darwinizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
darwinizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Evrimcilerin Korkulu Rüyası: Yaşayan Fosil Balıklar

Yeryüzündeki bütün canlılar, kompleks ve üstün özellikleriyle bir anda var olmuşlar, yani yaratılmışlardır. Evrimcilerin iddia ettikleri gibi canlıların birbirinden türediğini gösteren tek bir bilimsel delil dahi bulunmamaktadır. Yaşayan fosiller evrimcilerin gerçek dışı teorilerini tamamen geçersiz kılan kusursuz örneklerdir.

Doğa tarihini incelediğimizde karşımıza, “farklı anatomik yapılara evrimleşen” değil, yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmeden kalan canlılar çıkmaktadır. Fosil kayıtlarındaki bu “değişmezlik”, bilim adamları tarafından “stasis” (durağanlık) olarak tanımlanmıştır. Yaşayan fosiller ve günümüzde varlığını korumayan ama dünya tarihinin birbirinden farklı dönemlerinde fosil bırakmış olan canlılar, fosil kayıtlarındaki durağanlığın somut delilleridirler. Fosil kayıtlarındaki bu söz konusu durağanlık, aşamalı bir evrim sürecinin yaşanmadığını gösterir. Stephen Jay Gould, Natural History dergisindeki yazısında fosil kayıtlarının evrim teorisi ile olan tutarsızlığını şu şekilde ifade etmiştir:

Çoğu fosil türünün tarihi, kademeli gelişim ile tutarsız olan iki özellik gösterir:

  • Stasis. Çoğu tür dünya üstünde geçirdikleri süre boyunca hiçbir yönlü değişim göstermemektedir. Fosil kayıtlarından kayboldukları sırada nasıl görünüyorlarsa ortaya çıktıklarında da aynı görünümdedirler; morfolojik değişim çoğunlukla sınırlıdır ve yönlü değildir.
  • Birden ortaya çıkış. Herhangi bir yerel bölgede, bir tür, atalarının sabit dönüşümü neticesinde kademeli olarak ortaya çıkmamaktadır; birden ve ‘tam gelişmiş’ olarak ortaya çıkmaktadır. (http://members. iinet.net.au/~sejones/fsslrc02.html)

Eğer bir canlı, milyonlarca yıl önceki tüm özellikleri ile günümüzde kusursuz şekilde varlığını sürdürüyorsa ve hiçbir değişim geçirmediyse, bu durum Darwin’in öngördüğü aşamalı evrim modelini tamamen ortadan kaldıracak kadar güçlü bir kanıttır. Öyle ki, yeryüzünde bunu kanıtlayacak tek bir örnek değil, milyonlarca örnek bulunmaktadır. Canlılar, milyonlarca yıl hatta kimi zaman yüz milyonlarca yıl önce var oldukları hallerinden hiçbir farklılık göstermemektedirler. Bu durum, Niles Eldredge’in açıkça ifade ettiği gibi, paleontologların, hala savunulmakta olan evrim fikrinden artık “kaçınmalarına” sebep olmaktadır:

“Paleontologların evrimden bu kadar uzun süre kaçınmış olmaları hiç de şaşırtıcı değildir. Evrim asla gerçekleşmemiş gibi görünmektedir. Kayalıklarda dikkatle ve sabırla yürütülen toplama çalışmaları zigzaglar, küçük salınımlar ve çok nadiren milyonlarca yıl boyunca görülen değişimlerin küçük birikintilerini ortaya çıkarmaktadır - ki bunlar evrimsel tarihte yaşanmış olan tüm o müthiş değişimi açıklayamayacak kadar yavaş bir hızdadır.” (http://members.iinet.net.au/~sejones/fsslrc02.html)


Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı ki hiçbir şekilde yaşanmamıştır, canlıların yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları ve yaşayan fosiller bunun tam aksini gösterir. Farklı canlı sınıflamaları, fosil kayıtlarında hiçbir ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır. Soyunun tükendiğine inanılan ve jeolojik dönemde yaşayan bazı balıkların günümüzde hiç değişikliğe uğramamış örneklerine rastlanması evrimin geçersizliği açıkça ortaya koyan delillerdendir.

Arapaima

Mezozoik dönemin Kreatase devrinde çok yaygın oldukları hatta bu çağdan daha eski dönemlerde Avrupa’da bazı türlerinin yaşadığı bilenen Arapaima canlı bir fosildir. Ortalama 4,5 metre, maksimum 10 metre uzunluğa, azami 400 kg ağırlığa ulaşabilen bu en büyük tatlısu balığı günümüzde Afrika, Güney Amerika ve Avusturalya’da yaşar. Allah, her canlı gibi bu balıkları da içinde bulundukları şartlara en uygun vücut yapılarıyla yaratmıştır.

Dili yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda ve kemikli olan bu balık Osteoglos-siformes (kemik dilliler) takımında yer alır ve sert dil yüzeyi Amazon yerlileri tarafından odun zımparalamak için kullanılır. Fakat bu sert kemikli dilin asıl işlevi yakaladığı avı ezmesidir. Bu balıklar ağızlarını açıp suda bir iç akıntı oluştururlar ve avlarını ağızlarına doğru çekerler. Derin suların dinozoru olarak adlandırılan bu pullu balıklar oldukça usta birer avcıdırlar, çünkü yollarına çıkan her tür balığı, hatta su üstünde uçan kuşları bile avlayabilirler. Bu canlıların sahip olduğu özellikler onların tesadüfen oluştuklarını ve ilkel birer canlı olduklarını iddia edenlerin teorilerine çok büyük bir darbedir.

Timsah Balığı

Yeşilimsi veya sarımsı parlak renkte adeta zırh gibi pullarla kaplı bir vücuda sahip olan timsah balığı, çift sıralı keskin dişleriyle güçlü bir görünüme sahiptir. Yakın akrabalarının çoğunun aksine, hava soluyabilir ve yaklaşık iki saate kadar su üzerinde hayatta kalabilir. 100 milyon yıldır varlığını sürdüren bu balığın, 4 metreye varan uzunluğu, 200 kg’a varan ağırlığı ve timsaha benzeyen bir kafa yapısı vardır. Eğer bu balıklar halihazırda yaşıyor olmasalardı ve sadece fosilleri olsaydı evrimcilere göre balıktan timsahlara uzanan bir ara geçiş formu olarak ilan edilirdi. Fakat bu balığın yaşayan türlerinin bulunması evrimcilerin bu hayalini geçersiz kılmıştır. 

Prehistorik dönemde dünyanın birçok yerinde yaşayan bu balık günümüzde sadece Kuzey ve Orta Amerika’da özellikle Mississippi Nehri Havzası, Ohio ve Missouri Nehir sistemleri, Teksas, Oklahoma ve Meksika gibi yüksek drenajlı sularda yaşar. Göller, körfezler ve koylarda yaşayan, acı ve hatta tuzlu suya da dayanabilen bu balığın yerli halk tarafından takı olarak kullanılan sert pulları onu çeşitli saldırılardan korur.

Timsah gibi çok saldırgan ve hızlı olan bu balık avını  keskin dişleriyle yakalar. Genellikle balıkla beslenen bu canlı,  bazı su kuşlarını, küçük kaplumbağaları ve hayvan ölülerini de yiyebilir. Genelde karanlık sularda yaşayan bu balıklar, kamuflaj için su içerisindeki yeşillikleri kullanır. Akıl sahibi bir insanın bu gerçekler karşısında varması gereken sonuç doğadaki her şeyin sonsuz ilim ve kudret sahibi Allah’ın eseri olduğudur.

Evrim teorisine delil oluşturmak için kullanılan,“En az evrim geçiren hayvan, ara geçiş formu, ilkel canlı” gibi terimler, fosillerin gün ışığına çıkarılmasıyla birlikte geçerliliğini yitirmiştir. Bulunan tüm fosillerin hiç değişmemiş olması canlıların aşamalarla birbirlerinden türemediklerini gözler önüne sermiştir. Yaşayan fosiller, ara geçiş formlarının hiçbir örneğini vermemekte tam aksine sahip oldukları üstün özelliklerle birer yaratılış örneği olduklarını, milyonlarca yıl boyunca değişmeden kaldıklarını ortaya koymaktadır. Fosil kayıtları ve bunların yaşayan örnekleri evrimi kesin ve bilimsel olarak yalanlamaktadır.

Coelacanth

Coelacanth, yaklaşık 150 cm boyunda, oldukça gelişmiş bir yapıya sahip son derece kompleks bir dip balığıdır. 450 milyon yıllık tarihinde hiçbir değişim izi göstermemiş olan bu canlıyı birçok bilim adamı kara omurgalılarının atası olarak göstermiş ve en az 70 milyon yıl önce yok olduğunu ileri sürmüşlerdir. Evrimcilerin yüzgeçlerini “yürümek üzere olan ayaklar”, fosilleşmiş bir yağ kesesini de “ilkel bir akciğer” olarak yorumladığı ve bulunan fosilleri üzerinde yapılan türlü spekülasyonlarla kayıp bir halkayı bulduklarını öne sürdükleri bu balığın 1938’de Güney Afrika kıyılarında canlı örneğinin ele geçmesiyle Darwinistler büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır. Günümüz denizlerinde ele geçen 200’den fazla canlı Coelacanth, fosiller üzerinde yapılan Darwinist spekülasyonları tamamen ortadan kaldırmıştır.

