türk islam birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk islam birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Suriye Shangai Blokunun Bir Parçasıdır, Halk Orada Komünizme Direnmektedir


Komünizm, sadece eski komünist ülkelerde varlığını sürdürmemektedir. Aynı zamanda şu an dünyada Müslüman kimliğiyle bilinen, hatta İslam Cumhuriyeti ismi taşıyan ülkelerde bile hakim bir rejimdir. Son dönemlerde çeşitli Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ortaya çıkan ve Arap Baharı olarak isimlendirilen karışıklıklara baktığımızda bu durumu kolaylıkla fark etmek mümkündür.

Bilindiği gibi Mısır, Suriye, Libya, Filistin, Irak gibi ülkelerde, Arap sosyalizmi yıllardır çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Bu ülkelerde yıllarca Marksist zihniyetin getirdiği komünist anlayış hakim olmuştur. Dışarıdan bakıldığında söz konusu ülkeler farklı bir görünüm ve isim altında varlıklarını sürdürseler de, aslında Marksist-komünist zihniyet bu ülkelerdeki etkisini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Devletler, içten içe hep bu rejim dahilinde yönetilmişlerdir ve halen yönetilmektedirler.

Bu ülkeler dünyadaki iki bloktan birinin yani Rusya ve Çin’in başını çektiği komünist blokun temsilcisidirler. Karşılarında ise Amerika’nın başı çektiği kapitalist, liberal blok vardır. Örneğin komünist blokun en önemli temsilcilerinden biri olan İran’da, İslami bir yönetim varmış gibi görünmesine rağmen geri planda Marksist-komünist anlayış hakimdir. Hatırlanacağı gibi “İran İslam Cumhuriyeti” bir devrimle oluşturulmuştur. Bu devrim, bir komünist parti ile birlikte yapılmıştır ve bu devrimle komünist bir anlayışın yerleştirilmesi amaçlanmıştır. Bunu yapılan eylemden de anlamak mümkündür. “Devrim”, komünist bir kavramdır. İslam ile devrim kelimesi asla bağdaşmaz. Dolayısıyla “İran İslam Cumhuriyeti” ismi, gerçekte aldatıcıdır. İran’daki yönetim gerçekte İslami bir yönetim değildir.

Rejim komünist olduktan sonra halkın Müslümanlıktan bahsetmesi, kimliklerinde Müslüman yazması veya ülke yönetiminin İslam Cumhuriyeti olarak anılması komünistler açısından bir şey değiştirmemektedir. Onlar, Darwinist, materyalist ve komünist ideolojinin gereklerini zaten bu ülkelerde sorunsuz şekilde uygulamaktadırlar. Dolayısıyla yollarına devam etmektedirler.

Komünist blokun temsilciliğini yapan Shangai bloku Ortadoğu’da çok fazla ülkeyi içine almış durumdadır. Ülkelerin genel politikalarına baktığımızda bunu anlamak çok zor değildir. Örneğin İran, Suriye, Mısır ve diğerleri daima dünyadaki komünist ülkelerle işbirliği içinde olmuşlardır. Ülke yönetimlerinde Darwinizm hakimdir, okullarda Darwinizm dayatma yoluyla öğretilir. İnsanlar hep komünist bakış açısıyla yetiştirilmiştir. Osmanlı’da alıştığımız Ehli Sünnet’e uygun sevecen, sıcak, barışçıl, dostane üslup yerine söz konusu ülkelerde genelde sevgiden ve şefkatten uzak, saldırgan savaşa ve çatışmaya eğilimli, kan dökmeyi arzulayan komünist bir üslup hakimdir. (Burada eleştirdiğimiz komünizmin kanlı politikasını bir hayat şekli haline getirmiş olan ve bunu yaygınlaştırmakta sakınca görmeyen kişilerdir. Kalbi İslam ahlakının getirdiği güzelliklerle dolu olan, vicdanlı olup içinde bulunduğu zulüm sisteminden dolayı çaresiz kalmış değerli kardeşlerimizi tenzih ederiz.)

Örneğin Suriye’nin şu anda içinde bulunduğu karışıklığın tek sebebi komünizmin tertemiz Müslüman halka dayatılmasıdır. İç karışıklıklar gece gündüz bir kısım basında mezhep kavgaları şeklinde lanse edilse de, aslında şu anda Suriye’de komünistlerle Müslümanların çatışması vardır. Suriye, Hafız Esad döneminden beri Marksist-komünist zihniyetle yönetilmektedir. Suriye, bu yönüyle Arap sosyalizminin en önde giden temsilcilerindendir.

Hatırlanacağı gibi Sovyetler Birliği ile sıkı ilişkiler içindeki Hafız Esad yönetimi Arap Sosyalist Baas Partisi’nin savunduğu komünist ideoloji dışındaki tüm görüşlerin savunulması yasaklanmıştı. Tüm İslami hareketlere kısıtlamalar getirilmiş, İslami liderler tutuklanıp şehit edilmiş, Müslümanlar büyük baskı, zulüm ve işkence görmüşlerdi. Hafız Esad ve kardeşi Rıfad Esad 1982 yılında Suriye’nin Hama ve Humun şehirlerinde 40 bin Müslümanı katletmişti. Şu an Hafız Esad’ın oğlu Başer Esad’ın liderliğindeki Suriye’de her gün kesintisiz olarak gerçekleştirilen katliamlar, ülkeye hakim sosyalist-komünist ideolojide herhangi bir değişiklik olmadığını ispat eder niteliktedir. (Detaylı bilgi için bkz. http://www.arapalemindedarwinistfitne.com/)

Hafız Esad’ın Baasçı zihniyeti ülkede halen devam etmektedir. Şu anda Suriye yönetimi adeta Rusya'nın kontrolüne girmiş durumdadır. Suriye’deki neredeyse bütün uzmanlar Ruslardan oluşmaktadır. Suriye’deki gençler ve subaylar genellikle hep Rusya’da veya Çin’de eğitim alırlar. İyi derecede Rusça ve Çince bilirler. Rusya’da da her yerde Suriyeli görmek mümkündür. Çünkü bu komünist bir blok, komünist bir yapılanmadır ve yıllardır kesintisiz olarak varlığını sürdürmüştür. Şu an Suriye’de meydana gelen karışıklıklar, Müslümanların bu komünist sistemi ortadan kaldırma çabasıdır. Suriye ilk defa olarak komünizme karşı böylesine kararlı ve güçlü bir dirençle karşı karşıya kalmıştır. Ne yapacağını şaşırmış olduğundan, dünyanın gözü önünde kendi vatandaşlarını katletmekte hiçbir sakınca görmemektedir.

Shangai blokunun hakimiyeti sadece Ortadoğu ile sınırlı değildir. İslam aleminde örneğin Mısır, Fas, Tunus, Cezayir’de komünist partiler her zaman çok güçlü olmuştur. Kuzey Avrupa ülkelerinde doğrudan komünist partilerin hakimiyeti vardır. Güney Amerika ülkelerinin pek çoğu zaten komünist idare ile yönetilmektedir. Çin, Laos, Kamboçya, Vietnam gibi ülkelerde yönetim 2. Dünya savaşı sonrasından beri değişmemiştir. Tüm bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, komünist ideolojinin en büyük temsilcisi olan Shangai bloku dünyanın çok önemli bir bölgesinde hakim durumdadır.

Dolayısıyla tehlikenin boyutlarını iyi anlamak gerekmektedir. Shangai blokunun temsilciliğini üstlenen söz konusu İslam ülkelerinde bugün meydana gelen karışıklıklara, olası bir nükleer saldırıdan duyulan tedirginliğe, İran ve söz konusu Arap ülkelerinin halklarında hakim olan huzursuzluğa karşı; kısa vadeli önlemlerin yanı sıra, asıl olarak uzun vadeli önlemlere başvurulması gerektiği açıktır. Örneğin şu anki karışıklıklar nedeniyle Suriye yönetimine ve herhangi bir tehdit durumunda İran’a; BM, NATO, AB, Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından ilk planda ambargo uygulanması caydırıcı olacaktır. Fakat elbette ki bu, o bölgelerdeki komünist tehdidi ortadan kaldırmayacağı için hiçbir zaman yaşanan sorunlara kesin çözüm olmayacaktır. Kesin çözüm, komünist zihniyetin, beyinlerdeki sapkın materyalist zihniyetin, yani ideolojinin kaldırılmasıdır. Zihinlerde oluşturulan bu materyalist, Darwinist ve komünist ideoloji yıllar süren eğitimle ve çok yönlü propagandayla emek emek oluşturulmuştur, bu ideolojinin ortadan kaldırılması da yine ancak eğitimle, çok ciddi bir kültürel seferberlikle, ciddi bir çaba ile emek emek mümkün olacaktır. Yapılması gereken şey, komünizmin temeli olan Darwinizm’in geçersizliğinin bilimsel delillerini ortaya koymak ve komünist zihniyetin getirdiği sahte doğruların bir temeli olmadığını ispat etmektedir. Beyinlerdeki bu batıl inanç ortadan kaldırıldığında, zulmün, katliamların, nefretin, çatışmaların herhangi bir dayanağı da kalmamış olacak, komünist blok tarihe karışacak ve insanlar sevgi ile yaşamayı öğreneceklerdir.

