tanımladığı yöntemi uygulamak istiyordu. (N. Werth, "Le Pouvoir soviétique et l'Eglise ortnodoxe de la collectivisation à la Constitution de 1936", Revue d'études comparatives Est-Quest, 1993, no.3-4, s.41-49 (Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., s. 22) )

Bolşevikler, girdikleri her şehirde kendi ideolojilerine ılımlı bakmayan kesimleri katliamdan geçiriyor, halka korku salmak amacıyla abartılı vahşetler gerçekleştiriyorlardı. Aynı kaynakta, Kırım'da gerçekleştirilen Bolşevik vahşetleri şöyle anlatılıyor: 

Benzer şiddet uygulamaları Bolşevikler tarafından işgal edilen Sivastopol, Yalta, Aluşta, Simferopol gibi Kırım illerinde de gerçekleştirildi. Aynı uygulamalara Nisan-Mayıs 1918'den itibaren isyan komisyonunun hazırladığı dosyalarda "elleri kopmuş, omzu parçalanmış, kafası dağılmış, çenesi kırılmış, cinsel organları koparılmış cesetler" de yer almaktaydı...  (Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., s. 84  )
S.P. Melgunov da, La Terreur rouge en Russie, 1918-1924 (Rusya'da Kızıl Terör, 1918-1924) isimli eserinde, Sivastopol şehrinin "hayatta kalanların tanıklıklarını bastırma harekatı" neticesinde bir "asılanlar şehri"ne dönüştüğünü ifade ediliyordu: 

Nahimovski Caddesi, sokakta tutuklanan subayların, erlerin, sivillerin asılmış cesetleriyle doluydu. Şehir ölüydü, halk mahzen ve ambarlarda gizleniyordu. Tüm çit kazıkları, tüm ev duvarları, telgraf direkleri, mağaza vitrinleri 'Hainlere Ölüm' yazılı afişlerle kaplıydı. İnsanları ibret olsun diye sokakta asıyorlardı. 

Bolşevikler, yok etmek istedikleri herkesi, belirli kategoriler altında damgalıyorlardı. Örneğin "burjuvalar", veya Bolşeviklerden farklı bir sosyalizm anlayışını savunan "Menşevikler", kurulan yeni rejimin önde gelen düşmanlarıydı. Sayısı en geniş ve en çok hedef alınan kategori ise, "kulak" kategorisiydi. Kulaklar, Rusça'da zengin toprak sahiplerine verilen isimdi. Lenin, devrim ve iç savaş boyunca, kulaklara karşı acımasız bir terör uygulanmasına dair yüzlerce emir yağdırdı. Örneğin, Penza Sovyeti Yürütme Komitesi'ne yolladığı bir telgrafta şöyle yazıyordu: 

Yoldaşlar! Beş kazanızda cereyan eden kulak ayaklanması acımasızca ezilmelidir. Devrimin çıkarları bunu gerektiriyor, çünkü artık her yerde kulaklarla bir "ölüm kalım mücadelesi" başlamıştır. Bir örnek oluşturmak gereklidir. Daha az sayıda olmamak üzere; 100 kulak, para babası, kan içicinin asılması (insanların görebileceği bir şekilde asılması diyorum), isimlerinin açıklanması, bütün tahıllarına el konması... Bunu insanların yüzlerce fersah öteden görüp, titreyecekleri, anlayacakları... şekilde yapınız. Bu talimatları aldığınızı ve yerine getirdiğinizi bildirmek için telgraf çekiniz. Selamlar. Lenin. (RTHİDNİ (Rossiyskiy Tsentr Hraneniya I İzuçeniya Dokumentov Noveyşey İstorii – Rusya Çağdaş Tarih Belgelerinin Korunması ve İncelenmesi Merkezi), 2/1/6/898; Komünizmin Kara Kitabı, s. 98 )

Lenin'in talimatları Bolşevik militanlar tarafından büyük bir zevkle yerine getiriliyordu. Hatta militanlar, özel vahşet stilleri geliştirmişlerdi. Ünlü Rus yazarı Maxim Gorki, şahit olduğu bazı yöntemleri şöyle anlatıyordu:  