Neşter Balığı

Okyanusların büyük yırtıcı balıklarından biri olan, Prehistorik dönemlerden günümüze ulaşan neşter balığı sırtında yelkene benzeyen yüzgeçleri ile dinozorları andırır. Atlantik’in derin sularında ve kuzeydoğu Pasifik’te yaşadığı bildirilen bu okyanus balığı 2 metre uzunluğa ve oldukça keskin dişlere sahiptir.  Küçük balık ve kalamarlar bu canlının başlıca besinleridir.

Fırfırlı Köpekbalığı

Dinozorların hakim olduğu dönemin derin deniz yırtıcılarından olan bu balıklar, Kretase döneminden günümüze ulaşan canlılardır. Yaklaşık 2 metreye yaklaşan boyları, koyu kahverengi derileri, yılanbalığına benzeyen uzun gövdeleri vardır. Son derece esnek olan çeneleri ve küçük, çatallı, oldukça keskin, iğne gibi 300’e yakın sayıdaki dişleri ile büyük avları bile yakalayabilen bu canlılar kusursuz olarak yaratılmışlardır. Dünyanın değişik yerlerinde fosillerine rastlanmasına rağmen çok nadir canlı olarak görülen bu köpekbalıklarının türünün tükenmiş olduğu düşünülüyordu. Ancak 2007 yılında Japon sularında canlı olarak yakalandı.

Arowana

Osteoglossiformes (kemik dilliler) takımında yer alan Jura döneminde yaşamış olan bu balık, dinozorların yaşadığı dönemden günümüze kadar varlığını sürdüren bir başka yaşayan fosildir. Bugün, Amazon havzası, Afrika, Asya ve Avustralya’da yaşayabilen bu canlı tüm küçük balıkları ve 2 metreye kadar sıçrayarak kuş ve yarasaları avlar. Ejderha balığı olarak da bilinen ortalama 1.5 metre boyundaki bu balık Allah’ın kusursuz yaratışına örnek olan canlı bir fosildir.

Yaşayan fosiller ve fosil kayıtlarındaki durağanlık, ne Darwin döneminde açıklanabilmiştir ne de bundan sonra açıklanabilir durumdadır. Darwin’in evrim teorisini, şekilden şekle sokarak günümüz bilimsel bulgularına uyarlamaya çalışan evrimci bilim adamları da bu gerçeği, artık istemeseler de kabul etmiş durumdadırlar. Bilimsel verilerin ve fosil kayıtlarının ortaya çıkardıkları gerçekler, tıpkı 150 yıl önce Darwin’in itiraf ettiği gibi, günümüzde de evrim teorisinin her türlü versiyonu ile çelişmektedir:

“Bu kitapta, gerçeklerin delil gösterilemeyeceği bir nokta olduğunu biliyorum. Bu nokta, genellikle benim vardığım sonuçlardan tamamen ters sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Adil bir sonuç, ancak problemin her iki yönünün gerçeklerini tam olarak açıklamak ve tartmak ile sağlanabilir. Ama burada bunu yapmak mümkün değildir.” (http://www.arn.org/docs/abstasis.htm; Charles Darwin, The Origin of Species, 1859)

Mersin Balığı

Erken Jura döneminden günümüze kadar ulaşan 6 metre büyüklüğündeki mersin balığı subtropikal  ve yarı arktik sularda, Kuzey Amerika ve Avrasya’da yaşar. Bu dev balıkların besini küçük balıklardır.

Hagfish

300 milyon yıldan beri varlığını devam ettiren bu balık türü hiç değişmeden günümüze kadar gelmiş olan canlılardandır. 50 cm uzunluğa ve 1,4 kg ağırlığa sahip olan bu balık, kuzeydoğu Pasifik kıyılarında ve 20-650 metre derinlikte yaşar. Görünüm olarak yılan balığına benzeyen bu canlı türünün kafatası ve 2 tane beyni olmasına rağmen  kılçığı yoktur. Kör denebilecek kadar az gören bu canlılar çoğunlukla yumuşak çamurda yaşar ve geceleri büyük balıkların ölüleri ile beslenirler.

Testere Balığı

95 milyon yıllık örneklerinde gördüğümüz gibi hiç değişmeden günümüze gelmiş olan bu balığın fosillerinde uzun testere şeklindeki burnu, belirgin kafa yapısı hemen teşhis edilmektedir. Testere balığı hem tatlı hem tuzlu suda hem de nehir ve dereler aracılığıyla kıyıdan 100 km kadar içeride yaşayabilir. 7 metre uzunluğa sahip olan uzun ve yassı vücut şekliyle çoğu kere köpekbalıkları ile karıştırılan bu balığın kenarında keskin dişleri olan, enli ve bir kılıca benzeyen bir burnu vardır. Bu uzun keskin burnunu çamuru karıştırıp deniz dibinde yaşayan çeşitli hayvanları bulmak için kullanır. Savunma ve yiyecek bulma işlevi üstlenen testerelerin gözleri görmediğinden elektromanyetik koruyucuları olan sensör organlarına sahiptir. Bu durum, kuşkusuz Allah’ın kusursuz yaratışının delillerinden biridir. Canlının sahip olduğu özelliklerin hepsi Allah’ın kontrolündedir. Bu gerçek, bir ayette şöyle bildirilir:

“... O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur…” (Hud Suresi, 56)

Senegal Bişiri

Bu Afrika kökenli balıklar, genel görünümleri itibariyle dinozora benzerler. Yılanımsı gövdesi ve ayaklara benzeyen yüzgeçleri ile diğer balıklardan oldukça farklı bir görünüme sahip olan bu canlılar zor koşullarda hayatta kalabilirler. Örneğin su dışında kaldıkları zaman bile derileri ıslak kalabildiği sürece yaşamlalarına devam ederler. Evrim teorisini savunanlara söyleyecek tek bir söz dahi bırakmayan bu canlı, alemlerin Rabbi olan Allah’ın örneksiz yaratmasının eseridir.

Evrim hiç yaşanmamıştır

Evrimciler de açıkça bilmektedirler ki, ele geçen tüm bilimsel deliller, “evrim süreci” iddiasının yalnızca bir masaldan ibaret olduğunu göstermiştir. Yaşayan fosiller; bu canlıları, milyonlarca yıl önce yaratmış ve günümüze kadar en mükemmel şekilleriyle korumuş, tüm varlıkların Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah’ın eseridirler. Tarih boyunca Darwinistlerin tüm korkuları, bu açık gerçeğin gözler önüne serilmesi olmuştur. Ama artık, bu açık ve tartışmasız gerçek tam anlamıyla gözler önündedir ve Darwinistlerin buna karşı gösterdikleri tüm çabalar boşa çıkmıştır. Hak olan karşısında batıl tamamen ortadan kalkmış ve alemlerin Rabbi olan Allah, büyüklüğünü ve yüce kudretini bir kez daha en mükemmel şekli ile sergilemiştir:

“Biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir ‘oyun ve oyalanma’ edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.” (Enbiya Suresi, 16-18)

2013-02-14

Evrim Teorisinin Okul Baskınlarındaki Rolü

Son yıllarda Avrupa ve ABD’de gerçekleşen silahlı okul baskınlarında çok sayıda öğrenci katledildi. Medya çoğu zaman bu katliamları bunalımlı veya sosyopat davranışlı (antisosyal kişilik bozukluğu) olan kişilerin eseri olarak yansıttı. Ancak dikkatlice incelendiğinde bu katliamların ardında bambaşka bir etken daha göze çarpıyor: Yaşamın, güçlü ile zayıfın mücadelesi olduğunu iddia eden evrim teorisi.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Colorado eyaletinde Columbine Lisesi son sınıf öğrencileri olan Eric Harris ve Dylan Klebold'un 20 Nisan 1999 tarihinde beraber gerçekleştirdikleri silahlı okul baskınında 13 kişiyi katletmiş ve ardından intihar etmişlerdir. Bir gazete verdiği haberde “Columbine Lisesi'ni basarak 13 arkadaşını katleden saldırganlar Eric Harris ve Dylan Klebold'ın Darwin'in ‘doğal seleksiyon’ teorisinden etkilendiği ortaya çıktı” [1] cümlesi ile bu katliamın nedenini açıklamıştır.

Eric Harris, baskın esnasında, uyguladığı şiddetin kökenini belli eden bir tişört giymiştir. Tişörtünün üzerinde “doğal seleksiyon” yazmaktadır. Katliamcılar video kayıtlarında evrim teorisindeki doğal seleksiyon ve zayıfların ayıklanması fikrinden etkilendiklerini söylemişlerdir. Katliamda 13 yaşındaki kızı Rachel’i kaybeden, oğlu Craig’i zorlukla kurtaran Darrell Scott bu konuyu şöyle anlatmıştır:

"Katliamın arka planına bakılmaması çok şaşırtıcı. Katil Harris öğrencilere ateş açarken üzerinde 'doğal seleksiyon' yazılı bir tişört bulunuyordu. Zayıfları öldürerek doğal seleksiyona yardımcı olmayı planladıklarını itiraf ettikleri video kayıtları ortaya çıktı. Kendilerini doğal seleksiyonun sonucu olarak, sınıf arkadaşlarından üstün görüyorlardı." [2]

Harris, insanları ve bitkileri aşılamanın doğanın istenmeyen otları ayıklama sürecine müdahale olduğunu söyleyecek kadar Darwinisttir. Hatta tehlikeli yiyeceklerin üzerinde dahi uyarı bulunmamasını istemiş, "doğal seleksiyonu seyrine bırakalım, bütün şişman, çirkin, özürlü, sakat, aptallar ölür ve böylece belki insanlık kendiyle gurur duyabilir" [3] demiştir.