21. Yüzyılda Ekonominin öncüleri İslam Ülkeleri Olacak

Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu hem jeo-stratejik olarak avantajlıdır, hem de doğal gaz ve petrol başta olmak üzere değerli enerji kaynaklarına ve doğal zenginliklere sahiptir. Ne var ki, bu kaynaklar ve stratejik imkanlar yüzyıllardır gereği gibi değerlendirilememiş ve İslam ülkeleri imkanları olmasına rağmen dünya ekonomisinde lider konumda olamamıştır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde ekonomistler tarafından da dikkat çekildiği üzere bu durum büyük bir hızla değişmektedir. Allah’ın izniyle 21. yüzyıl İslam coğrafyasında ekonominin güçleneceği ve İslam ülkelerinin dünya ekonomisine yön verecekleri bir yüzyıl olacaktır.
İslam coğrafyası, dünya geneli ile karşılaştırıldığında sahip olduğu önemli doğal kaynaklarla dikkat çekmektedir. Ancak doğal kaynaklardaki bu zenginlik, uzun yıllardır İslam ülkelerinin ekonomisine olumlu olarak yansımamış ve İslam ülkeleri bu avantajdan gereği gibi faydalanamamıştır. Yeraltı kaynakları bakımından zengin olmasına rağmen çoğu ülkede üretimi artıracak ya da çıkarılan kaynağın ülke sanayisinde kullanılmasını sağlayacak gerekli alt yapı ve teknolojik imkan yetersiz olduğu için, bu zenginliklerin ülke ekonomisine katkısı sadece ihracatla sınırlanmıştır. Fakat içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bu durum Allah’ın izniyle değişecek İslam coğrafyası kaynaklarını doğru değerlendirerek ve imkanlarını birleştirerek hem ekonomik hem de teknolojik olarak layık olduğu seviyeye yükselecektir.

İslam Ülkelerini Refaha Taşıyacak Doğal Kaynaklar

a- Ortadoğu'nun Zengin Doğal Kaynakları
* Batı tarafından tüketilen petrolün yaklaşık yarısı bu coğrafyadan ihraç edilmekte, dünya tarım ürünlerinin %40'ı da yine bu bölgede üretilmektedir.
* Dünya ekonomisinin başta Basra Körfezi bölgesi olmak üzere, İslam coğrafyasından ihraç edilen petrol ve gaza bağımlı olduğu, pek çok ekonomist ve stratejist tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Sadece Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya petrol rezervlerinin 2/3'sini barındırmaktadır.
* Yapılan araştırmalar yalnızca Suudi Arabistan'ın ispatlanmış 262 milyar varil petrol rezervi olduğunu göstermektedir ki, bu da dünya petrolünün %25.4'ü demektir.
* Dünya petrol rezervlerinin %11'i Irak, %9.6'sı Birleşik Arap Emirlikleri, %9.2'si Kuveyt, %8.6'sı İran, %13'ü diğer OPEC ülkeleri ve geri kalan %22.6'sı da dünyanın diğer ülkelerine aittir. Üstelik ABD Enerji Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar, Körfez bölgesinin petrol ihracatının 2000 ile 2020 yılları arasında %125 artacağını göstermektedir. Bu, tıpkı bugün olduğu gibi gelecekte de, dünya enerji ihtiyacının büyük ölçüde Körfez'den sağlanacağı anlamına gelmektedir.
* Petrolün yanı sıra, Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına sahip olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Bunun %35'e yakını Körfez bölgesindedir.
* Öte yandan Cezayir, Libya ve diğer bazı Kuzey Afrika ülkelerinin toplam rezervleri ise dünya rezervlerinin %3.7'sidir.
b- Orta Asya ve Kafkaslar'ın Yeraltı Kaynakları
* Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Örneğin Kazakistan'da şu ana kadar tespit edilmiş petrol miktarının 10-17.6 milyar varil olduğu bildirilmektedir. Doğal gaz kapasitesi ise 53-83 trilyon küp olarak tahmin edilmektedir.
* Türkmenistan'ın doğal gaz yataklarındaki miktar 98-155 trilyon küp olarak hesaplanmaktadır ve Türkmenistan dünyanın dördüncü en büyük doğal gaz üreticisidir.
* İslam ülkelerinin bazıları da çok değerli maden yataklarına sahiptir. Örneğin Özbekistan ve Kırgızistan altın üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerindendir.
* Türkiye, önemi son yıllarda daha da iyi anlaşılmış olan bor madeni açısından dünyanın en zengin rezervlerinden birine sahiptir.
* Tacikistan dünyanın en büyük alüminyum işleme tesislerine sahiptir.

Kurulacak İslam Birliği’nde Ekonomik Kültür, Batı Kültüründen Farklı Olacaktır

* Müslümanların ekonomi kültürünün Batı toplumlarına egemen olan hedonist (zevk merkezli) ekonomik kültürden farklı olduğunu ve olacağını da burada hemen belirtmek gerekir. İslam'da da Batı toplumlarında olduğu gibi serbest ekonomi geçerlidir. Özel mülkiyet hakkı vardır ve herkes dilediği gibi teşebbüste bulunabilir. Ancak, elde edilen kazancın değerlendirilmesi konusunda, İslam ahlakı, bireylere ahlaki sorumluluklar getirerek, toplumda sosyal adalet kurulmasını sağlar. Zenginlerin kazancında fakirler için de bir pay vardır ve en önemlisi, bu zenginlerden zorla toplanan bir vergi değil, onların inançları nedeniyle gönül rızasıyla verdikleri bir bağıştır. İslam'da sosyal adalet, sosyalist sistemlerin deneyip de başaramadığı gibi merkezi planlamayla ve devlet baskısıyla değil, topluma egemen olan ahlaki değerlerle sağlanır. Öte yandan İslam ahlakı, zenginleri aşırı tüketimden ve israftan da sakındırır.
* İslam Birliği'nin teşvik edeceği ve başlatacağı kalkınma ve gelişme de, Batı'daki kalkınmanın birebir aynısı olmayacaktır. Batı'nın kalkınması sırasında, çok büyük toplumsal adaletsizlikler yaşanmıştır. Örneğin Batı'nın gelişiminin öncüsü olan İngiltere'de, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca, korkunç bir sömürü hakim olmuştur. Tüm sanayileşen Batı ülkelerinin acı deneyimler yaşadığı, Batı'nın yükselişinin milyonlarca fakir insanın ezilmesiyle sağlandığı, tarihin bilinen bir gerçeğidir.
* İslam ahlakının egemen olacağı bir toplumun kalkınma modeli ise, sosyal adaleti de içinde barındıracaktır. Batı'daki adaletsizlikler, o dönemde Batı'ya egemen olan materyalist felsefelerin "insan doğası" hakkındaki yanlış tanımından doğmuştur. İslam ahlakı ise insanların, hem atak ve girişken hem de merhametli, özverili ve adaletli olmalarını sağlar. Nitekim tarihte de böyle olmuştur. İslam medeniyetinin büyük yükselişi boyunca, Müslümanlar aynı zamanda ekonomide de dünya lideri olmuş, özellikle ticarette büyük başarılar kazanmışlardır. Ancak bu zenginleşme, modern Batı'da olduğu gibi bir grup zenginin elinde kalmamış, İslam ahlakı gereğince tüm topluma yayılmıştır.

İslam Dünyası İmkanlarını İslam Birliği ile Birleştirecek

Müslüman ülkelerin ekonomilerinin işleyişi ve ekonomik yapıları arasında farklılıklar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yer altı zenginliklerine (petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının ekonomisi coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle tarıma dayalıdır. Bu farklılık kısmi de olsa toplum yapıları için de geçerlidir. Kimi ülkelerde çoğunluk kırsal kesimde yaşarken, kimi ülkelerde şehir kültürü daha hakimdir. Bu farklılıklar ancak bir ülkenin diğerini eksik yönde desteklemesi, birinin diğerinin ihtiyacını karşılaması, herkesin uzmanlaştığı konularda diğerlerine yardımcı olması ile önemli bir zenginlik kaynağına dönüştürülecektir. Kurulacak bir İslam Birliğinin, aynı çatıda toplanan İslam ülkelerine Allah’ın izniyle şu katkıları olacaktır:
* Bir iş birliği kapsamında gerçekleşecek ülkelerarası yardımlaşma tek yönlü olmayacaktır. Yapılacak ortak yatırımlar ve ortak girişimler, bu noktada önemli bir adım olacaktır. Ortak girişimler sayesinde, hem ülkeler karşılıklı olarak birbirlerinin tecrübelerinden istifade edecekler, hem de oluşturulan yatırım sahaları her iki tarafın ekonomisi için de gelir kaynağı olacaktır.
* Bir ülkede petrol üretilirken, belki bir diğerinde bu petrol işlenecek, tarım imkanları sınırlı olan bir İslam ülkesinin ihtiyaçları tarım zengini ülkeler tarafından giderilecektir.
* İş gücü sınırlı olan bir ülkenin bu eksikliği bir başka İslam ülkesi tarafından karşılanacak, iş gücü olan ancak sanayisi gelişmemiş ülkelerde de, gelişmiş olanlar çeşitli yatırımlar yapabileceklerdir.
* Yatırımın yapıldığı ülke gibi, yatırımı yapan veya yatırıma katkıda bulunanlar da bu durumdan gelir elde edeceklerdir.