Tambov'da komünistler, tutsaklarını sol el ve sol ayaklarından toprağın bir metre yukarısında ağaçlara demiryolu çivileri ile mıhlıyorlardı ve bu insanların acı çekmesini bilerek izliyorlardı. Bir esirin midesini açıp küçük bağırsağını alıyorlar ve bir ağaca çiviliyorlardı ve bağırsağın çözülmesini izliyorlardı. Yakaladıkları görevlileri soyup omuzlarından itibaren derilerini yüzüyorlardı. (Orlando Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian Revolution, Penguin Books Ltd, 1997, USA, s. 775 )
Bolşevikler, komünizmi benimsemek istemeyen herkesi tasfiye etmeye giriştiler. Lenin'in üstteki emrine benzer daha pek çok emir ve uygulama sonucunda, on binlerce insan hiçbir yargılama olmaksızın kurşuna dizildi. Pek çok rejim muhalifi de "Gulag" adı verilen ve tutukluların çok ağır şartlarda ölesiye çalıştırıldıkları toplama kamplarına gönderildi. Çoğu bu kamplardan sağ kurtulamayacaktı. Sonuçta, 1918-1922 yılları arasında Bolşevik rejime karşı ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylü katledildi. 

Tarihçi Richard Pipes, gizli Sovyet arşivlerine dayanarak yazdığı The Unknown Lenin (Bilinmeyen Lenin) adlı kitabında, Lenin'in Bolşeviklere verdiği sayısız cinayet, katliam, işkence emirlerini ortaya çıkarmakta ve sonuçta şu yorumu yapmaktadır: Mevcut delillerle Lenin'in idealist değil, ancak gerçek ya da hayali olsun sorunları çözmenin en iyi yolunun, onlara sebep olan insanları öldürmek olduğuna inanan bir toplu katliamcı olduğunu reddetmek imkansız hale gelmektedir. 20. yüzyılda on milyonlarca hayatın yok olmasına politik ve sosyal imha uygulamasını ilk olarak meydana getiren/başlatan kendisidir. (Richard Pipes, The Unknown Lenin: From the Secret Archive, Yale University Press, New Haven, London,s.?? )

“Darwinizm tehlikesi bitmiştir” diyenlere cevap



“DARWINİZM TEHLİKESİ BİTMİŞTİR” DİYENLERE CEVAP

Tüm dünya çapında dejenere sistemler, ahlaksızlık, ensest, fuhuş sektörü oldukça yaygın…
Cinayetler, sevgisizlik, vicdansızlık, vefasızlık, hırsızlık ve intiharlar...
Hemen her gün gazete ve televizyonlar bu sorunlarla dolup taşıyor.
Dünyanın pek çok ülkesinde sokaklarda korkularla dolu yaşamları ve hırsları ile huzurunu kaybetmiş, umutsuz insanlar dolaşıyor.
Aslında tüm bu belalar gerçekte tek bir ideojiye dayanır.
Deccalin yaşadığımız ahir zamandaki en büyük fitnesi olan DARWINIZM’E.
Çünkü Darwinizm, insanları başıboş, tesadüfler sonucu oluşmuş gayesiz birer hayvan olarak görür.
Darwinist telkinler insan sevgisinden uzak, sorumsuz, acımasız, bencil, çıkarcı bireylerin yetişmesine neden olur.
Darwinist belanın getirdiği yıkım bunlarla sınırlı değildir.
Darwinizm'in, 'doğanın bir mücadele ve çatışma yeri olduğu' yalanı toplumlara uygulandığında, sonuç acı, kan ve gözyaşıdır.
Darwinizm'i temel alan akımlar, geçtiğimiz yüzyılda en büyük yıkımların, savaşların, terör eylemlerinin, kitle katliamlarının, soykırımların sebebi olmuştur.

DARWINİZM İNSANLARI NASIL VAHŞİLEŞTİRİR?