Columbine’de öldürülen altı çocuğun ailesinin avukatlığını yapan Barry Arrington, Eric Haris’in Darwin’e ne derece bağlı olduğunu şöyle anlatmıştır:

"Eric Harris’in tüm günlüklerini okudum, tüm ses kasetlerini dinledim, video kasetlerini izledim. Anladım ki Harris, bilinçli olarak davranışlarının evrimle ilgili öğrendiklerinin mantıklı bir sonucu olarak görüyordu. Darwinizm, onun yaptıklarının entelektüel gerekçesine hizmet etti. Harris’in Darwin’e tapan biri olduğuna ve kendini onun prensiplerini uygulan biri olarak gördüğüne dair en ufak bir şüphe olamaz." [4]

Psikiyatri Uzmanı Dr. Kubilay Boğoçlu, “Psikiyatri ve Hayat” isimli internet sitesinde, Columbine Lisesi’nde yaşanan katliamın ayrıntılarına ve saldırganların psikolojik analizlerine yer vermiştir. Boğoçlu, sitede katliamcıların ilk kurbanının özel olarak seçilmiş olduğuna vurgu yapmıştır. Katliamcıların ilk kurbanı kız öğrenci Rachel Scott’tı. Rachel’in babası rahiplik yapmış biriydi ve Rachel, Hıristiyan kültürü içinde yetiştirilmişti. Örneğin okulda yaptığı bir gösterinin adı, Watch the Lamb (Kuzuları Korumak) idi. Klebold, bu projeyi, projenin hazırlanmasında Rachel'e bizzat yardım ettiği için biliyordu. Yani ilk kurban bir din adamının kızıydı ve zayıfların korunup kollanması gerektiğinin anlatıldığı bir gösteri düzenlemişti. [5]

Oysa Harris ve Klebold kendilerini zayıfları yok etmesi gereken güçlü ve üstün canlılar olarak görüyorlardı. Nitekim Harris zayıfları ortadan kaldırmak yoluyla doğal seleksiyon sürecini anlattığı bir videoda “sınıf arkadaşlarından daha yüksek bir seviyeye evrimleştiklerini” açıkça söylemişlerdi. [6]

Harris, Darwinist yaklaşımını internette yayınladığı bir videosunda şöyle dile getiriyordu:

“Yakında geliyorum. Herkes için geliyorum. Dişlerime kadar silahlanacağım, her şeyi, herkesi öldüreceğim. Kuralları ben koyacağım (yasa benim). Bu kuralları beğenmezsen ölürsün! Eğer senden hoşlanmazsam veya benden istediğin şeyden hoşlanmazsam seni öldürürüm. Benim sizlerle olan problemleri çözme yolum bu; öldürmek!” [7]

Evrim teorisinin ‘yaşamın –güya- bir savaş alanı, fiziksel güç kullanarak üstünlük elde etmenin de sözde bir doğa kanunu olduğu’ gibi saldırganlığı ve ahlaki dejenerasyonu körükleyen mantıklarının, özellikle son dönemde okullarda ortaya çıkan gayri ahlaki eğilimleri ve şiddet içeren eylemleri de tetiklediği yadsınamaz bir gerçektir.

Katliamcılar, kendilerini yaşam savaşındaki bir ordunun neferi olarak görmektedirler.

Sahip oldukları çarpık bakış açısına göre doğaya bir çatışma hâkimse; kendilerinin zayıf gördükleri insanları öldürmeleri bir aslanın bir ceylanı öldürmesi kadar doğaldır. Bir aslanın ceylanı öldürmesine şaşırmayıp ona hesap sorulmuyorsa kendilerine de hesap sorulmamalıdır. Çünkü onlar da Darwin’in öğretisindeki aslanlar gibi doğadaki doğal seleksiyonun gereğini yapmaktadırlar. Nitekim 2007 yılında Pennsylvania'da okulda katliama hazırlanırken yakalanan bir öğrencinin de “Natural Selection'sArmy - Doğal Seleksiyon Ordusu” isimli bir internet sitesini sıkça ziyaret ettiğinin ortaya çıkması, bu sapık yaklaşımın saldırılarda önemli bir etken olduğunu ortaya koymuştur. [8]  Dahası bu sitenin ziyaretçileri ‘katiller için siber okul’ diye adlandırılan benzer birçok sohbet odalarına da katılıyordu. Bu siteler polis tarafından fark edilince servis sağlayıcıları tarafından hemen kapatıldı. Ancak bugün hala birçok genç ani ve aşırı vahşeti Darwin’in dönemiyle ilişkilendiren bir bilgisayar oyunu oynamaya devam ediyor. Rakip tarafların birbirlerini yok etmeye çalıştıkları bu popüler bilgisayar oyunun adı ‘Doğal Seleksiyon’. Kahramanların Harris ve Klebold olduğu bu oyunda Columbine katliamının orijinal görüntüleri kullanılıyor. [9]

Basına verilen bilgilere göre Doğal Seleksiyon Ordusu (Natural Selection’s Army) sitesini sık sık ziyaret edenlerden biri de 18 yaşındaki Finlandiyalı öğrenci Pekka-Eric Auvinen. Auvinen, 7 Kasım 2007 tarihinde Tuusula kentindeki Jokela Lisesi’ne yaptığı silahlı baskında 6 öğrenci ve 2 okul yetkilisini öldürmüş ve ardından intihar etmişti.

“Teoriden İlham Aldım” başlıklı bir gazete haberinde Auvinen’in yaptığı katliamın ardında yatan neden şöyle anlatılmıştır:

“Finlandiya'da 7 Kasım 2007'de okulunu basan 18 yaşındaki silahlı öğrenci Pekka Eric Auvinen, öğretmenini dizlerinin üstüne çökmeye zorladıktan sonra vurarak öldürdü. Sekiz arkadaşını da katleden Auvinen'in de Darwin'in evrim teorisinden esinlenilerek kurulan "Doğal Seleksiyon Ordusu" isimli internet sitesinin müdavimlerinden olduğu ortaya çıktı. Auvinen daha sonra Darwin teorisinden ilham alarak katliamı gerçekleştirdiğini itiraf da etti.” [10]

Pekka Eric Auvinen katliamdan önce internette kendine bir savunma hazırlamıştı. Auvinen bu savunmasında “kendini ‘Sosyal Darwinist’ olarak tanımlıyor, doğal seleksiyonun artık çalışmadığını ve hatta aksi yönde çalıştığını söylüyordu. Aptal, zayıf, akılsız insanların zeki, güçlü, akıllı insanlardan daha hızlı ürediğinden söz ediyordu. Eğer toplum ikinci tip insanların hayatta kalmasını sağlayamazsa gen havuzunun kötüye gideceğinden emindi. Bu problem hakkında ne yapabileceği ile ilgili kafa yoruyordu. Sonunda hayatın sadece anlamsız tesadüfler ve uzun rastgele mutasyonlardan ibaret olduğunu ve bir şey yapmaya çalışmanın çok anlamı olmayacağını düşündü. Fakat sonunda doğanın acımasızlığını taklit ederek doğal seçici olarak kendi payına düşeni yapabileceğine karar verdi.” [11]

Auvinen, bu kararı vermesine neden olan gerekçeyi ise şöyle açıklıyordu:

"Yeryüzündeki pisliklere merhamet yok. İnsan sevgisine çok fazla değer veriliyor. Güçlünün yaşamını sürdürmesini ve doğal seleksiyonu tekrar yürürlüğe koymalıyız." [12]

18 yaşındaki Auvinen, baskından önce çeşitli sitelerde farklı kullanıcı isimleriyle birçok video yayınlamıştı. Bunlar karamsar ve agresif şarkılar eşliğinde şiddet içerikli görüntülerden meydana geliyordu. Böylesine kanlı bir katliamı gerçekleştiren birinin şiddete eğimli olması kuşkusuz kimseyi şaşırtacak türden bir şey değildir. Ancak videolardan birisi bu şiddetin arka planına ışık tutması açısından özellikle dikkat çekiciydi. Auvinen, sitelerden birinde "Hepinizi Öldüreceğim 667 (I'm gonna Kill You All 667)" kullanıcı ismiyle yüklediği "Felsefem" başlıklı videoda bu katliamı doğal seleksiyonun bir gereği olarak gerçekleştirdiğini anlatıyordu.

Doğal seleksiyon, bir diğer deyişle doğal seçilim, Charles Darwin'in evrim teorisinin temeline oturttuğu bir kavramdır ve sözde hayatta kalma mücadelesini sürdüren hayvanlardan güçlü olanların zayıf olanları elimine etmesini ifade etmektedir. Hiçbir bilimsel bulguya dayanmayan bir kavram olan doğal seleksiyon, gerek insanı herhangi bir şuurdan yoksun doğa olaylarının ürünü olarak tanımladığı, gerekse şiddete dayandığı için hem ateist felsefelerin hem de şiddet yanlısı ideoloji ve hareketlerin vazgeçilmez bir dayanağı olmuştur. II. Dünya Savaşı’nda milyonları ölüme gönderen diktatörler, savaşmayı doğal seleksiyonun bir gereği olarak görmüşler, propagandalarında Darwinizm'e fazlasıyla atıfta bulunmuşlardır.