Kuran'da Müminlerin Ekonomik ve Sosyal  Yardımlaşması Emredilir

İslam'ın Müslümanlar arasındaki dayanışma konusundaki hükümleri, bu konuda tüm Müslümanlar tarafından dikkate alınmalıdır. Allah Kuran'da insanlara mal hırsından korunmayı, ihtiyaç içinde olanları koruyup gözetmeyi ve yardımlaşmayı emretmiştir. İman edenlerin mallarında, ihtiyaç içinde olanlar için bir pay vardır. (Zariyat Suresi, 19)

Konuyla ilgili bir ayet şu şekildedir:

"Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir." (Talak Suresi, 7)

Ayrıca Kuran'da Rabbimiz, iman edenlerin birbirlerinin velileri olduğunu bildirmiştir. (Tevbe Suresi, 71) Dost, yardımcı, destekçi, koruyucu gibi anlamlar içeren "veli" sözcüğü, Müslüman toplumlar arasındaki dayanışmanın ve desteğin önemini vurgulamaktadır. İslam ülkeleri arasında, kardeş olmanın bilinci ile kurulacak iş birlikleri, Müslümanlara refah ve bolluk getirecek, İslam dünyasının yıllardır önemli sorunlarından biri olan yoksulluğun ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.
Unutmamak gerekir ki, Kuran ahlakının hakim olduğu toplumlarda, açlık, yokluk ve fakirlik gibi sorunlarla karşılaşılmaz. Müslümanlar, akılcı, ileri görüşlü politikalar izleyerek, diğer toplumlar ve ülkelerle iyi ilişkiler kurarak, ticaret ve kalkınmaya önem vererek, diğer kültürlerin birikimlerinden yararlanarak, kendi toplumlarını geliştirirler. Tarihte böyle olmuştur ve yakın gelecekte de İslam Birliği önderliğinde, Allah'ın izniyle, yine böyle olacaktır.

* Bilgi birikimi ve tecrübe paylaşımı bereketi artıracak, teknolojik gelişmelerden tüm Müslümanlar gereği gibi yararlanacaklardır.
* İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak ortak girişimlerle, yüksek teknoloji ürünü olan pek çok malzeme Müslüman ülkelerde de üretilebilecektir.
* Oluşturulacak İslam ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir.
* Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır.
* Müslüman ülkeler diğer yatırım gruplarına karşı ortak bir güç olarak hareket edebilecek ve küresel ekonominin önemli bir parçası haline geleceklerdir.
* Müslüman halkların refah seviyesi ve yaşam standardı yükselecek, İslam dünyasındaki eşitsizlikler ortadan kalkacaktır.
* Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları artıracak, teknolojinin ilerlemesi ekonominin daha da hızla büyümesini sağlayacaktır
* Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir.
* İslam Birliği çatısı altında bireylerin vize ve sınır engeli olmadan rahatça hareket edebildikleri, ticaret serbestliğinin olduğu, serbest girişimciliğin desteklendiği bir sistem, İslam dünyasının hızla kalkınmasına aracı olacaktır. Bu kalkınma hareketi, doğal olarak Müslüman ülkelerin hızla modernleşmelerini ve ileri toplumlar seviyesine ulaşmalarını sağlayacaktır.

21. Yüzyıl Hz. Mehdi Vesilesiyle Kaynakların Doğru Değerlendirildiği Bir Yüzyıl Olacak

Peygamber Efendimiz (sav)’in “Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır...” (Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508) hadisiyle müjdelediği Altınçağ, kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının hakim olacağı ve din ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemi ifade eder. Rabbimiz bu dönemde sosyal adaletsizliklerin, Darwinizm gibi materyalist akımların, reenkarnasyon gibi sapkın öğretilerin, zulmün ve kavgaların son bulması için Hz. Mehdi yani doğruya götüren sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır.

Hz. Mehdi ve bu kutlu şahıs ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa’nın önderliğinde yaşanacak olan Altınçağ’da, Allah’ın izniyle İslam ahlakının yeryüzü hakimiyeti yaşanacak, İslam coğrafyasındaki zengin yer altı kaynakları en verimli şekilde değerlendirilecek ve İslam ülkelerindeki yazı boyunca müjdelenen kalkınma ve adaletli ortam tüm dünya ekonomisine etki edecektir. Böylece "Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 22) ayetinin hükmüne uygun olarak hareket eden Hz. Mehdi ve Hz. İsa vesilesiyle tüm dünyada ekonomik refah yaşanacak, sosyal adaletsizlikler ortadan kaldırılacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak ve Allah’ın izniyle huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır.

Hz. Mehdi (AS)'nin Talebelerinin Özellikleri


HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİNİN İMANLARI ÇOK KUVVETLİ OLACAKTIR 


"Hz. Mehdi (a.s.)'nin yardımcılarının, Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak ve Allah’ı nasıl tanımak gerekirse, o şekilde tanıyacaklar."

(El-Beyan Fi-Akbarı Hz. Mehdi (a.s.) Ahir Zaman (a.s.), bölüm: 5; Mikyal el-Mekarim, cilt:1, sayfa:65) 


Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin imanlarının derinliğinden bahsedilmektedir. Ahir Zamanda Hz. Mehdi (a.s.) dönemi öncesinde insanlar arasında Allah’ı inkar eden felsefeler geniş anlamda hakim olacaktır. Bu nedenle, gerçek anlamda Allah’a iman eden, Allah’ın sıfatlarını gerektiği gibi tanıyıp Allah’tan korkan kişiler çok az sayıda olacaktır. Mehdinin talebeleri ise hiçbir şüphe duymadan Allah’a karşı derin bir iman sahibi olacaklardır. Bu yönleri ile içinde bulundukları toplumda dikkat çekeceklerdir. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ AHİR ZAMANDAKİ TEKNOLOJİDEN FAYDALANACAKLARDIR 

"Dünyadaki hiçbirşey Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerine gizli kalmayacak."

(Mikyaal al Makaarem, cilt:1, Sayfa: 235-236) 


Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin yardımcılarının ihtiyaçları olan her bilgiye kolayca ulaşabildiklerinden bahsedilmektedir. Günümüzde bu internet yoluyla olabilmektedir. Peygamberimiz (sav) 1400 yıl önce bilgi ve iletişim yöntemlerinin kolaylaşarak hızlanacağına işaret etmiş ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin bu teknolojiden faydalanacağına dikkat çekmiştir. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ SEÇİLMİŞ KİŞİLER OLACAKLARDIR 


"Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcıları asil ve eğitimli olacaklar."

(El-Melahim ve el Fitan, sayfa:205)
 


Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin iyi eğitimli kişilerden oluşacağına dikkat çekilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin yaşadıkları dönemde iyi eğitimli ve asil olmalarının ayırd edici olmasının bir sebebi de, yaşadıkları dönemde insanların asalet, nezaket ve güzel ahlaktan uzaklaşmış olmalarıdır. Bu yönleriyle Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri, yaşadıkları toplumda son derece seçkin kişiler olacaklardır. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN YARDIMCILARI KENDİLERİNE YAPILAN BASKILARDAN KORKMAYACAKLAR 



"Hz. Mehdi (a.s.) elini yardımcılarının omzu ile göğsü arasına sürecek, böylece onlar haklarında alınacak hiç bir hükümden çekinmeyecekler, hiç bir karar onlara zor gelmeyecek."

(Bihar-ül-Envar, cilt: 52, sayfa:345, El Melahim va el Fitan, sayfa:205; Mikyaal el-Mekarim, cilt.1, sayfa:144/235)
Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin de baskı ile karşılaşabileceklerine dikkat çekilmiştir. İslam ahlakını yaymak için samimi çaba içinde olan hemen her müminin karşılaştığı zorlukların benzeri Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin de başına gelecektir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin yardımcıları kendilerine yapılabilecek baskılara karşı korkusuz olacaklardır ve dayanıklı tavır göstereceklerdir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarının aleyhlerinde mahkeme hükümlerinin de çıkabileceğine hadiste işaret edilmektedir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcıları aleyhlerine çıkabilecek kararlardan etkilenmeyeceklerdir ve Allah rızası için yaptıkları ilmi çalışmalarda, şevklerinde hiç bir eksilme olmayacaktır. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ GENÇLER OLACAK 



"Hz. Mehdi (a.s.)'nin yardımcılarının çoğu gençlerden oluşacak. Aralarında az sayıda yaşlı olacak." 

(Bihar-ül Envar, Cilt:52, Sayfa:334) 


Tarihte birçok peygamberin yardımcıları gençler olmuştur. Allah Yunus Suresi’nin 83. ayetinde şu şekilde bildirmektedir: 

Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. 

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'ye de gençlerin yardımcı olacağı bildirilmektedir. Ahir zamanda iman etmeyen kişilerin çoğunlukta olması ve Deccalin fitnesinin korkutucu olmasının da vesilesiyle Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerini çoğunlukla gençler oluşturacaktır. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ BOĞAZ KÖPRÜSÜ'NDEN GEÇECEKLER, UÇAKLA SEYAHAT EDECEKLERDİR 


"... (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) SU ÜZERİNDE YÜRÜR VE BULUTLAR ÜZERİNDE DOLAŞIRLAR..."

Bihar-ül Envar, Cilt 52, Sayfa 318; Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, Sayfa 148 Basaaer al-Darajaat’dan aktarıyor. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen bu hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin Boğaz Köprüsü’nden geçeceklerine, ve uçakla seyahat edeceklerine işaret edilmektedir. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ DÜNYANIN İSTEDİKLERİ HER YERİYLE İNTERNET VASITASIYLA BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE İLETİŞİM KURABİLECEKLERDİR

"...Onlar (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) BÜTÜN DÜNYAYI DAKİKALAR İÇERİSİNDE KAT ETME gücüne sahiptirler."

Bihar-ül Envar, Cilt 52, Sayfa 318; Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, Sayfa 148 Basaaer al-Darajaat’dan aktarıyor. 