Darwinizm'in akıl ve bilim dışı telkinleriyle insanlar, çocuk yaştan itibaren acı ve zulümle sonuçlanacak bir yola yöneltilir. Dünya çapında okullarda gençler,  insanın sözde gelişmiş bir hayvan cinsi olduğu ve güçlü olanların her zaman zayıf olanı ezeceği yalanlarıyla aldatılır.
Darwinist düşünce insanı, aynı hayvanlar gibi içgüdüleri ile hareket eden, akılsız bir canlı olarak kabul eder.
Bu anlayışa göre vahşi bir hayvan nasıl içindeki saldırganlığı dizginleyemez, öfkesini yenerek, erdemli bir tavır gösteremezse, insan da aynı şekilde davranır.
Bu tür zihniyete sahip insanların barındığı bir toplumun huzursuz, güvensiz, kargaşa, kavga, çatışma içinde olacağı çok açıktır.

FARKINDA MISINIZ? 

Darwinizm, günümüzün en tehlikeli ideolojisidir.

Çünkü Darwinizm'in insanlığa getirdiği en büyük bela insanları dinsizliğe sürüklemesidir. Din ahlakından uzaklaşmış toplumlarda, kısa sürede şiddetli bir ahlaki ve manevi yıkım oluşur. Günümüz toplumlarında  da bu durumun örnekleri görülmektedir.
Tüm bu gerçeklere rağmen;
Bazı kesimler, “Darwinizm zaten bitti, evrim karşıtı ilmi mücadeleye gerek yok” diyerek oturup kalmayı tercih ediyorlar.
Darwinizme karşı gerçekleştirilen ilmi mücadeleyi de engellemeye çalışıyorlar.
İlmi mücadeleye girmek istemiyor, Allah rızası için deccalin bu büyük oyununa karşı çaba harcamak istemiyorlar. 
Oysa Darwinizm'le ilmi mücadele çok önemli ve çok aciliyetlidir. Bu mücadeleyi "gereksiz" ya da "önemsiz" göstermeye çalışmak ise çok büyük bir hatadır.

DARWINİZM BİR TEHLİKE DEĞİL DİYENLERE SORUYORUZ

O halde neden ;
-Bugün dünya, içinden çıkamadığı pek çok bela içinde kıvranıyor?
-Siz bu filmi seyrederken pek çok insan eziyet görüyor...
-Neden insanların bencilliğinden, egoistliğinden ve hırslarından kaynaklanan ekonomik krize çözüm bulunamıyor?
-Neden insanlar sürekli mutsuz, sevgisiz, huzursuz, yaşama heyecanını yitirmiş?
-Neden intiharlar artıyor?
-Neden neredeyse tüm ülkelerin belası olan teröre getirilen hiçbir çözüm çare olmuyor?
Çünkü bulunan çözümlerde sorunun ana kaynağı görmezden geliniyor.  Yapılması gereken, sorunun temel kaynağının ortadan kaldırılmasıdır. Yani Darwinizm'in fikren etkisiz hale getirilmesi ve din ahlakının insanlara anlatılmasıdır.

DARWINİZM TEHLİKESİ BİTTİ DİYENLERE SORUYORUZ

Darwinizm bittiyse neden  bilim adamları üniversitelerde evrime inanmadıklarını gizlemek zorunda kalıyorlar?
Neden evrim teorisine karşı çıkan profesörler ya da öğretim görevilileri işlerinden çıkartılıyor?
Neden okullarda hala evrim teorisi bir gerçekmiş gibi anlatılmaya devam ediliyor?
Darwinizm bittiyse neden birtakım gazeteler, dergiler ve televizyonlar bugün hala evrim teorisi propagandası yapıyorlar?

 “DARWINİZM TEHLİKESİ BİTTİ” DİYENLERE VE  “DARWINIZM BİR TEHLİKE DEĞİL Kİ” DİYENLERE CEVAP VERİYORUZ!