Ve "doğal seleksiyon", Jokela Lisesi katliamında da karşımıza çıkmıştır. Auvinen, "felsefe"sini anlattığı videosunda doğal seleksiyonu uygulamaya koyma çağrısı yapmıştır. Üzerinde “İnsanlık Önemli Değil” yazılı tişörtle poz veren Auvinen, Darwinizm'in insana verdiği -daha doğrusu vermediği- değeri gösterir şekilde aynen şu ifadelere yer veriyordu:

"Ben sadece doğal seleksiyona inanan normal bir anarşistim. İnsanlar doğal seleksiyonu tekrar uygulamaya sokmalı. Hayvanlar bu şekilde yaşıyor, insanlar da neden öyle yaşamasın ki? Bizler de nihayet sadece hayvanlarız. Biz insanlar, yeryüzündeki en kötü hayvanlarız. Bizi doğuran dünyayı kirlettik ve yozlaşmış bir toplumla ortaya çıktık. Bütün dünya kötü durumda ve toplum çöküşün eşiğinde. Bu yüzden [doğal seleksiyon] olmalı. Ne kadar erken olursa o kadar iyi. ... Kanun, sadece güçlü olanın fikridir... Bu yüzden hayatınızın kontrolünü ele almalı ve anarşist olmalısınız. Ne istiyorsanız onu yapmalı, size ne yapacağınızı söyleyenleri dikkate almamalısınız. Bu sizin hayatınız. Güçlü olanlar hayatta kalırken, zayıf olanlar ölmeliler. Bu, güçlü olanın hayatta kalmasıdır, doğal seleksiyondur. Hayvanlar sürekli olarak ölürler. Bir köpeği, başka bir köpek öldüğü için ağlarken görmezsiniz. İnsanlar da ölürler. Tepki aynı şekilde olmalıdır. Bu sadece doğal bir şeyden ibarettir, büyük veya önemli bir şey değildir. Tanımadığınız birisi için ağlamayın, bu üzücü bir durum değildir... Benim kişisel görüşüm şudur: İNSAN IRKININ SOYKIRIMI GERÇEKLEŞTİRİLMELİDİR".  [Büyük harfler orijinaldir] [13]

Auvinen, görüşlerini anlattığı manifestosunda, bu katliama girişmesinde Darwinist görüşlerinin etkili rol oynadığını şu sözlerle açıkça ifade ediyordu:

"Davam için dövüşmeye ve ölmeye hazırım… Bir doğal seçilimci olarak, uygun görmediklerimi, insan ırkının ve doğal seleksiyonun yüz karalarını elimine edeceğim. Hayır, gerçek şu ki, ben sadece bir hayvan, bir insan ve bir muhalifim… Artık doğal seleksiyon ve güçlü olanın hayatta kalması ilkesini yeniden yoluna koymanın vakti geldi!"  [14]

 Tek Taraflı Darwinist Eğitimin Etkileri

Darwinist eğitim, insanlara hayatlarının bir amacı olmadığı yalanını aktararak onları her türlü umut ve sevinçten yoksun, karamsar ve cani kişilikli ruh hastalarına çevirmektedir.

Bunun en son örneklerinden biri Norveçli Anders Behring Breivik’tir. Breivik 22 Temmuz 2011'de Norveç'te yaşanmış olan çifte terör saldırılarının faili olduğunu itiraf etmiştir. Bu saldırılardan biri Oslo'daki hükümet binasına yapılmış olan, sekiz kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıdır. Diğeri ise, Utoya Adası’ndaki, İşçi Partisi'nin gençlik kampına yapılan saldırıdır. Bu saldırı neticesinde 69 kişi hayatını kaybetmiştir.

Breivik saldırılarından önce "Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi" adlı kitapta görüşlerini anlatmıştır. Kitabının1518'inci sayfasında ise, kendisini bilimsel dünya görüşünün ve modern biyolojinin şampiyonu olarak gördüğünü ifade etmiştir. En "önem verdiği" kitaplar sıralamasında ise Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabı yer almaktadır. [16] Breivik'e göre, "kusursuz Avrupa" Sosyal Darwinizm kurallarını içermelidir. [17]

Breivik, kitabının 1202'nci sayfasında ise Princeton Üniversitesi'den Darwinist Biyolog Lee Silver'ın öjeninin tekrar uygulamaya konmasını savunmasına tamamen katıldığını belirtmektedir. Silver’ın dünya nüfusunun şimdikinin yarısından daha aza ya da 3.8 milyara indirilmesi için "gelecekte radikal politikaların uygulanmasının zorunlu olduğu" şeklindeki görüşlerine de aynen katılmaktadır. [18]  Aynı sayfada, Breivik'in Darwin'in "soykırım ve doğal seleksiyon ... el ele gider" argümanını ne kadar benimsemiş olduğu şu cümlelerde net şekilde görülmektedir:

"ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri" insan nüfusundaki artışı frenleyemezlerse, "doğa, yaşanacak kıtlıkla onların bu hatalarını düzeltecektir"  [19]

Argümanının devamında Breivik, Batılı ülkelerin bu doğal sürece, yani yaşanan kıtlığa, müdahale etmemeleri gerektiğini şu cümleler ile savunmuştur:

“Eğer nüfus kontrolü kurallarımıza uymamış olan ülkelerde kıtlık baş gösterirse, onlara herhangi bir şekilde yardım göndermek ya da başarısız liderlerine arka çıkmak şeklinde destek olmamalıyız." [20]

"Aşırı nüfusun birinci sorumlusu olan üçüncü dünya ülkelerine yapılan gıda yardımının derhal durdurulması gerekir.” [21]

Breivik'in bizzat yazmış olduğu bu sözlerden açıkça görülüyor ki aldığı Darwinist eğitim nedeniyle ahlaki değerlerden tamamen uzaklaşmış ve bunun neticesi olarak onlarca kişinin ölümüne sebep olan terörist eylemleri soğukkanlılıkla hayata geçirmiştir.

Darwinist eğitimin neden olduğu ahlaki çöküntü ve vahşetin bir diğer örneği de yakalanmadan önce 17 çocuğu öldüren ve cesetlerini yiyen Amerikalı seri katil Jeffrey Dahmer’dır. Dahmer, ölümünden hemen önce Dateline NBC kanalında yapılan son röportajında şu açıklamada bulunmuştur:

“Eğer bir insan, Kendisi’ne karşı sorumlu olduğu bir Yaratıcı’nın var olduğunu düşünmüyorsa, o halde niye uygun sınırlarda tutacak şekilde davranışlarınızı ıslah etmeye çalışasınız? Ben de işte böyle düşünüyordum. Her zaman evrim teorisinin, yani bizlerin (tesadüfen) sadece bir balçıktan geldiğimiz tezinin bir gerçek olduğuna inanmışımdır. Öldüğümüz zaman, her şey biter, artık hiçbir şey yoktur.” [22]

Darwin’in kitleleri zehirlediği batıl inanç, insanları seri katil yapmakta, hatta onları insan eti yiyecek kadar psikopatlığa sürüklemektedir. İnsanlara, bir Yaratıcı’ya karşı sorumlu olmadıkları telkinini vermeye çalışan; onları amaçsız, sorumsuz, başıboş varlıklar olduğuna inandıran; insanı bir hayvan olarak gören ve ölümü bir son olarak göstererek insanları ahiret gerçeğinden uzaklaştırmaya çalışan bu sahte dinin getirdiği sonuç işte budur.

Son iki yüz yıldır dünyaya savaşları, katliamları, zalimliği, terörü, cinayetleri, kitle katliamlarını, dejenerasyonu ve her türlü belayı getiren en büyük sapkın güç Darwinizm’dir. Toplumlarda bir dönem gelişen dinsizliğin, ırkçılığın, kitle katliamlarının sebebi olan faşizmin, komünizmin ve dünya savaşlarının ardında GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN EN BÜYÜK ALDATMACASI VE EN BÜYÜK BELASI OLAN DARWINİZM VARDIR.

Darwin’in başlattığı bu kara belanın, toplumlar üzerindeki uğursuz etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Darwinizmin günümüzdeki en güçlü savunucularından olan Richard Dawkins’in son kitabı da, insanları Allah inancından uzak, karamsarlığa ve ümitsizliğe iten telkinler içermektedir. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, Amerika’daki Jesse Kilgore adlı 22 yaşındaki öğrencinin, profesörü tarafından kendisine tavsiye edilen Dawkins’in kitabının etkisiyle intihar etmesi olmuştur. [23]

Dawkins’in, Darwinizm’in karanlık ideolojisine dayandırdığı ürkütücü bakış açısının etkisi bu örnekle sınırlı değildir. Dawkins, Unweaving the Rainbow kitabının önsözünde bu gerçeği kendisi de itiraf etmiştir:

''İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin de aynı "hiçlik karamsarlığı"ndan etkilenmemeleri için, öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye etmiş.'' [24]

Bu karanlık bela, yani Darwinizm; insanları ölüme, cinayete, karamsarlığa, hiçlik duygusuna, vahşete ve dehşete sürükleyen, insanlara tesadüfen var olmuş bir hayvandan başka bir şey olmadığını telkin eden sapkın bir dindir. Bu dinin geride kalmış birkaç temsilcisi, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek için var güçleriyle çaba göstermeye devam etmektedirler. Bu nedenle Darwinizm’in zayıflıklarının okullarda okutulmasına canla başla karşı çıkmakta, yaratılışı ispat eden fosilleri saklamakta, proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, 350 milyondan fazla fosilin Darwinizm’i yerle bir ettiğini itiraf edememektedirler. Ancak tüm bu önlemlere karşın 21. yüzyılda insanlar artık yalanlara aldanmamaktadırlar. Darwinizm’in bir sahtekârlık olduğunun tüm dünyada deşifre edilmesinin ardından Darwinizm’i ayakta tutmak için gösterilen çabaların tümü boşa çıkmıştır.