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ ÖLÜ HAYVAN VE BİTKİ FOSİLLERİNİ CANLILARIYLA KIYASLAYARAK İNSANLARA GÖSTERECEKLER, BU ŞEKİLDE ALLAH'IN İZNİYLE DARWİNİZMİ VE MATERYALİZMİ ETKİSİZ HALE GETİRECEKLERDİR 

"Allah’ın izniyle onlar (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) ÖLÜLERİ CANLANDIRIRLAR..."

Bihar-ül Envar, Cilt 52, Sayfa 318; Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, Sayfa 148 Basaaer al-Darajaat’dan aktarıyor.


HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİNİN ÜSTÜN ÖZELLİKLERİ 

"Onun (Hz. Mehdi (a.s.)) talebelerinin tabiatı ARİ VE KUSURSUZ OLACAKTIR. RİYAKARLIKTAN VE TÜM DİĞER KİRLERDEN ARINMIŞ OLACAKLARDIR." 1

"Onların (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin) KALPLERİ KÖTÜLÜK, KISKANÇLIK VE HUSUMETTEN ARINMIŞ ve kusursuz olacaktır." 2

"İmam–ı Zaman (Hz. Mehdi (a.s))’ın talebelerinin herşeye Kadir ALLAH’A DAİR ZERRE KADAR ŞÜPHESİ OLMAYACAKTIR VE O’NU O’NUN TANINMASI GEREKTİĞİ GİBİ TANIYACAKLARDIR." 3

"Onlar (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) İLAHİ KORKUDAN ÜRPERİRLER." 4

"Onların (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) ruhları LAMBALAR GİBİ AYDINLIKTIR VE KALPLERİ DE AYDINLIKTIR." 5

"Onlar (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) HERŞEYE KADİR OLAN ALLAH’A TAMAMEN TESLİM OLACAKLAR." 6

"Onlar (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) GECELERİ ABİD OLACAKLAR VE GÜN BOYUNCA ASLAN GİBİ GEZİNECEKLERDİR." 7

"Gecelerini konfor içerisinde geçirmek yerine onlar (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri)RABLERİNE İBADET EDEREK geçireceklerdir." 8

"Onların (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin) tamamı SAMİMİ VE SADIK OLACAKTIR." 9

"İmam-ı Zaman (Hz. Mehdi (a.s.))’ın talebeleri ASLANLARDAN DAHA CESUR VE MIZRAKTAN DAHA KESKİN OLACAKLARDIR." 10

"Onların (Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri) kalpleri ÇELİKTEN DAHA GÜÇLÜ olacaktır. Onların her biri kırk güçlü adama eşit olacaklardır." 11

"İmam-ı Zaman (Hz. Mehdi (a.s.))’ın talebeleri SOYLU, BİLGİLİ OLACAKLARDIR ve DÜNYANIN YÖNETİCİLERİ OLACAKLARDIR." 12

1 Bihar-ül Envar, cilt 52, Sayfa 35
2 Bihar-ül Envar, cilt 52, Sayfa 35
3 Al -Bayaan Fi Akhbaar - e -Mahdi Aakher al -Zamaan ( a .s.) , Bölüm 5; Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
4 Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
5 Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
6 Bihar-ül Envar, Cilt 52, Sayfa 35 & Sayfa 311 Oyoon-o-Akhbaar al-Reza (a.s.)’dan aktarıyor.
7 Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
8 Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
9 Bihar ül-Envar, Cilt 52, Sayfa 283 Kamaal al-Deen’den aktarıyor.
10 Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
11 Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, Sayfa 65
12 Al-Malaahem wa al-Fetan, Sayfa 205


HZ. MEHDİ'(A.S.)NİN TALEBELERİ AZ SAYIDA SEÇKİN KİŞİLERDEN OLUŞACAKTIR



"O’nun yanına gelenler kaçınılmaz olarak seçilecekler, ayrılacaklar ve elenecekler. Büyük çoğunluğu bu elemeden geçemeyecek."

Gaybet’ül Numani, Bölüm 12, Sayfa 299
Hadiste Hz. Mehdi’nin yanına çok fazla sayıda kişinin geleceğine fakat neticede bu kişilerin büyük çoğunluğunun eleneceğine dikkat çekilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) çok fedakarlık gerektirecek, zorlu bir ilmi mücadele içinde olacaktır. Özellikle mücadelesinin başlarında çok fazla baskı ile karşılaşacaktır. Bu ortamda Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri doğal olarak elenecekler ve az sayıda seçkin kişiden ibaret kalacaklardır.



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ OLAN GENÇLERİN BİR KISMI GÖRDÜKLERİ ZULÜM VE BASKI YÜZÜNDEN DECCAL'İN FİTNESİNE KAPILAN AİLELERİNDEN KOPUP-AYRILACAKLARDIR

 Allah’ın insanlara bir rahmet olarak gönderdiği elçilerin davet ettikleri hak yola uyan ve bu değerli elçileri savunan, onlara destek olan, Allah’ın onlara indirdiği hak kitaplara inanan iman sahibi gençler tarihin her döneminde çevrelerindeki insanlardan, yakınlarından, özellikle de ailelerinden çok baskı görmüşlerdir. Ahir zamanda çıkması büyük bir ümitle beklenen Hz. Mehdi (a.s.)’yi sevecek, O’nun Allah Katı’ndan gönderilmiş kutlu bir şahıs olduğuna kalpten inanıp, onunla birlikte Kuran ahlakını yaşayacak olan genç talebeleri de“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara Suresi, 214) ayeti gereği tarih boyunca Müslümanların başlarına gelen benzer imtihanlara tabi tutulacaklardır. Dolayısıyla Kuran’da anlatılan örneklerle Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaatindeki talebelerinin bir kısmının başlarına gelenler arasında çok büyük benzerlikler olacaktır.


Bir hadiste Hazreti Mehdi (A.S.)’nin talebelerinin birbirlerinden başka dostlarının olmayacağı, öyle ki kaybolsalar dahi aranmayacakları haber verilmektedir. Ki bu da onlardan bazılarının içinde bulundukları toplumun, ailelerinin, akrabalarının kendilerine olan olumsuz yaklaşımına işaret etmektedir: 

Buyurdu ki: "Onları yeryüzünün kenarlarında ara. Onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır, eğer hazır olsalar tanınmazlar, eğer KAYBOLSALAR ARANMAZLAR, HASTA OLSALAR KİMSE ONLARIN ZİYARETİNE GELMEZ, eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez. Eğer ÖLSELER CENAZELERİNE KİMSE KATILMAZ. Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler, ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır."

(Gaybetul Numani, sf 23)



HADİSLERDE HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YARDIMCILARININ HZ. MUSA (A.S.)’YA TABİ OLAN YA DA KEHF EHLİ GİBİ AZ SAYIDAKİ GENÇLERDEN OLUŞACAĞINA DİKKAT ÇEKİLMEKTEDİR: 

Hükeym bin Sa'd şöyle der: İmam Emirülmüminin Ali aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: "KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.) ALEYHİSSELAM'IN ASHABI GENÇTİR ve İÇLERİNDE YAŞLI YOKTUR; Ancak gözdeki sürme veya azıktaki tuz kadardırlar. Ve azıktaki en az şey, tuzdur."

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s .374)


Hz. Mehdi (a.s.)'nin çevresinde gençlerin olacağına işaret eden diğer hadisler ise şu şekildedir: 

Hz. Mehdi (a.s.) bizden Ehl-i Beyt'ten (soyumdan) BİR GENÇTİR. İhtiyarlarınız ona yetişmeyecek, gençleriniz ise onu ümid edeceklerdir. Allah dilediğini yapacaktır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)



Hz. Mehdi (a.s.)’nin bayraktarı, sakalı hafif, rengi sarı, küçük BİR GENÇ OLACAKTIR.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 51)

Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) bayraktarı doğudan Temimi soyuna mensup BİR GENÇ OLACAKTIR.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 26) 


GÖRDÜKLERİ BASKI VE ZULÜM YÜZÜNDEN İÇİNDE BULUNDUKLARI TOPLUMDAN YA DA AİLELERİNDEN AYRILAN MÜSLÜMANLARI ALLAH KURAN’DA ŞU ŞEKİLDE HABER VERMEKTEDİR:


KEHF EHLİ:


O gençler, MAĞARAYA SIĞINDIKLARI ZAMAN, demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). (Kehf Suresi, 10)

... Sakın sizi kimseye sezdirmesin. ÇÜNKÜ ONLAR ÜZERİNİZE ÇIKIP GELİRLERSE, SİZİ TAŞA TUTARLAR VEYA DİNLERİNE GERİ ÇEVİRİRLER; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız." (Kehf Suresi 19-20) 


HZ. MUSA (A.S.)’YA İMAN EDEN GENÇLER: 

Sonunda MUSA'YA KENDİ KAVMİNİN BİR ZÜRRİYETİNDEN (GENÇLERİNDEN) BAŞKA -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- İMAN EDEN OLMADI. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. (Yunus Suresi, 83) 

BABASIYLA ARASINI AYIRAN HZ. İBRAHİM (A.S.):


(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, SENİ TAŞA TUTARIM; UZUN BİR SÜRE BENDEN UZAKLAŞ, (BİR YERLERE) GİT."