Darwinizm insanları Allah'a imandan uzaklaştıran en önemli sebeplerden biridir. Bilimsel olarak çökmüş olan Darwinizm materyalistler ve ateistler tarafından, inançsızlığın propagandası olarak kullanılmaktadır.
Darwinizm tehlikesi bitti diyenler!
Gözlerinizi açıp dünyadaki bu perişanlığın farkına varın!...
Darwinizm tehlikesi dünyayı sarmış durumdadır, gerçeği gören ve Allah’a bir olarak iman edenlerin ittifak edip çok geniş kapsamlı bir fikri mücadele yürütmeleri aciliyetlidir.
Bu ilmi faaliyetleri, önemsiz görüp önemsiz göstermeye çalışarak, Darwinizmle ilmi mücadeleyi engellemeye çalışmak ise çok hatalı bir davranış olacaktır.
Darwinist telkinler, aldatmacalar, baskılar çeşitli yollarla sürdürülmektedir. Ancak artık tüm bunlar Darwinistlerin son çırpınışlarıdır.
Çok yakında Darwinizm yeryüzünden tamamen silinecek,  tüm insanlık bu büyük beladan kurtulmanın huzurunu ve rahatlığını yaşayacaktır. Yaratılış Gerçeği tüm dünyada hakim inanış haline gelecek ve toplumlar din ahlakına yöneleceklerdir. Allah’ın izniyle Hak gelecek ve batıl tamamen yok olacaktır.
"Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)

Atatürk Milletimizi Komünizme Karşı Uyarmıştır

Materyalist zihniyet, Atamız'ın bize kutsallığını öğrettiği tüm değerlerin karşısında yer almaktadır...


... Hayır, ne komünizm ne de faşizm... Bu iki ideoloji de memleketimizin, ulusumuzun gerçeklerine, karakterine asla uymaz. Şunu da ilave edeyim ki, ne faşizmin ne de Nazizm'in sonu yoktur. M.Kemal Atatürk 


Bu sözler Atamız'ın ne kadar ileri görüşlü olduğunu bir kez daha göstermektedir. Her iki ideoloji de arkalarında milyonlarca ölü, binlerce sakat insan bırakmış, girdikleri her ülkeye acı, yıkım ve felaket götürmüştür. Bu ideolojiler, içten içe milleti kemiren ve sömüren ideolojilerdir. Gerçek vatanseverlerin bu ideolojilerle fikri alanda mücadele etmeleri, Atamız'ın önemli bir vasiyetidir. Türk Milleti, sağlam karakteri, yüksek seciyesi ve Atamız'ın bizlere kazandırdığı bilinç sayesinde bu tarz ideolojilerin etkisine hiçbir zaman girmemiştir ve Türk milliyetçilerinin fedakarane çalışmaları sayesinde de bu ideolojiler vatanımızda asla başarıya ulaşamayacaklardır. Ancak bu gerçek, tehlikenin önemini azaltmamaktadır. Üstelik ülkemiz gerek jeo-politik konumu, gerekse sahip olduğu tarihi miras nedeniyle her zaman için yıkıcı ve güçten düşürücü saldırılarla karşı karşıya kalma riski altındadır. 

Ayrıca unutulmamalıdır ki, faşizm ve komünizm başta olmak üzere bütün din-dışı ve materyalist ideolojiler, milli birliği, bütünlüğü, manevi değerleri hedef almaktadırlar. Materyalistler vatanlarına, bayraklarına, milletlerine değil, kendi kişisel menfaatlerine bağlıdırlar. Milliyetçi değil, enternasyonalisttirler. Milletin mutluluğu için değil, kendi mutlulukları için çalışırlar. Büyük Önderimiz'in bize öğrettiği ve bıraktığı vasiyet ise, milli ve manevi değerlere bağlı, vatanını, bayrağını, milletini seven, milli ahlak inancına sahip olan, mukaddesatını korumak için gerekirse canını verebilecek insanlar olmaktır. Atamız, bizim ve bizden sonra gelecek nesillerin, dindar, milliyetçi duygular taşıyan, vatanı ve bayrağı uğruna hayatını ortaya koyan, yaşamı boyunca milletinin mutluluğu için çalışan, aile kurumunun kutsiyetini savunan insanlar olmamızı istemektedir. Materyalist zihniyet ise, Atamız'ın bize kutsallığını öğrettiği tüm bu değerlerin karşısında yer almaktadır. Dolayısıyla milliyetçi ve vatansever insanların, yalnızca bu iki ideolojiye karşı değil, materyalist tüm sistem ve ideolojilere karşı fikri mücadele içinde olmaları, sinsi odakların kirli oyunlarına gelmemek için dikkat göstermeleri şarttır. 