Sonuç:

Darwinizm’in Toplum Üzerindeki Bu Yıkıcı Etkisi Göz Önünde Bulundurularak Okullarda Tek Yanlı Darwinist Eğitime Son Verilmelidir

Jokela, Columbine ve Virginia Teknik Üniversitesi katliamlarında saldırganların içinde olduğu psikolojinin ve onları bu davranışlara iten kişisel nedenlerin üzerinde durmak elbette gereklidir. Ancak tüm bu olaylara kaynaklık eden asıl ortak faktör, okullarda sürdürülen Darwinist eğitimdir. Bilindiği gibi okullarda öğrencilere, yaşamın yeryüzünde kendiliğinden başladığı ve insanın doğal seleksiyonla ortaya çıkmış gelişmiş bir maymun türü olduğu sözde bilimsel gerçekler olarak öğretilmektedir. Jokela, Columbine ve Virginia Teknik Üniversitesi saldırganları da okullarda verilen bu Darwinizm yanlısı eğitimi almış kişilerdir.

Darwinizm okul müfredatlarında bilimsel bir gerçek gibi anlatılır ve Darwinizmle beraber karşıt görüşün, yani evrenin ve insanların Allah tarafından, kıymetli bir amaç doğrultusunda yaratılmış olduğu gerçeğinin bilimsel olarak anlatılması yasaktır. Yani Darwinizm tek taraflı olarak, bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilerek anlatılmaktadır. Halbuki Darwinizm başta 350 milyon fosilin canlıların değişmediğini açıkça göstermesiyle net olarak çöken, temelsiz bir teoridir. Daha derine indiğimizde ise, cansız varlıklardan canlılığın çıktığını iddia eden Darwinizmin, kendi iddiasının nasıl gerçekleştiğini bile açıklamaktan aciz kaldığı görülür. Pek çok noktadan köşeye sıkışan Darwinistlerin, "Piltdown Adamı skandalı" olarak meşhur olmuş olan, insan kafatası fosiline orangutan çenesi eklemek gibi hilelerle sahte fosiller oluşturdukları ise bilinen bir gerçektir.

Yukarıda çok kısa değinilen Darwinizm açmazlarının sayısı her alanda binleri aşmaktadır ve bilimin ilerlemesiyle bu sayı gittikçe artmaktadır. Ancak okullarda küçük yaşlardan itibaren görülen tek taraflı eğitim nedeniyle öğrenciler Darwinizmin vahşete sürükleyen öğretilerini doğru sanmaktadırlar ve bunun sonuçları korkunç olmaktadır. Haberlere yansıyan katliam olaylarının yanı sıra ferdî pek çok intihar vakası ve ahlaki bozulmanın ardında da Darwinizmi görmek mümkündür.

Bir an önce yapılması gereken, Darwinizmin tek taraflı telkin edilmesine son verip, müfredatta Darwinizme karşı çıkan bilimsel gerçeklere de yer verilmesidir.

Eğitim politikalarını belirleyenler, Darwinist eğitimin bu tarz sonuçlar oluşturabileceğini bilmeli, bu sorumluluğu üzerlerinde hissetmelidirler. Müfredatın bu yönde düzenlenip, gençlerin Darwinizm'in bilimsel çöküşü ve ideolojik arka planı hakkında bilgilenmesi sağlanmalıdır.

 

[1] Habertürk Gazetesi, 09.11.2009

[2] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[3] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[4] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[5] http://www.psikiyatrivehayat.com/columbinelisesikatliami.htm

[6] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[7] http://www.psikiyatrivehayat.com/columbinelisesikatliami.htm

[8] Habertürk Gazetesi, 09.11.2009

[10] Habertürk Gazetesi, 09.11.2009

[13] Pekka-EricAuvinen's Video 'My Philosophy'

[14] http://www.reuters.com/article/2007/11/07/us-finland-shooting-idUSHEL00597220071107

[16] http://www.darwinthenandnow.com/2011/07/breivik-a-darwinist/?cb=09394448816310614

[17] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1386

[18] http://www.darwinthenandnow.com/2011/07/breivik-a-darwinist/?cb=09394448816310614

[19] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1386

[20] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1202

[21] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1203

[22] Kelly J. Coghlan, Houston Chronicle Sunday-15 şubat 2009

[23] http://www.worldnetdaily.com/index.php?fa=PAGE.view&pageId=81459

[24] Richard Dawkins, UnweavingTheRainbow, HoughtonMifflinCompanyNewyork, 1998, s. İx

 

2013-02-16

Peygamber Efendimiz (sav)’in Dilinden Darwinizm'in Ahir Zamanda İnsanlığa Getirdiği Belalar

İçinde bulunduğumuz ahir zaman savaşların, katliamların, ahlaksızlıkların, fuhuşun ve her türlü sapkınlığın yaygınlaştığı, çeşitli ateist, Darwinist ve materyalist felsefelerin insanlığa büyük yıkımlar getirdiği bir dönemdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanlığın yaşadığı bu karanlık günleri hadislerde haber vermiştir. Bir hadiste şöyle buyrulur:

“Kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle yetindikleri zaman onları Doğudan çıkacak, isyanları sebebiyle kimisini, maymun şekline sokacak, kimisini de yerin dibine batıracak olan kızıl bir rüzgarla müjdele.” (Deylemi)

Bu hadisin günümüze işaret eden yönlerini detaylı olarak incelediğimizde çok şaşırtıcı benzerlikler görürüz:

İçinde bulunduğumuz ahir zaman savaşların, katliamların, ahlaksızlıkların, fuhuşun ve her türlü sapkınlığın yaygınlaştığı, çeşitli ateist, Darwinist ve materyalist felsefelerin insanlığa büyük yıkımlar getirdiği bir dönemdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanlığın yaşadığı bu karanlık günleri hadislerde haber vermiştir. Bir hadiste şöyle buyrulur:

“Kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle yetindikleri zaman onları Doğudan çıkacak, isyanları sebebiyle kimisini, maymun şekline sokacak, kimisini de yerin dibine batıracak olan kızıl bir rüzgarla müjdele.” (Deylemi)

Bu hadisin günümüze işaret eden yönlerini detaylı olarak incelediğimizde çok şaşırtıcı benzerlikler görürüz:

“... Kadinlar Kadınlarla, Erkekler Erkeklerle Yetindikleri Zaman...”

 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu sözü ile Allah’ın haram kıldığı fuhuş, eşcinsellik gibi sapkın eğilimlerin ahir zamanda yaygınlaşacağını haber vermiştir. Bilindiği gibi Darwinizm’de insanların sözde tesadüfler sonucunda oluştukları ve dolayısıyla Allah’a karşı sorumlu olmadıkları şeklinde batıl bir inanç vardır. Darwinizm, insanların hayvanlar gibi yaşadığı ve davrandığı bir dünya özlemindedir. Bundan yola çıkan Darwinist bakış açısına sahip bazı insanlar nefsani ihtiyaçlarını karşılama konusunda kendilerine herhangi bir kısıtlama getirmek zorunda olmadıklarını; hatta hayvanlar gibi davranabileceklerini düşünürler. Kısacası dini tanımayan Darwinist felsefeler Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in burada işaret ettiği gibi ahlak kurallarını da tanımazlar.

 “... Doğudan Çıkacak, İsyan...”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ifadesiyle komünist ideolojiden bahsetmektedir. Bilindiği gibi insanlığa karanlık günler yaşatan Darwinist ideolojilerin başında komünizm gelir. Komünist ideolojinin ilk kez devlet yönetim biçimine dönüştüğü ülke ise dünyanın doğusunda yer alan Rusya’dır. Rusya’da komünist sistem Çarlık Rusya’sına karşı başlatılan büyük bir isyan ve ayaklanma sonucunda kurulmuştur. Daha sonra başta Çin olmak üzere diğer Doğu Asya ülkelerinde de benzer isyanlarla komünizm hakim olmuştur.

 “... Kimisini, Maymun Şekline Sokacak...”

Bilindiği gibi Darwin’in evrim teorisi, canlılığın cansız maddelerden, tesadüfler sonucunda, kendi kendine oluştuğunu iddia eder. İlk protenin nasıl oluştuğunu bile açıklamaktan aciz olan bu teori,  sözde evrimsel gelişim süreci içinde insanlarla maymunların ortak bir atadan geldiklerini iddia eder. Kimi zaman fosillerin taraflı yorumlanması, kimi zaman sahtekarlıklara başvurarak, 1.5 asırdır desteklenmeye çalışılan insanın sözde evrimi iddialarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 1400 yıl önce haber vermiştir.

 “... Kimisini De Yerin Dibine Batıracak...”

Darwinizmin insanlığa getirdiği belalar arasında Birinci ve İkinci Dünya savaşları da vardır. Darwinizm çatışma ve mücadelenin insanın doğasında olduğu yalanını insanlara kabul ettirmiştir. Bu yalanın acı bir sonucu olarak çıkan savaşlarda atılan bombalar ile insanlar toprağın ve binaların altında kalmışlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Darwinizmin insanlığa getirdiği katliamlar, savaşlar, cinayetler, barbarlıkları hadisteki, “...kimisini de yerin dibine batıracak...” ifadeleriyle haber vermiştir.

 “... Kızıl Bir Rüzgarla Müjdeler...”