(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbim'den bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi. "SİZDEN VE ALLAH'TAN BAŞKA TAPTIKLARINIZDAN KOPUP-AYRILIYORUM ve Rabbim'e dua ediyorum. (Meryem Suresi, 46-48)


İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi.KENDİSİNE, ONUN GERÇEKTEN ALLAH'A DÜŞMAN OLDUĞU AÇIKLANINCA ONDAN UZAKLAŞTI. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu. (Tevbe Suresi,114) 


Hz. NUH İLE OĞLUNUN ARASININ AYRILMASI: 

Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin." (Hud Suresi, 45)


Dedi ki: "EY NUH, KESİNLİKLE O SENİN AİLENDEN DEĞİLDİR. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Ben'den isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." (Hud Suresi, 46) 


HZ. NUH VE HZ. LUT’UN EŞLERİYLE ARALARININ AYRILMASI:


ALLAH, İNKAR EDENLERE, NUH'UN EŞİNİ VE LUT'UN EŞİNİ ÖRNEK VERDİ. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar.İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (Tahrim Suresi,10) 

Ayetlerden de görüldüğü üzere peygamberler ve Allah’a iman eden, Allah rızası için yaşama kararı alan müminler yalnızca dindar oldukları için ailelerinden, çevrelerinden baskı ve zulüm görüyorlarsa, onlardan yüz çevirmekte ve din ahlakını huzurla ve güven içinde yaşayacakları diğer müminlerle birlikte yaşamaktadırlar. Bu tavırlarından da Allah Kuran’da övgüyle bahsetmektedir.



PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) DÖNEMİNDE YAŞAYAN SAHABELERİN BİR KISMI DA ALLAH’A İMAN ETTİKLERİ VE KURAN AHLAKINA UYGUN BİR HAYATI TERCİH ETTİKLERİ İÇİN AİLELERİNDEN CİDDİ BASKI GÖRMÜŞLER, HAPSEDİLMİŞLER, ŞİDDETE MARUZ KALMIŞLARDIR: 


Ümmü Gülsüm Binti Ukde yedi yıl boyunca ailesinin baskısıyla Mekke müşriklerinin arasında yaşamak zorunda kalmıştı. Resulullah (sav)a biat ettiği andan itibaren diğer Müslümanlar gibi o da çeşitli işkence ve baskılara maruz kalmıştı. Din ahlakını terk etmesi için başta babası olmak üzere müşriklerden zulüm ve baskı görmüştü... Tüm zorluklara rağmen kendine imanından dolayı baskı uygulayan AİLESİNDEN AYRILIP TEK BAŞINA YAPTIĞI HİCRET YOLCULUĞU müminlere örnek olmuştur.


Mus’ab İbni Umeyr (ra), Müslüman olduğunu ailesinden ve çevresinden gizleyerek Peygamberimiz (sav)’i gizlice ziyaret etmeyi sürdürmüştür. Gizlice namaz kıldığı, ailesi tarafından öğrenildiğinde ise kendi akrabaları tarafından yakalanıp hapsedilmiş ve Habeşistan’a hicret imkanı çıkınca ilk kafile ile birlikte din ahlakını daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için AİLESİNDEN KAÇIP HABEŞİSTAN’A HİCRET ETMİŞTİR.


Hz. Seleme de Allah’a iman ettiği için ailesi tarafından uzun bir zaman işkence görmüş bir sahabedir. Hz. Seleme ile kardeşi Haris iman ederek Peygamberimiz (sav)’e tabi olsalar da diğer üç kardeşleri Ebû Cehil, Âs ve Hâlid Allah’ın bildirdiği din ahlakından yüz çevirmiş ve iman eden kardeşlerine düşman olmuşlardır. Hz. Seleme, uzun müddet en yakınları tarafından işkenceye tâbi tutulmuştur. Kardeşleri Hz. Seleme’nin din ahlakından vazgeçmesi için her türlü yola başvurdukları için Hz. Seleme sonunda CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK VE İSLAM AHLAKINI ENGELLENMEDEN YAŞAYABİLMEK İÇİN HABEŞİSTAN’A HİCRET ETMİŞTİR.



DECCAL’İN FİTNESİNİN EN YÜKSEK DERECEYE ULAŞACAĞI AHİR ZAMANDA HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YANINDA OLACAK GENÇLERİN BİR KISMINI AİLELERİNİN VE ÇEVRELERİNİN DECCAL’İN YOLUNA ÇAĞIRACAKLARI PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HADİSLERİNDE AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR.Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu zorlamaya maruz kalan bir kısım talebelerinin Kuran’da örnek verilmiş olan diğer müminlerin tavırlarına benzer şekilde davranacakları açıktır:


(Deccal) Bir bedeviye şöyle demesi de onun fitnesindendir. ‘Şayet sana babanı ve anneni diriltirsem benim, senin Rabbin olduğuma şahitlik eder misin?’ Bedevi “evet” der. İki şeytan annesi ve babası suretinde gelip derler ki ‘EY EVLADIM ONA TABİ OL. MUHAKKAK O SENİN RABBİN’DİR’.

(Tirmizi) 


ALLAH KURAN’DA ANNE, BABA, KARDEŞ, EVLAT DAHİ OLSA, KİŞİYİ ALLAH YOLUNDAN ENGELLEMEYE ÇALIŞANLARI VELİ EDİNMEMEYİ VE ONLARDAN YÜZ ÇEVİRMEYİ EMRETMEKTEDİR:Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar,HAKKINDA BİLGİN OLMAYAN ŞEYLE BANA ORTAK KOŞMAN İÇİN SANA KARŞI ÇABA HARCAYACAK OLURLARSA, BU DURUMDA, ONLARA İTAAT ETME. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8)


Ey iman edenler, eğer İMANA KARŞI İNKARI SEVİP-TERCİH EDİYORLARSA, BABALARINIZI VE KARDEŞLERİNİZİ VELİLER EDİNMEYİN. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir. (Tevbe Suresi, 23)


Ey iman edenler, gerçek şu ki, SİZİN EŞLERİNİZDEN VE ÇOCUKLARINIZDAN BİR KISMI SİZLER İÇİN (BİRER) DÜŞMANDIRLAR. Şu halde onlardan sakının. (Teğabün Suresi, 14)


Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; BUNLAR, İSTER BABALARI, İSTER ÇOCUKLARI, İSTER KARDEŞLERİ, İSTERSE KENDİ AŞİRETLERİ (SOYLARI) OLSUN. (Mücadele Suresi, 22)
Bütün bu ayetlerden ve hadislerden açıkça anlaşıldığı üzere, HZ. MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNDE YAŞAYAN VE BU DEĞERLİ HİDAYET ÖNDERİNE TABİ OLAN GENÇLERİN BİR KISMI Deccal’in etkisi altındaki ailelerinden geçmiştekilerin başlarına gelenlere benzer tepkiler görecekler ve onlara karşı Allah’ın Kuran’da bildirdiği “KOPUP AYRILMA” yolunu seçeceklerdir.



ALLAH HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİNİ BİRARAYA GETİRECEKTİR 

Cafer al Juafi, İmam Muhammed bin Ali al Bekir’den şöyle rivayet eder: “Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında yanında 313 erkek ve 50 kadın olacaktır, onlar daha önce aralarında hiç bir sözleşme olmadan, farklı bulutların gökyüzünde kümeleşmeleri gibi bir araya geleceklerdir. Bu, Allah’ın “Her nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Allah herşeye güç yetirendir” ayetinin bir tecellisidir.

(Bihar-ül Envar, cilt. 52, pg. 223)

Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri arasında kadınlar da bulunacaktır. Hadiste Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerini birbirlerini hiç tanımıyorken farklı yerlerden toplayıp biraraya getireceğine dikkat çekilmiştir. Allah Kuran’da müminleri biraraya getireceğini bildirir.



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİNİN MANEVİ YÖNLERİ GÜÇLÜ OLACAKTIR

"Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin ruhları lamba gibi aydınlıktır, onların kalpleri de aydınlanmıştır."

(Mikyal el-Mekarim, Cilt:1, sayfa: 65)


Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin manevi yönden son derece gelişmiş, derin iman sahibi, samimi kalple Allah’a yönelen kişiler olacaklarına işaret edilmektedir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin vesile olması ile bu kişilerin Allah sevgileri ve Allah korkuları son derece güçlü olacaktır, buna bağlı olarak insan sevgileri, asaletleri ve şefkat hisleri de ayırt edici şekilde güçlü olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebeleri nefislerinin olumsuz yönlerini tam olarak kontrol altına alarak, ruhlarını egoistlik, kıskançlık, kin, samimiyetsizlik gibi olumsuz özelliklerden arındırmış kişiler olacaklardır.



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ MEHDİ (A.S.)'NİN ALDIĞI KARARLARDA HİÇ ZORLUK ÇIKARMAYACAKLARDIR

"Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebeleri, Hz. Mehdi (a.s.)'yi mücadelelerinde de destekleyecekler, isteklerini yerine getirecekler ve Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı bir kölenin efendisine karşı olduğundan daha itaatli ve boyun eğici olacaklar."

(Mikyal el-Mekarim, Cilt:1, sayfa: 65)
Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebelerinin, Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı teslimiyetlerine dikkat çekilmiştir. Talebeleri, Hz. Mehdi (a.s.)'nin aldığı kararları hiç sorgulamadan, itina ile uygulayacaklardır. Bu onların Allah’a imanlarındaki derinliğin ve samimiyetin de göstergesi olacaktır. Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı itaatli olmanın ayırt edici bir yön olarak anlatılmış olmasının nedeni, Hz. Mehdi (a.s.)'nin zaman zaman hikmeti hemen anlaşılmayan kararlar alacak olmasıdır. Samimi olarak iman edenler dışındaki insanlar için Hz. Mehdi (a.s.)'nin kararlarını sorgulamadan yerine getirmek, zorlayıcı bir imtihan olabilir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin bu kararlarında, talebeleri hiç zorluk çıkarmayacak, itaatli ve boyun eğici tavır göstereceklerdir.