Atatürk ilkelerinin en yakın takipçisi ve koruyucusu olan kahraman Türk Ordusu vatanımızı her türlü tehlikeye karşı gururla korumaktadır. Bizlere düşen de, vatanımızın korunmasının temel aşamalarından biri olan, söz konusu fikri mücadeleye imkanlarımız doğrultusunda katkıda bulunmaktır. 

Terör haberleri yapılırken terörün fikri zemininin geçersizliği de anlatılmalı

Komünist terörle uzlaşma olmaz





Karl Marx, insanlık tarihini diyalektik materyalizme göre kurallara oturtmaya uğraşmış, buna göre geçmişe yorumlar getirmiş ve gelecek hakkında kehanetlerde bulunmuş olan bir teorisyendi. İddialarının ve öngörülerinin doğru olmadığı bilim ve tarih tarafından ortaya kondu.
Marx kapitalist düzenin ayaklanan işçiler tarafından yıkılacağını ve bu devrimle birlikte "sınıfsız toplum" doğacağını vaat etmişti. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Marx'ın ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra Vladimir İlyiç Lenin, Marxizm'e korkunç bir yorum getirdi. Lenin'e göre, devrimin kendi kendine olması mümkün değildi. Lenin kendince bu duruma militan bir çözüm önerdi: Devrim, Marx'ın öngördüğü gibi işçiler tarafından değil, işçiler (yani Marxist literatüre göre "proleterya") adına hareket eden, profesyonel devrimcilerden oluşan, askeri bir disipline sahip "Komünist Parti" tarafından gerçekleştirilecekti.
Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak devrim gerçekleştirecek, iktidarı ele geçirdiği andan itibaren Lenin'in "proleterya diktatörlüğü" adını verdiği acımasız ve katı bir rejim kurulacak, rejim, muhaliflerini tasfiye edecek, özel mülkiyeti ortadan kaldıracak ve toplumun komünist düzene doğru ilerlemesini sağlayacaktı.

Lenin'in ortaya attığı bu teoriyle birlikte dünyanın dört bir yanında kendilerini kan dökerek devrim yapmaya adamış yüzlerce "komünist parti" veya "işçi partisi" ortaya çıktı.
İşte bunlardan biri de, gerçek ismiyle Partiya Karkeren Kurdistan (Komünist Kürt Partisi) olan PKK’dır. Kuruluş yıllarındaki bayrağında görülen orak çekiç sembolü de, örgütün ideolojisinin göstergelerinden biridir. Her ne kadar ilerleyen yıllarda bir taktik olarak bu komünist sembol bayraktan çıkarılmış olsa da, PKK her zaman komünist bir örgüt olmuştur ve komünist bir örgüt olarak kalacaktır.
 Nitekim Bölücü başı Abdullah Öcalan, PKK'yı "Kürt proleter devrimci hareketi" olarak tanımlar. PKK’nın Marksist Leninist ideolojiden asla taviz vermeyeceğini ise şöyle ifade eder:
 “PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir.” (Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, s.78)
“Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum”, diyen bölücü başı Apo, PKK’nın asıl hedefinin “KOMÜNİST TOPLUMUN KURULMASI” olduğunu ise şöyle anlatır:
 “Bizim ortamımızda sosyalizmin ve komünizmin ölçüleri egemendir. Sosyalizmde herkese emeği kadar verilir. Bu, parti (PKK) içinde de geçerlidir. BU, KOMÜNİST TOPLUMUN KURULUŞUNA KADAR DA GEÇERLİ OLACAKTIR.” (Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, s.153)
Dolayısıyla, bölücü terörün hedefi Kürtlere bağımsızlık ve özgürlük sağlamak değildir. Bu, ana hedef olan komünist devrim için sadece bir kılıftır. Amaç kanlı bir komünist devrim gerçekleştirerek önce Türkiye’yi parçalamak, sonra da bölgede dev bir komünist devlet kurmaktır. Buna göre PKK desteğiyle Türkiye'nin Batısı'nda da komünist rejim oluşturulacak ve Türkiye Doğu Komünist Türkiye, Batı Komünist Türkiye olarak ikiye ayrılacaktır. Sonra da bütün Ortadoğu’ya komünizmi hakim etmek amaçlanmaktadır. Bu projeyi de dünyadaki tüm komünist partiler ve komünist derin devletler de destekleyip organize etmektedir.
Komünist ideolojinin en önemli özelliklerinden biri, devrime giden süreçte gerekirse geri adım atmak, ama asla asıl hedef olan devrimden vazgeçmemektir. Bir komünist için devrimden vazgeçmek mümkün değildir. Bu nedenle, komünist terörü uzlaşmayla, anlaşmayla, pazarlıkla, tavizle durdurmak diye birşey yoktur.
Nitekim tarih bu gerçeğin örnekleriyle doludur.