Bilindiği gibi komünizmin sembolü, kızıl renktir. Komünist rejimi benimseyen ülkelere Kızıl Çin, Kızıl Rusya gibi mutlaka kızıl adı eklenerek hitap edilir. Bu ülkelerin bayrakları  kızıldır, bu nedenle kızıl renk komünist devletin rengidir. Komünizm önce Rusya’yı daha sonra kuvvetli bir rüzgar gibi bütün dünyayı sarmış, birçok Asya ülkesine, Avrupa’nın doğusuna ve bazı Orta ve Güney Amerika ülkelerine yayılmıştır. Bu vahşi düşünce üst üste yaptığı korkunç katliamlar ve yıkımlarla insanlığa büyük zararlar vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadisteki “kızıl bir rüzgar ile müjdele” sözü ile komünizmin insanlığa getirdiği bu belayı haber vermiştir.

Başka bir  hadisinde de Peygamberimiz (sav) yine çok şaşırtıcı detaylar vermiş ve ahir zamanda yaşanacak olan materyalist ahlakı tarif etmiştir.

“Ganimet, yalnız zenginler arasında dolaşan sermaye birikimi ittihaz edildiği (kabul edildiği) zaman...” (Tirmizi, Ebû Hureyre’den nakletmiştir.)

 “... Ganimet, Yalnız Zenginler Arasında Dolaşan Sermaye Birikimi İttihaz Edildiği Zaman...”

Darwinizmin insanlığa getiridiği belalardan biri de kapitalizmdir. Nitekim günümüz toplumlarının neredeyse tamamına yakınında kapitalist ahlak hakimdir. Bu nedenle fakirlere, düşkünlere, sakatlara sadaka verilmez, insanlar korunup kollanmazlar. En ağır ve ölümcül hastalığa yakalansalar dahi onları koruyacak, tedavi ettirecek bir kuruluş veya insani bir yardım bulunmaz. Fakir olan insan bu hastalığı ile ölüme terk edilir. Küçük çocukların acımasızca çalıştırılmaları, birçok ülkede sosyal haklardan mahrum bırakılmaları gibi adaletsiz ve insaniyetsiz uygulamalara yoğun olarak rastlanır. İşte Peygamberimiz (s.a.v.) sermayenin tek elde toplanacağına, sermayenin tekellere yoğunlaşacağına ve kapitalizmin en vahşi döneminin günümüzde yaşanacağına bu sözleri ile işaret etmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in bundan 1400 sene önce haber verdiği Darwinist düşüncenin insanlığa getirdiği vahşetin günümüzde ortaya çıkışı, mübarek Peygamberimiz (s.a.v.)‘in Allah’ın lütfuyla gösterdiği mucizelerinden biridir.

Okullardaki Darwinist Eğitim Şiddet ve Terörün Ana Kaynağıdır

Darwinizm, şiddet ve terör bağlantısı nedir?

Şiddet ve terörün temeli olan Darwinist eğitime karşı nasıl önlem alınmalıdır?


Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmadığı gibi, 20. ve 21. yüzyılda tüm dünyanın sürüklendiği herc-ü merc (insanlar arasında meydana gelen fitne-fesat) de tesadüf değildir. Allah bu olaylarla insanlara önemli bir örnek göstermiştir ve hala bunu görmelerini istemektedir. Tüm insanlığın anlaması gereken şudur: Eğer insanlar sevgi, kardeşlik, dostluk ve fedakarlık için yaratıldıklarını unuturlarsa, birlik olup güçlenmek yerine bölünüp çekişmeyi tercih ederlerse, batıl ideoloji ve akımlara kapılır “ilerlemek için öldürmenin ve savaşın gerekli olduğuna” inanırlarsa, bekledikleri çatışma kendi başlarına gelir. Ve çok önemli bir gerçekle yüzleşirler: Çatışma ilerleme değil, sadece yıkım getirir.

Darwinizm ve Bu Felsefeden Doğan Komünizm Çatışma ve Savaşı Esas Alır

İlk olarak eski Yunan’da başlayan ve “tartışmacılık” anlamına gelen diyalektik, Herakleitos (576-480) tarafından şöyle tanımlanmıştı: “her şey karşıtların kavgasından doğar.” Herakleitos’a göre savaş bütün herşeyin babasıdır. Dolayısıyla diyalektiğin gerektirdiği tez, antitez ile çatışırken onunla savaşmalıdır. Bir tezin savunucuları diğer tezin savunucuları tarafından yenilecekse bu ancak savaş ve kavga yoluyla olmalı ve karşı tezin savunucuları mutlaka yok edilmelidir. Meydana gelen sentez bir süre sonra yeni bir tez halini almalı ve aynı kavga ve savaş aynı hızıyla devam etmelidir.

Hegel ve ardından Marks, buna doğrudan savaş adını vermeseler de “çatışma” demişlerdir. Komünist kanlı liderlerin bunu savaş ve katliam olarak algılamaları uzun sürmemiştir. Onlar daima savaşın gerekliliğine inanmışlar ve bunu Marksizm’in en temel şartı olarak görmüşlerdir. Günümüzün yeşil komünistleri şu anda bu savaş kavramını reddetseler de, komünizmin gereği mutlaka hain pusular, gerilla savaşları, kadın-çocuk-yaşlı demeden kitle katliamları yapılmasıdır. Şu an Suriye’de gerçekleştirilen katliamlar, komünist PKK’nın Güneydoğu’da yaptığı eylemler bunun örneklerindendir.

Günümüzde Terörle Uğraşan Her Ülke Aslında Komünizmle Savaşmaktadır

Türkiye de dahil olmak üzere şu anda terörden yakınan her ülke aslında komünizmle savaşmaktadır. Komünizm o kadar canlı ki, adı resmen konulmasa da Kuzey Amerika’nın bir bölümüne, Kuzey Avrupa’ya, Ortadoğu’nun neredeyse tamamına hakimdir. Zaten resmi olarak komünist idare altında olan Güney Amerika ülkelerini, Çin, Kuzey Kore gibi kızıl ülkeleri saymaya bile gerek yoktur. Bu komünist Marksist hakimiyet nedeniyle neredeyse bütün dünyada terör vardır. Bu apaçık ortada olan Marksist tehdide gözlerini kapatanlar da hala uzun tartışma programlarında teröre çözüm aramaktadırlar. Fakat aynı anda kendi ülkelerinin okullarında kendi çocuklarına diyalektik eğitimi vermektedirler. Kendi çocukları, devletin okullarında iki karşıt fikrin mutlaka ve mutlaka çatışması gerektiği yalanını, tarihin bu çatışmalardan ibaret olduğunu ve sözde bu çatışma sonucunda toplumlarda ilerleme ve refah olacağını öğrenirler. Dağda teröristler de okullarda çocuklarımız da bu eğitimi alırlar. Komünist bir ülkede de kapitalist ülkelerde de bu eğitimi verirler. İşte bu yöntemle savaşı şart koşan Marksist zihniyet, sinsi ama müthiş emin adımlarla, dünyadaki hemen her ülkede ilerlemeye devam eder.

Burada şunu hatırlatmak gerekir: Kapitalizm, Marksizm’e vurulmuş bir darbe değildir. Tam tersine kapitalizm, Marx’a göre, toplumların komünizme geçişi için önemli bir şarttır. Komünizm pusuda beklemekte, kapitalizmin etkisiyle bencilleşmiş, tüm ahlaki, dini ve insani değerlerinden uzaklaşmış, sadece kendi menfaatini düşünen bir kısım kişilerin ve toplumların üzerine çökmeyi beklemektedir. Son ekonomik kriz, komünizme adeta bir ilaç gibi gelmiştir. Marksist ve komünistler için ortam hazırdır. Bunu görmek isteyenler, dünyadaki olağanüstü karışıklıklara yakından bakabilirler.

Mücadelenin Gereği Savaş Değildir

Zıtlar daima var olmuştur. İyi ve kötüler arasındaki çelişki ve mücadele, dünya tarihinin başından beri vardır. Fakat bu mücadelenin tanımının iyi yapılması gerekir. Mücadelenin gereği hiçbir zaman savaş değildir. Zıtların mücadelesi; karşılıklı konuşma, ilmi delilleri sunma, sevgi ve saygıya dayanmalıdır. Hiç kimse zorla bir fikre alıştırılamaz. Alışmıyor diye katledilemez. Hiçbir savaş şimdiye kadar toplumlara ilerleme getirmemiştir. 20. yüzyılın kanlı savaşları ve nihayet günümüzün sona ermek bilmeyen çatışmaları, silah üzerinden para kazanan kirli sektörü beslemekte, fakat halkı, medeniyeti, teknolojiyi, şehirleri, ekonomiyi mahvetmektedir. Gitgide korku içinde yaşayan bir halk ile ileriye gidilmez. Gitgide yoksullaşan, az beslenebilen, eğitim alamayan, çalışıp üretemeyen halk ile ileriye gidilmez. Şehirler ve altyapılar füzelerle yıkılarak daha teknolojik hale gelmezler. Genç neslin ölmesiyle toplum ilerlemez. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları nesiller süren bir felaketten başka bir şey değildir. Marksizm’in sunduğu kanlı diyalektik, toplumlara o hayali ilerlemeyi hiçbir zaman getirmemiştir ve getirmeyecektir. Eğer buna izin verirsek, dünyayı daha büyük felaketler saracak, her yer kan gölüne dönecektir.