ALLAH HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİNİ İMAN ETMEYENLERDEN AYIRACAK VE FAALİYETLERİNİ VESİLE EDEREK DÜNYADA İSLAM AHLAKINI HAKİM EDECEKTİR

 "Allah onun (Mehdi (a.s.)’nin) dostlarını ve seçilmiş olanları diğerlerinden ayıracak ki dünya münafıklardan ve yoldan çıkanlardan temizlensin."

(Bihar-ül Envar, cilt:52, sayfa: 250)

Hadiste Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin ve ona yardımcı olanların, iman etmeyenlerden ayrılarak faaliyet göstereceklerine işaret edilmiştir. Allah kendilerini diğer insanlardan uzak tutarak yaptıkları faaliyeti vesile ederek, dünyada İslam ahlakının yayılmasını sağlayacaktır. Böylece dünya üzerinde sapkın bir hayat yaşayan kimse Allah’ın izniyle kalmayacaktır. Tarih boyunca Allah’a iman eden birçok kişi inançlarını yaşamak için insanlardan uzaklaşmak durumunda kalmışlardır. Allah Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerini de iman etmeyenlerden ayrı tutacaktır.



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİ, KALU BELA'DA ALLAH'IN KENDİLERİNDEN AHİT ALDIĞI MÜMİNLERDEN OLUŞACAKTIR

Ali bin Ebu Hamza der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Kâim aleyhisselam (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam ettiğinde halkın çoğu onu inkar edecektir. Çünkü o reşit bir genç olarak zuhur edecektir. ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’Yİ), SADECE ZERR ALEMİNDE ALLAH’IN AHİT ALDIĞI MÜMİNLER KABULLENECEKTİR.”

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 247)
AHİR ZAMANDA İNSANLARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU, HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN TALEBELERİNİN DEĞERİNİ ANLAMAYACAKLARDIR

"Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri hakkında şöyle söylemiştir:
ONLAR ALLAH YOLUNDA MÜCADELE EDERLER VE BÜYÜKLENENLER ONLARI KÜÇÜK GÖRÜR. ONLARIN KIYMETİ DÜNYADA BİLİNMEZ FAKAT AHİRETTE İYİ TANINIRLAR."

(Muntakab el Ezhar, s. 474)
Hadiste, insanların büyük bölümünün Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin imanlarını gereği gibi takdir edemeyeceklerine dikkat çekilmiştir.


Bir başka hadiste ise yine ahir zamanda insanların büyük çoğunluğunun bu sebeple Hz. Mehdi (a.s.)'den ve cemaatinden uzak duracağına işaret edilmiştir:


Buyurdu ki: "Onları yeryüzünün kenarlarında ara. ONLARIN YAŞANTILARI SADEDİR, EVLERİ SIRTLARINDADIR, EĞER HAZIR OLSALAR TANINMAZLAR, EĞER KAYBOLSALAR ARANMAZLAR, HASTA OLSALAR KİMSE ONLARIN ZİYARETİNE GELMEZ, EĞER EVLENMEK İSTESELER KİMSE ONLARA GELMEZ. EĞER ÖLSELER CENAZELERİNE KİMSE KATILMAZ. ONLAR MALLARINI ARALARINDA EŞİT OLARAK PAYLAŞIRLAR VE BİRBİRLERİNİ KABİRLERİNDE ZİYARET EDERLER, AYRI ŞEHİRLERDE OLSALAR DAHİ İSTEKLERİ HEP AYNIDIR."

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 238) 

Bu insanlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin ve yakınlarının üstün ahlakını ve Allah yolunda verdikleri büyük fikri mücadeleyi takdir edemeyeceklerdir. Ahir zamanda insanların büyük kısmının din ahlakından uzaklaşmış olmaları ve Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinin pek çok iftiraya, zorluğa ve sıkıntıya maruz kalmaları sebebiyle insanların, menfaatlerinin zarar görmesi korkusuyla Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaatine yaklaşmayacakları anlaşılmaktadır.



HZ. MEHDİ (A.S.) VE TALEBELERİ, ALLAH'IN ONLARA LÜTFETTİĞİ GÜÇ İLE ÇOK ETKİLİ OLURLAR

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur: “...ALLAH HZ. MEHDİ’NİN YARDIMCILARINI KORUR, ONLARA NİŞANE VE ALAMETLERLE YARDIMCI OLUR ve ONLARI YERYÜZÜNÜN TÜM İNSANLARINA GALİP KILAR. Böylece insanlar ister istemez hak dine girerler.

O (HZ. MEHDİ), YERYÜZÜNÜ ADALET, NUR VE APAÇIK DELİLLERLE DOLDURACAKTIR. Bütün ülkeler tümüyle ona itaat edecek ve onun karşısında boyun eğecektir. Öyle ki tüm kafirler iman edecek ve tüm kötüler salih kullar (kötü insanlar düzelip hidayet bulup samimi Müslümanlar) olacaktır.”

(İsbat-ul Hudat, c. 7, s. 49)
Allah'ın Hz. Mehdi ve beraberindekilere, “NİŞANE VE ALAMETLERLE” yardımcı olacağı bildirilmiştir. Hadisin bu ifadesine göre, Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde tüm detaylarıyla haber verilen vücudundaki fiziksel alametleri ve çıkış alametleri, insanların onun Hz. Mehdi olduğuna zannı galiple (gerçeğe en yakın olan kuvvetli bir ihtimalle) kanaatlerinin gelmesine vesile olacaktır. Bu alametler adeta Hz. Mehdi'nin kendi kerameti gibi olacak ve Allah'ın bir mucizesi olarak görülecektir. Bu, insanların imanının daha da artmasına vesile olacak ve dolayısıyla bu harikalıklar da, Hz. Mehdi'ye tebliğ faaliyetlerinde (Allah'ın izniyle) ayrı bir güç sağlayacaktır.

Allah, Hz. Mehdi'yi “yeryüzünün tüm insanlarına TAM ANLAMIYLA ÜSTÜN VE GALİP KILACAKTIR”. Hz. Mehdi, ateizme, materyalizme Darwinist felsefeye tam olarak galip gelecektir. Kuran'ı o kadar iyi açıklayacak; onlara karşı öyle kesin ve net açıklamalar yapacaktır ki, insanlar Hz. Mehdi'nin samimiyeti ve ortaya koyduğu delillerin gücü karşısında -Allah'ın dilemesiyle-, ister istemez dine gireceklerdir.

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde “ADALET anlayışının Hz. Mehdi'nin en önemli vasfı olacağı” belirtilmiştir. Allah'ın izniyle, Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışıyla birlikte, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet hakim olacaktır.

“Hz. Mehdi'nin tüm yeryüzünü NUR ile dolduracağı” haber verilmiştir. Hz. Mehdi'nin tabi olduğu Kuran-ı Kerim bir nurdur. Kuran'ı Kerim’in nurunun bütün dünyaya yayılacağına öncelikli bir işaret vardır. Ayrıca Hz. Mehdi'nin kendisi de nurludur, talebeleri de nurludur. Hz. Mehdi etrafına da nur saçacak, tüm dünyayı nurlandıracak; çevresindeki insanlara sevgi, şefkat ve muhabbet saçacaktır.

Ayrıca Hz. Mehdi'nin öncüsü olan, ona ortam hazırlayan Said Nursi Hazretleri’ne ve onun harika eseri olan Risale-i Nur Külliyatı’na da bir işaret vardır. Çünkü Said Nursi'nin isminde de eserlerinde de nur vardır. Eserleri nurlu eserlerdir. Bu eserlerin de dünyaya yayılacağına, dünyaya nur saçacağına da bir işaret ve bir telmih vardır.
Hz. Mehdi tüm dünyaya “APAÇIK DELİLLER” sunacaktır. Eserlerini çok açık, reddedilmez Kurani ve bilimsel delillerle açıklayacak; bu deliller karşısında tüm inkarcı düşünce sistemlerini fikren mağlup edecektir.



HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN BİR KISIM YARDIMCILARI ARAPÇA BİLECEKLERDİR

"HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN YARDIMCILARI ARAP OLMAYACAK. Diğer milletlerden olacak. FAKAT ARAPÇA KONUŞACAKLAR."

(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 187)
Hadiste verilen bilgiden Hz. Mehdi (a.s.)'nin yardımcılarının Araplardan değil, başka bir milletten oldukları; ancak Arapça bildikleri anlaşılmaktadır.



ALLAH, HZ. MEHDİ (A.S.)'Yİ VE YARDIMCILARINI MANEN GÜÇLÜ VE ETKİLİ KILMIŞTIR; ALLAH'IN İZNİYLE DÜNYANIN HER YERİNDE ALLAH'IN ADININ ANILMASINA VESİLE OLACAKLARDIR 

İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s) Hz. Mehdi’nin (a.s) yardımcıları hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar dünyanın doğusunu ve batısını ele geçireceklerdir.ONLARDAN HER BİRİSİNİN KIRK İNSAN KADAR GÜCÜ VARDIR. KALPLERİ DEMİR GİBİDİR. ÖYLE Kİ, LA İLAHE İLLALLAH VE ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH” HER YERDE YANKILANACAK VE DUYULACAKTIR.”