“Bazı kimseler bizi ZALİMLİĞİMİZ SEBEBİYLE AYIPLADIKLARI ZAMAN, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz.”  (Pravda, 26 Ekim 1918) diyen Lenin, proletarya diktatörlüğünü kurana kadar da kurduktan sonra da Rusya’yı kana buladı.
Köylülere toprak ve özgürlük vaat ederek gerilla savaşında onları kendi tarafına çeken Mao, on milyonlarca insanın ölümüne, yüz binlercesinin işkence görmesine, sakat kalmasına sebep oldu. Ama hiçbiri ideolojilerinden ve hedeflerinden asla vazgeçmedi.
Devrim gerçekleşinceye kadar, taktik olarak geri adım atar gibi göründüler, gerektiğinde kendini gizlediler, sözde özgürlükten, barıştan, anlaşmadan söz ettiler ama asla amaçlarından, yani Proletarya Diktatörlüğü kurma hedeflerinden hiç caymadılar.
Dolayısıyla terörle mücadelede bu gerçeğin asla göz ardı edilmemesi gerekir. PKK, komünist bir harekettir ve komünist devrim yapıp proletarya diktatörlüğü kurma hedefinden vazgeçmemiştir. Uzlaşmalarla, anlaşmalarla, pazarlıklarla, tavizlerle de vazgeçmeyecektir.
Yapılması gereken terörün ideolojisine karşı bilimsel çalışma yapmaktır.
Komünist terörü ayakta tutan Darwinizmin ve diyalektik materyalizmin geçersizliğinin bilimsel delillerle anlatılması, halka Marksizmin, Leninizmin, Stalinizmin çöktüğünün gösterilmesi teröre öldürücü darbeyi indirecektir. Devletin televizyon ve radyoları, tüm basın yayın organları, önde gelen fikir insanları, yazarlar, konuşmacılar, profesörler, eğitmenler, netice getirmeyecek tüm yöntemleri bir kenara bırakıp, anti Darwinist, anti materyalist, anti komünist ilmi çalışmanın içerisinde yer almalıdır. Bu yapıldığında, yani
            DARWINİZMİN VE MATERYALİZMİN BİLİMSEL OLARAK ÇÖKTÜĞÜ;
            DİYALEKTİK MATERYALİZMİN GEÇERSİZLİĞİNİN İSPATLANDIĞI;
            MARKSİZMİN HİÇBİR BİLİMSEL DAYANAĞININ OLMADIĞI;
            KOMÜNİZMİN İLMEN GEÇERSİZ OLDUĞU
Bilimsel delilleriyle anlatıldığında, milletimiz bu konuda sevgiyle, şefkatle ve sabırla bilinçlendirildiğinde, komünist terör de Allah’ın izni ile tarihe karışacaktır.