Darwinizm, dünyada yaşanan birçok çatışmanın felsefi dayanak noktasıdır. Evrim teorisi, canlı türlerinin, tek bir canlı hücreden (ki Darwinistler bu canlı hücrenin nasıl oluştuğunu da bilimsel olarak açıklayamamaktadır), sözde tesadüfler sonucunda sürekli değişim geçirerek meydana geldiğini iddia eder. Bu hayali değişim ve ilerleme sürecinin ana unsurlarından biri ise çatışmadır. Canlıların ancak çatışma ile gelişebileceklerini savunan bu acımasız ideolojinin temeli, güçlü olanların güçsüz olanları yok etmesine dayanır. Sapkın Darwinizm dininin sözde bilimsel bir teori gibi lanse edilip, dünya çapında okul müfredatlarına dahil edilmesi ise, büyük bir kitle aldatmacasını beraberinde getirmiş ve sapkın Darwinist fikirler toplumlara yayılmıştır. Bu durum, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan belalarla neticelenmiştir.

Kanlı İdeolojilere Karşı Kökten Çözüm Okullarda Tek Yönlü Darwinist Eğitimin Kaldırılmasıdır

Karşıt fikirler; ancak ve ancak sevgiyle, şefkatle, saygıyla, hür düşüncenin öneminin vurgulanmasıyla ve ilmi delillerle karşı karşıya geldiğinde sonuç elde edilebilir. Zorbalıkla değil. Şimdi bütün herkesin, dünyayı saran bu felaketlerin sebebini anlaması zamanıdır. Savaşın mantığını toplumlara Marksizm vermiştir. Gizliden gizliye Marksist topluluklar bunun altyapısını hazırlamışlardır. Buna dur demenin en önemli yolu, savaşı sözde meşru kılan bu kanlı diyalektik mantığının bilimsel olarak bir sahtekarlık olduğunu göstermektir. Tarihin kanlı diyalektiği gibi sapkın bir fikre zemin hazırlayan doğanın diyalektiği fikrinin mantıksızlık olduğu anlatılmalı, doğada avlanan canlılar olduğu gibi birbirleriyle fedakarlıkta yarışan canlılar olduğunun da gösterilmesi gerekmektedir. Bu önemli gerçeği göstermek için asıl yapılması gereken ise, tüm dünyada, çocuklarımıza okullarda bu kanlı diyalektik fikrini veren eğitim sisteminin acilen değiştirilmesidir. Dünya ne bizim için ne de diğer canlılar için savaş alanı değildir. Dünya, tüm hak dinlerde Allah’ın bildirdiği gibi ancak sevgi ile güzelleşir. Allah bizden sevgiyi ister. Allah bizden bir, bütün ve kardeş olmayı ister. Allah sevmeyi ve sevilmeyi sever. Biz ancak Allah’ın isteğine uygun davranır ve “seversek” bu dünya değişir.

Bediüzzaman, Darwinizm ve Materyalizmle İlmi Mücadelenin Önemine Dikkat Çekmiştir

Hayatı boyunca dinsizliğe karşı ilmi bir mücadele yürütmüş olan büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, eserlerinde dinsizliğin Darwinizm ve materyalizmden kuvvet bulduğunu söylemiştir. Bu nedenle de bu ideolojilerle yapılacak ilmi mücadelenin önemine dikkat çekmiştir.

Bediüzzaman, bir sözünde inkarcıların kendisine ve çevresindekilere karşı kurdukları tuzaklarda materyalizmin etkisini şöyle açıklamıştır:

“Ve salisen (üçüncü olarak): Maddiyyun (materyalizm) felsefesinin ve medeniyetinin cazibedar (çekici) sefahat ve uyutucu lezzetli zehirleriyle ifsad etmek (bozmak) ile mabeynlerinde tesanüdü (aralarındaki dayanışmayı) kırmak ve üstadların ihanetlerle çürütmek ve mesleklerini fennin (bilimin), felsefenin baz düsturlaryla nazarlarndan sukut ettirmektir (susturmak) ki...” (Şualar, s. 300)

Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, inkarcılar Üstadımızın mücadelesini etkisiz hale getirebilmek için, materyalist kültürün neticesi olan geçici ve dünyevi tutkularla iman edenleri aldatmaya çalışmışlar, yine materyalist kültürün telkinleriyle iman edenlerin birlik ve beraberliğini bozmaya kalkışmışlar, Bediüzzaman’a çeşitli iftiralar atmışlardır. Ancak bu planlarında başarılı olamamışlardır.

Bediüzzaman açıklamalarında, özellikle ahir zamanda Darwinizm ve materyalizmin güçleneceğini, inkarcılığın bu güçten destek alarak yayılacağını, ancak Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın fikri mücadeleleriyle bu fitnelerin son bulacağını belirtmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın birinci görevinin de, Darwinizm ve materyalizmi fikren etkisiz hale getirmek olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, Hz. Mehdi (a.s.) bu görevini tam olarak yerine getirecek, Darwinizm’i ve materyalizmi fikren ortadan kaldırarak, insanların imanlarının kurtulmasına vesile olacaktır:

“Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyun ve tabiiyyun taunu (Darwinizm ve materyalizm hastalığı), beşer içine intiçar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (materyalizmi) tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Bediüzzaman, Darwinizm’in ve materyalizmin deccaliyetin dayanak noktası olduğunu, Hz. İsa (a.s.)’ın bu fitneye karşı büyük bir mücadele vereceğini ve etkisiz hale getireceğini ise şöyle anlatmaktadır:

“Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (Darwinizm felsefesinin) verdiği cereyan-ı küfriye (inançsızlık hareketi) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah’ı inkara) karşı İsevilik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden ve batıl inanışlardan arınıp temizlenip) İslamiyete inkılab edeceği (yöneleceği) bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevisini yok eder; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselam, İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal’ı yok eder...” (Mektubat, s. 6)

“Şahs-ı İsa Aleyhisselamın kılınciyle maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk (materyalizm) ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek ve inkar-ı uluhiyet (Allah’ı inkar) olan fikr-i küfrisini (inkarcılık hareketini) mahvedecek...” (Şualar, s. 493)

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Said Nursi, inkarcılığın ve din ahlakından uzaklaşmanın temelinde Darwinizm ve materyalizm olduğunu söylemektedir. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) önderliğinde Müslümanların bu iki sapkın ideolojiye karşı büyük bir fikri mücadele yürüteceklerini belirtmektedir. Allah’ın izniyle, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın liderliğinde bu ideolojiler fikren ortadan kaldırılacak ve İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.

2013-04-08

İnsan Aklının Evrim Geçirdiği İddiası Neden Bir Safsatadır?

Darwinistler, insanın bir atom yığını olduğu iddiasındadırlar. Darwinistlerin, “İnsan biyolojik bir makinedir” iddialarına göre şuursuz atomlar bir araya gelmiş ve düşünen, yorum yapan, laboratuvarda kendisini inceleyen insana dönüşmüştür. Kuşkusuz ki bu, büyük bir mantık çöküntüsüdür.

İnsan, diğer canlılarla biyolojik açıdan bazı benzerlikler taşısa da, medeniyet kurmuş bir canlı olarak eşsizdir. Üniversiteler, hastaneler, fabrikalar inşa etmiş, devletler kurmuş, besteler yapmış, olimpiyatlar düzenlemiş, uzaya gitmiş olan insan, tüm bunları aklı sayesinde başarmıştır. Evrimciler insan aklının, sözde yaşayan en yakın akrabası olarak kabul ettikleri şempanzelerle ayrıldıktan sonra yaşanan süreçte evrimleşerek bugünkü halini aldığını iddia ederler. Aklın sözde evriminde var olduğunu iddia ettikleri sıçramaları ise beyinde meydana gelen rastlantısal değişimlere ve alet yapımı yeteneğinin geliştirici etkisine dayandırırlar. Bu iddialarını TV belgesellerinde sık sık karşımıza çıkarır ve önce taştan bıçak, sonra da mızrak yapmayı öğrenen hayali maymun adamların hikayesini anlatırlar. Ancak bu propaganda geçersizdir. Bizlere aktarılan evrimci senaryolar bilimsel gösterilmeye çalışılmalarına karşın tamamen bilim dışıdır ve tek kaynakları Darwinist önyargılardır.

İnsan Aklı Maddeye İndirgenemez

Bu gerçek materyalizmin geçersizliğini belgeleyerek aklın evrimi iddialarını temelinden yıkmaktadır.

Gerçekte aklın evrimle ortaya çıktığını iddia eden evrimciler, ilkel bir akıl seviyesine sahip olmanın neye benzediğini kişisel olarak tecrübe etme ve sözde evrimsel süreçteki şartları tekrarlama imkanına sahip değildirler. Nature dergisinin editörü Henry Gee, bir evrimci olmasına karşın sağduyulu bir yaklaşım göstermekte ve bu tür iddiaların bilim dışı olduğunu açıkça kabul etmektedir:

“Mesela, insanın evriminin, vücudun duruşu, beyin hacmi ile ateş, alet kullanımı gibi teknolojik başarılar ve lisanın ortaya çıkmasını sağlayan el-göz koordinasyonundaki gelişmelere bağlı olarak geliştiği söylenir. Ancak bu gibi senaryolar subjektiftir. Deneylerle asla test edilemezler, öyleyse bilimsel değildirler. Genelde kullanımda olmaları, bilimsel testlere değil, sahiplerinin iddia ve otoritesine dayanır.” (Henry Gee, In Search of Deep Time Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life The Free Press, A Division fo Simon & Schuster, Inc., 1999, s. 5)

Bu tür senaryolar bilim dışı olmalarının yanı sıra mantıksal açıdan da tutarsızdırlar. Evrimciler sözde evrimle oluşan akıl sayesinde alet kullanımının başlayıp geliştiğini; alet kullanımı sayesinde de aklın geliştiğini savunmaktadırlar. Oysa böyle bir gelişim ancak insan aklı zaten mevcutken mümkündür. Bu anlatıma göre ilk olarak teknolojinin mi yoksa aklın mı evrimle ortaya çıktığı sorusu cevapsızdır.