(Bihar-ul Envar, c. 52, s. 340)
Hz. Mehdi'nin bayanlardan ve erkeklerden oluşacak olan talebeleri, ruhen de bedenen de sağlam, çok kaliteli, üstün ve etkili insanlardan oluşacak ve her biri mükemmel tebliğ gücüne sahip olacaktır. Tüm bu özellikleriyle, Hz. Mehdi'nin yardımcılarının olağanüstü dikkat çeken bir görünümleri olacaktır.

Allah bu tebliğ güçlerini vesile edecek, Hz. Mehdi ve talebelerinin etkisiyle dünya çapında tüm insanlarda, kitleler halinde büyük bir imana yöneliş hareketi olacaktır. Her yerde Allah'ın adını ve şanını yüceltecekler ve İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacaklardır.

Rivayette “La İlahe İllallah ve enne Muhammeden Resulallah sözlerinin her yerde yankılanacağının ve duyulacağı”nın bildirilmesi de, Hz. Mehdi'nin İslam ahlakını tebliğ yönündeki faaliyetlerinin basında, internette, televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde, dergilerde kısacası hemen her yerde sürekli olarak gündem olacağına da işaret etmektedir.



HZ. MEHDİ (A.S)'NİN YAKIN YARDIMCILARI 

"Bu vezirler ondan aşağı ve fakat beşten yukarı olacaktır."
Kıyamet Alametleri,

"Memleket işlerinin ağırlıklarını onunla paylaşacaklar. Dokuz kişiden ibaret olacaktır."
Kıyamet Alametleri, 187

Ebu Cafer Muhammed b.Ali'den rivayet edildi:
Hz. Mehdi (a.s) daha çıkmadan önce onun bir arkadaşı ona tabi olan bazı insanlarla karşılaşacak ve "Siz burada kaç kişisiniz?" diye soracaktır. Onlar da "40 kişiyiz" cevabını verecekler "Siz Hz. Mehdi (a.s)'yi gördüğünüz zaman ne yapacaksınız?" şeklinde tekrar soracak ve "O, dağların başında kalsa biz de kalırız" cevabını alacaktır. Bunun üzerine o kişi gidecek, ertesi gece tekrar gelerek "Reislerinizden 10 kişiyi ayırınız" diyecek ve Hz. Mehdi (a.s) de onlarla buluşacaktır.

Ertah'tan rivayet edildi ki:
...(Hz. Mehdi (a.s)'nin Süfyani ile savaşında en büyük ordusu 100 (yüz) kişiden müteşekkildir.
Not: Bu iki rivayet, "Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdi yy-il Ahir Zaman" adil eserin Süleymaniye kütüphanesinde bulunan nüshasında mevcuttur.

Bedir savaşındaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak. Çünkü bu 313 kişi gece abid gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar.
Kıyamet Alametleri, 169

Muhammed b. Hanefi (r.a.)'dan rivayet edildi ki:
...Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O'nun etrafina bir kavim toplar. Onların kalblerini uzlaştırır. Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı (313) kadardır. Evvelkilerin onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler ve onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır.
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdi yy-il Ahir Zaman, 57

Hz. Mehdi (a.s) 'ye aralarinda kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir.
El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdi yy-il Muntazar, 25
Hz. Mehdi (a.s) 'nin ordusu; talebelerinin hasları, hasların havası şeklinde farklı tabakalarla olabilir. Belki de bu farklı rivayetler, muhtelif gelişme safhalarındaki sayılara işaret etmektedir.

Hz. Mehdi (a.s) 'ye ilk anda biat edenlerin bu kadar az sayıda (313) olması makul karşılanmalıdır. Tarihin her döneminde hep böyle olmuştur. Nuh (a.s.) Musa (a.s.) zamanında da böyleydi. İsa (a.s.)'a inananlar 12 kişiydi. Peygamber efendimize (s.a.v.) dahi ilk inananlar çok az sayıda kimseydi. Bazı rivayetlerden öğrendiğimize göre nübüvvetin ilk altı yılında ona inananlar sadece 40 kişiydi.


2/249- Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmaği) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."


11/40- Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmis olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.

26/53- Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

26/54- "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;"


10/83- Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.




KIYAMETE KADAR MÜCADELE EDECEK CEMAAT 



Hz.Muaviye'den (r.a.)rivayet edilmiştir.
"Kıyamet kopmaz, ümmetimden bir taife herkes üzerinde hakim olmadıkça. Onlar kendilerini terk edenlerin terk etmesine aldırmazlar ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar."

Ramuz El-Ehadis, 472 (Hanbel'in Müsned'i - Buhari -Müslim)


Hz. Muaviye b. Kirra (r.a) dan rivayet edilmiştir:

"Ümmetimden bir taife kıyamet koyuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terk edenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez."

Ramuz El-Ehadis, 472 (Hakim'in Müstedrek'i)
Yukarıdaki hadis-i şerifte ümmetten bir taifenin kıyamet kopuncaya kadar hak üzere mücadele edeceği bildiriliyor. Başka hadis-i şeriflerden de biliyoruz ki kıyamet kopmasından bir süre önce müminlerin ruhu kabzedilecek ve kıyamet kafirlerin üzerine kopacaktır. O halde burada kıyamet kopmasından kastedilen başkadır. Bu konuda diğer bir rivayet bu hususu açıklığa kavuşturuyor.

Hz.Muaviye b. Curre'den (r.a.) rivayet edilmiştir:

"...Deccal'la savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galip olması devam edecektir."

Ramuz Em-Ahadis, 65 (Ibni Asakir Tarihi -Ebu Muaym) 


Görüldüğü gibi kıyamet kopmasından kastedilen "Deccal'le savaşın başlaması" anlamıdır. Bir başka hadis-i şerif de bu mübarek taifenin Deccal'le mücadele edecek olan Hz. Mehdi (a.s) ve yardımcıları olduğunu haber veriyor.

Ahmet, Müslim, İbni Cüreyr ve İbni Hibban, Cabir b. Abdullah(r.a.) tahric ettiler:

"Kıyamete (Deccal ile savaşa) kadar benim ümmetimden bir grub hak üzere galip olarak çarpışacaktır. Ve İsa b. Meryem gökten nüzul ettiğinde onların emiri (Hz. Mehdi (a.s)) kendisine, "Gel bize namazı kıldır" der. Ancak O su ümmete Allah'ın bir ikramı olarak "Sizin biriniz, diğerlerinize emridir" cevabını verir."

Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdi yy-il Ahir Zaman 80 


Hz.İmran'dan (r.a.) rivayet edilmiştir:
"Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galib oldukları halde Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesih deccal ile harp eder."

Ramuz El-Ahadis, 472 (Hanbel'in Müsned'i -Ebu Davud-Tabarani -Hakim)




HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN CEMAATİ "TEMİZ VE BEREKETLİ BİR BUĞDAYA" BENZEYECEKTİR. ARALARINDAN ÇIKAN MÜNAFIKLAR DA, "BU BUĞDAYA MUSALLAT OLAN ASALAK, İĞRENÇ BUĞDAY KURTLARI" GİBİ OLACAKLARDIR



Esbağ bin Nebate der ki: Emirülmüminin Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: "...Öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır. Ve ben size bir örnek vereceğim: Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır. Onu temizler ve bir eve koyar, uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür, onu tekrar ayıklar ve temizler sonra tekrar evin içine koyar. Uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler ve hep aynı işi tekrarlar. SONUNDA KURTLARIN HİÇ ZARAR VEREMEDİĞİ ÇOK AZ SAĞLAM BUĞDAY KALIR. İşte siz de böylesiniz. Sonunda içinizde fitnelerin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır." (Aynı hadisi Ahmet bin Muhammed bin Said de nakleder.)

(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 246)

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinden çıkan münafıkların, "buğdaya musallat olan iğrenç kurtlar" gibi oldukları haber verilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) cemaati, "buğday gibi, ilerde açıp serpilecek, gelişip büyüyecek, bereket getirecek, gelecek vadeden bir nimete" benzetilmiştir. Münafıkların da, "buğdayı içten tahrip etmeye çalışan, kurt gibi iğrenç ve habis varlıklar oldukları" haber verilmiştir.

Hadiste, sahibinin buğdayı temizleyeceği ama buğdayın yine kurtlanacağı; sahibi her defasında bu işlemi tekrarladıktan sonra, en sonunda buğdayda hiç kurt kalmayacağı anlatılmıştır. Bu bilgilere göre, buğdaydaki iğrenç ve asalak kurtların ayıklanıp buğdayın pislikten temizlenmesi gibi; Hz. Mehdi (a.s.) cemaati de bir süre sonra münafıklardan temizlenip sonunda tertemiz bir cemaatle vazifesini yapacaktır.



AHİR ZAMANDA İNSANLARIN BÜYÜK KISMI, HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN CEMAATİNDEN UZAK DURACAKTIR 

Aşağıdaki hadiste insanların büyük çoğunluğunun Hz. Mehdi (a.s.)'den uzak
duracağına işaret edilmektedir. Bu insanlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin ve yakınlarının üstün ahlakını ve Allah yolunda verdikleri büyük mücadeleyi takdir edemeyeceklerdir. Ahir zamanda insanların büyük kısmının din ahlakından uzaklaşmış olmaları ve Hz. Mehdi (a.s.)cemaatinin pek çok iftiraya, zorluğa ve sıkıntıya maruz kalmaları sebebiyle, menfaatlerinin zarar görmesi korkusuyla insanların Hz. Mehdi (a.s.)ve cemaatine yaklaşmayacakları anlaşılmaktadır.