Darwinizm’in etkili eleştirmenlerinden Phillip Johnson bu konuda şunları yazar:

“Aklın ürünü olan bir teori, teoriyi üreten aklı uygun bir şekilde asla açıklayamaz. Mutlak doğruyu keşfeden üstün bilimsel aklın hikayesi ancak ve ancak aklı verilmiş bir yetenek olarak kabul ederseniz tatmin edicidir. Aklı kendi icatlarının bir ürünü olarak açıklamaya çalıştığımız anda, çıkışı olmayan aynalı bir koridora girmişizdir.” (Phillip E. Johnson, Reason in the Balance: The Case Against Naturalism in Science, Law & Education, Downers Grove, Illinois: InterVarsity Press, 1995, s. 62)

Evrimciler, Aklın Rastlantısal Olarak Geliştiği İddialarına Dayanak Olarak İki Faktör Gösterirler

  •  Mutasyonlar: Mutasyonların aklı evrimleştirdiği iddiası evrimcilerin ortaya attığı tam bir safsatadır. Mutasyonlar etkili oldukları zaman organizmada önemli bozukluklar meydana getirirler. Beyinde meydana gelmiş ve kişiyi zihinsel faaliyetler açısından daha ileri bir seviyeye ulaştırmış tek bir mutasyon dahi bilinmemektedir. Bu gerçeklere rağmen, mutasyonların insan aklını geliştirebileceğini iddia etmek, yüksekten yere doğru atılan bir radyonun düştüğünde bir televizyona dönüşebileceğini iddia etmek kadar saçmadır.

George Marshall Enstitüsü başkanı Robert Jastrow bu saçma iddianın dayandığı mantığı şöyle ifade eder:

“İnsan gözünün rastlantı ürünü olduğunu kabul etmek zordur; ancak insan zekasının, atalarımızın beyin hücrelerinde meydana gelen rastlantısal tahribatların ürünü olduğunu kabul etmek daha da zordur.” (Robert Jastrow, “Evolution: Selection for Perfection,” Science Digest, Aralık 1981, s.87)

  • Ortaya çıkma olgusu: Darwinistlerce, aklın sözde rastlantısal gelişimine dayanak gösterilen ikinci faktör ise “ortaya çıkma olgusu”dur. Darwinistler bunu kendilerince, “tesadüf eseri gerçekleşen bir rastlantının, hiç beklenmeyen bir başka şeyin ortaya çıkışına yol açabileceği fikri” olarak tarif etmektedirler. Bunun “klasik bilimsel örneği”nin ise su olduğunu iddia ederler. Buna göre oksijen ve hidrojen kendi başlarına suya benzer bir özellik taşımamakta, ancak belli oranda birleştiklerinde ortaya çıkan su molekülleri de önceden tahmin edilemeyen özellikler ortaya koymaktadır. Evrimciler bu durumu kendilerince insanın bilincine uyarlayarak, bilincin kökeninde, beyin kimyasında meydana gelen rastlantısal bir değişimin yattığını iddia ettiler. Elbette ki bu benzetme sadece bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü herkes gayet iyi bilir ki, insan bilinci su örneğindeki gibi kurala bağlı ve basit bir olgu değildir. Örneğin bir insanın, yanında olmadığı halde aile yakınlarının görünümlerini ve seslerini hayal edebilmesi beynindeki atomların daha önce bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak için hareketlenmelerinin bir sonucu değildir elbette. Fiziksel niteliği olan atomların farklı şekillerde birleşerek metafizik bir kavram olan “bilinci” ortaya çıkarmaları imkansızdır.

Mutasyonlar, etkili oldukları zaman, organizmada önemli bozukluklar meydana getirirler. Bu gerçeğe rağmen mutasyonların insan aklını geliştirebileceğini iddia etmek, son derece saçma ve bilimsel anlamda olanaksızdır.

Materyalist Felsefe İnsan Aklına Açıklama Getiremez

İnsan aklıyla ilgili Darwinist iddiaları temelinden geçersiz kılan nokta, teorinin dayandığı materyalist felsefenin insan aklına açıklama getirme ihtimalinin olmamasıdır.

Modern bilim, insan aklının, materyalistlerin iddia ettiği gibi beyin hücreleri arasındaki alışverişlerden kaynaklanmadığını göstermiştir. Modern teknoloji ürünü gelişmiş tarama cihazları, materyalistlerin, beyinde akıl meydana getiren bir bölge veya süreç beklentilerini boşa çıkarmıştır. İnsan aklına maddeci bir açıklama getirilememektedir.

Colin McGinn materyalizmin bu çıkmazını daha açık bir şekilde şöyle dile getirir:

“Uzun bir süredir beden-zihin problemini çözmeye çalışıyoruz. Bütün çabamıza rağmen bir sonuç alamadık. Bu problem gizemini hala sürdürüyor. Bana kalırsa bu sırrı çözemediğimizi samimi bir şekilde itiraf etmenin vakti geldi.” (Colin McGinn, “Can We Solve the Mind-Body Problem?” Mind, 98 (1989), s. 349; Gerald M. Edelman, Giulio Tononi, “A Universe of Consciousness”, Basic Books, USA, 2000)

Beyinde, materyalistlerin umduklarının aksine, akıl ortaya çıkaran bir nitelik olamayacağı açıktır. Çünkü atomlar düşünemez, bilemez, hatırlayamaz, sevemez, yorum yapamazlar. BEYİNDEKİ KUSURSUZ DÜNYAYI GÖREN, AKLIN KAYNAĞINI OLUŞTURAN VE “BEN BENİM” DİYEN VARLIK, ALLAH’IN YARATTIĞI RUHTUR.

Matematikçi ve teolog William A. Dembski ise bilince, beyin kaynaklı bir açıklama getirilmesi ümitlerinin tükendiğini şöyle dile getirir:

“Felsefecilerin genel olarak “planlamalı yaklaşımlar” (propositional attitude) adını verdikleri amaçlar ve istekler boyutuna gelindiğinde, bilinç bilimcilerinin bu olguyu nörolojik düzeyde anlamak ümidinden zaten vazgeçmiş oldukları görülür... Materyalizme olan bağlılık sürse de, insan aklını nöron düzeyinde açıklama ümidi artık ciddi bir düşünce değildir...” (William A. Dembski, Converting Matter into Mind, 1998)

Beyinde, materyalistlerin umduklarının  aksine, akıl ortaya çıkaran bir nitelik olamayacağı açıktır. Çünkü beyindeki hücreler oksijen, karbon, nitrojen gibi şuursuz atomlardan meydana gelmektedir. Elbette bu atomlar “düşünemez”, “bilemez”, hatırlayamaz” ve “sevemezler”. Ayrıca bu atomlar yeryüzünde yaşamakta olan milyarlarca insanın beyninde aynıdır. Ancak milyarlarca farklı insan, beyinlerinde aynı atomları taşımalarına karşın milyarlarca farklı kişilik ortaya koyarlar. Aynı durumlarda farklı duygu ve düşünceler ortaya koyabilen tüm bu insanları, bir atom yığını kabul eden materyalist felsefenin ne büyük bir safsata olduğu ortadadır. Modern bilimin bulguları, insana sadece maddeden meydana gelen sorumsuz bir varlık olduğu yalanını telkin eden materyalizmi yalanlamaktadır. Bilimin gösterdiği gerçek, insan aklının temelinde doğaüstü bir bilincin bulunduğudur.

Şüphesiz bu durum, Kuran’da bize bildirilen önemli bir gerçeği doğrulamaktadır. İnsan aklının kaynağı, Yaratıcımız olan Allah’ın insana üflediği ruhtur. Allah Kuran’da bizlere bu gerçeği şöyle haber vermektedir:

“Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu’ ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?” (Secde Suresi, 9)

Atomlar neşeyi, sevgiyi, hoşgörüyü, tevazuyu, merhameti hissedemez, kendileri hakkında düşünüp muhakeme yapamazlar. İnsan bilinci, materyalizm için, içinden çıkılması mümkün olmayan bir açmaz oluşturmaktadır. Evrimci biyolog Julian Huxley, nöron faaliyetleri ile bilinç arasındaki ilişkiyi, ‘Aleaddin’in Lambası’ hikayesindeki madde üstü bir olaya benzetmiştir:“Bilinçli hal kadar olağanüstü birşeyin nasıl olup da bir sinir hücresinin başlatıcı hareketi sonucu ortaya çıktığı,  aynı Alaaddin’in lambası hikayesinde lambanın ovuşturulmasıyla cinin görünmesi kadar anlaşılmazdır...” Evrimcilerin “İnsan biyolojik bir makinedir” iddiası, aklın kaynağını beyindeki kimyasal etkileşimlere dayandırmaktadır. Kimyasal etkileşimlerin ürünü olduğu varsayılan bir teorinin ise doğruluğunu bilmek mümkün değildir ve bu sebeple de “insan bir makinedir” iddiası geçersizdir.

2013-05-09