Buyurdu ki: "Onları yeryüzünün kenarlarında ara. ONLARIN YAŞANTILARI SADEDİR, EVLERİ SIRTLARINDADIR, EĞER HAZIR OLSALAR TANINMAZLAR, EĞER KAYBOLSALAR ARANMAZLAR, HASTA OLSALAR KİMSE ONLARIN ZİYARETİNE GELMEZ, EĞER EVLENMEK İSTESELER KİMSE ONLARA GELMEZ. EĞER ÖLSELER CENAZELERİNE KİMSE KATILMAZ. ONLAR MALLARINI ARALARINDA EŞİT OLARAK PAYLAŞIRLAR VE BİRBİRLERİNİ KABİRLERİNDE ZİYARET EDERLER, AYRI ŞEHİRLERDE OLSALAR DAHİ İSTEKLERİ HEP AYNIDIR."

(Gaybetul Numani, Sf 238) 


Abdullah Yeğin Ağabey, Bediüzzaman Hazretleri'nin İttihad-ı İslam'a verdiği önemi anlatıyor

Türk İslam Birliği İstiyoruz

İslam'a Karşı Deccalin En Büyük Ordusu Yobazlar (2. Bölüm)




YOBAZLIK DÜNYAYI CEHENNEM GİBİ YAPACAK BİR ZİHNİYETE SAHİPTİR

Önceki bölümde açıkladığımız gibi yobazlık Kuran’dan ve Peygamberimiz (sav)’in Kuran’ı tefsir ettiği ve yaşadığı halinden bambaşka bir İslam inancına sahiptir. Yobazlıkta, Kuran ve sünnet değil hurafeler ve bidatler esastır. Ancak yobazların çok önemli bir özelliği vardır; o da İslam adına ortaya çıkmalarıdır. Fakat sevgisizdir, ruhu kapkaradır, bağnaz ve anlayışsızdır. Her türlü güzelliğe, estetiğe, sanata, bilime düşmandır. Hayata düşmandır; neşeye, sevince, mutluluğa düşmandır. Dolayısıyla bu zihniyetin hakim olduğu dünya adeta cehennem gibi sıkıcı ve karanlık olur. 
Peygamberimiz (sav) de ahir zamanda yobazlığın çok önemli bir tehlike olduğunu hadis-i şeriflerinde haber vermiştir:

İLİM, ALİMLERİN KALDIRILMASI (Vefat etmeleri, Allah’ın Katına alınmaları) İLE ORTADAN KALKAR. ORTALIKTA HİÇBİR ALİM KALMAZ. NİHAYET İNSANLAR CAHİLLERİ REHBER VE ÖNDER EDİNİRLER; MESELELERİNİ ONLARA SORARLAR. ONLAR İLME DAYANMADAN HALKA FETVA VERİR; HEM KENDİSİ SAPAR VE HEM DE HALKI SAPTIRIR.” (Buhari, nr. 100, 7307; Müslim, İlim 13 (nr. 2673); Tırmizi, İlim 5 (nr. 2652))
ADNAN OKTAR: Yobaz takımının yaptığı tahribat dinsiz, ateistin yaptığı tahribatın yanında kıyaslarsak dinsiz, ateist birse, onlar milyon tahribat yapıyor. İnsanları dinden soğutan yobaz takımıdır. (05 Kasım 2011 tarihli A9 TV sohbetinden)

İmam Rabbani Hazretleri de Müslümanlara cahil sözde alimlerin peşinden gitmemeleri gerektiğini şöyle öğütlemiştir:
“DÜNYALIK PEŞİNDE OLAN DİN ADAMLARININ SÖZLERİNİ DİNLEMEK, KİTAPLARINI OKUMAK ZEHİR YEMEK GİBİ ZARARLIDIR. KÖTÜ DİN ADAMLARININ ZARARLARI BULAŞICIDIR. CEMİYETLERİ BOZAR, MİLLETLERİ PARÇALAR. ...” (47. Mektup)
Görüldüğü gibi, İmam Rabbani yobazlar için “Onların sözlerini dinlemek zehir yemek gibi zararlıdır” diye Müslümanları uyarmıştır.
KURAN, YOBAZLIĞA KARŞI İLMİ SAVAŞ AÇMIŞTIR

Kuran; yobazlığın getirdiği her türlü belaya, mutsuzluğa, zulme, sevgisizliğe, bağnazlığa, öfkeye, kan dökücülüğe karşıdır. Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in hayatına dayalı İslam dini, YOBAZLIĞIN TAM OLARAK TERSİDİR. İslam; sevgi, barış ve dostluğu öğütler.
Kuran'da Rabbimiz yobazlığı savunan, dini hurafelerle karıştırmaya ve yaşanmaz hale getirmeye kalkan, Allah adına insanları aldatmaya çalışan bu zihniyetteki kişileri tanıtmaktadır:
Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini Kitab'a doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler. (Al-i İmran Suresi, 78)
YOBAZLIKLA İLMİ MÜCADELE MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR İBADETTİR

Çünkü müşriklerle ilmen mücadele etmek Kuran’ın emirlerinden biridir. Kuran’da ‘müşrik’ diye geçen topluluğun diğer adı ‘yobaz’dır. Allah Kuran’da müşriklerin –haşa- Kuran’ı yetersiz gördüklerini ve kendilerinin uydurdukları batıl bir dine uymak istediklerini haber verir. Bu yüzden yobazların en büyük mücadeleleri aslında Kuran ahlakına karşıdır. Yobazlar kendileri Kuran’dan uzak durdukları gibi insanları da olabildiğince Kuran’dan uzaklaştırmak isterler.


ADNAN OKTAR: Yobazları biz kendi sistemleri içerisinde etkisiz hale getirdik. En önemli konu, deccaliyete karşı mücadele ederken, iki kolun ikisini de ilmen, fikren kırmaktır. Dinsizlik kolunu da kırmak, yobazlık kolunu da kırmak; biz her iki kolu da ilimle kırdık. Ayette Cenab-ı Allah; “Ebu Leheb’in, iki eli kurusun” (Mesed Suresi, 1) diyor. Biz deccaliyetin iki elini de kuruttuk, inşaAllah. Her iki eli de şu an mefluç vaziyette, felç oldu, inşaAllah. (31 Ağustos 2011 tarihli A9 TV sohbetinden)

Gerçek İslam ve Müslümanlık Allah'ın Kuran'da bildirdiği, Peygamberimiz (sav)'in tefsir ettiği İslam'dır. Müslümanlar, bazı yobazların hurafelerine ve uydurma izahlarına göre değil, Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine göre yaşamakla yükümlüdürler. ÖLÇÜ HURAFELER DEĞİL, ÖLÇÜ KURAN VE SÜNNETTİR. Asrı Saadet döneminde, Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in hayatına göre yaşanan İslam gerçek İslam'dır. PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ÇOK ŞEFKATLİ, SEVGİ DOLU, KORUYUCU, ASİL, SANATA, ESTETİĞE, GÜZELLİĞE, TEMİZLİĞE, NEZAKETE ÇOK DEĞER VEREN HAYATI HER MÜSLÜMAN İÇİN EN MÜKEMMEL ÖRNEKTİR.


Allah Müslümanlara Birlik Olmayı Emretmiştir, Birlik Olmak Farzdır





ALLAH MÜSLÜMANLARA BİRLİK OLMAYI EMRETMİŞTİR, BİRLİK OLMAK FARZDIR

Allah Kuran'da müminlere birlik olmalarını, inkara karşı imanda saf bağlamalarını, birbirlerini kardeşleri gibi görüp sevmelerini, birbirlerine karşı merhametli, affedici ve koruyucu olmalarını, dağılmaktan, ayrılmaktan ve parçalanmaktan şiddetle kaçınmalarını emretmiştir.

TÜM MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR VE TEK BİR TOPLULUKTUR

Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz. Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Biz'e döneceklerdir. (Enbiya Suresi, 92-93)

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.  (Al-i İmran Suresi, 103)

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)


Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)


ALLAH TÜM MÜSLÜMANLARA, HEP BİRLİKTE, DİNSİZLİĞE KARŞI FİKREN MÜCADELE ETMELERİNİ EMREDİYOR

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir. (Enfal Suresi, 39)
Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. (Şura Suresi, 39)
Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Saff Suresi, 4) 

MÜSLÜMANLAR DİNSİZLİĞE KARŞI FİKREN, TOPLUCA MÜCADELE EDİYORLAR

Gerçek şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın Kitab'ında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin VE ONLARIN SİZLERLE TOPLUCA CEHD ETMESİ GİBİ SİZ DE MÜŞRİKLERLE TOPLUCA CEHD EDİN. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (Tevbe Suresi, 36) 

Bu ayetlerden ve Kuran'ın genelinden açıkça anlaşıldığı gibi;
·       Müslümanların birlik olmaları,
·       Kardeşce bir sevgi ve şefkatle birbirlerine bağlı olmaları,
·       Çekişip tartışmamaları,
·       Birbirlerinin velileri ve dostları olmaları,
·       Birbirlerini her koşulda koruyup kollamaları,
·       Birbirleriyle istişare halinde olmaları,
·       Birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf haline inkara karşı ilmen mücadele etmeleri farzdır.

Bu durumda tüm bunların aksi bir tutum sergilemek, yani;
·       Birleştirici değil ayırıcı olmak,
·       Müslüman kardeşlerine sevgiyle ve şefkatle yaklaşmamak,
·       Müslüman kardeşlerine karşı affedici, koruyucu ve kollayıcı olmamak,
·       İnkara karşı verilen ilmi mücadelede Müslümanlarla kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlamamak haramdır.