sosyal darwinizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal darwinizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Evrim Teorisinin Okul Baskınlarındaki Rolü

Son yıllarda Avrupa ve ABD’de gerçekleşen silahlı okul baskınlarında çok sayıda öğrenci katledildi. Medya çoğu zaman bu katliamları bunalımlı veya sosyopat davranışlı (antisosyal kişilik bozukluğu) olan kişilerin eseri olarak yansıttı. Ancak dikkatlice incelendiğinde bu katliamların ardında bambaşka bir etken daha göze çarpıyor: Yaşamın, güçlü ile zayıfın mücadelesi olduğunu iddia eden evrim teorisi.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Colorado eyaletinde Columbine Lisesi son sınıf öğrencileri olan Eric Harris ve Dylan Klebold'un 20 Nisan 1999 tarihinde beraber gerçekleştirdikleri silahlı okul baskınında 13 kişiyi katletmiş ve ardından intihar etmişlerdir. Bir gazete verdiği haberde “Columbine Lisesi'ni basarak 13 arkadaşını katleden saldırganlar Eric Harris ve Dylan Klebold'ın Darwin'in ‘doğal seleksiyon’ teorisinden etkilendiği ortaya çıktı” [1] cümlesi ile bu katliamın nedenini açıklamıştır.

Eric Harris, baskın esnasında, uyguladığı şiddetin kökenini belli eden bir tişört giymiştir. Tişörtünün üzerinde “doğal seleksiyon” yazmaktadır. Katliamcılar video kayıtlarında evrim teorisindeki doğal seleksiyon ve zayıfların ayıklanması fikrinden etkilendiklerini söylemişlerdir. Katliamda 13 yaşındaki kızı Rachel’i kaybeden, oğlu Craig’i zorlukla kurtaran Darrell Scott bu konuyu şöyle anlatmıştır:

"Katliamın arka planına bakılmaması çok şaşırtıcı. Katil Harris öğrencilere ateş açarken üzerinde 'doğal seleksiyon' yazılı bir tişört bulunuyordu. Zayıfları öldürerek doğal seleksiyona yardımcı olmayı planladıklarını itiraf ettikleri video kayıtları ortaya çıktı. Kendilerini doğal seleksiyonun sonucu olarak, sınıf arkadaşlarından üstün görüyorlardı." [2]

Harris, insanları ve bitkileri aşılamanın doğanın istenmeyen otları ayıklama sürecine müdahale olduğunu söyleyecek kadar Darwinisttir. Hatta tehlikeli yiyeceklerin üzerinde dahi uyarı bulunmamasını istemiş, "doğal seleksiyonu seyrine bırakalım, bütün şişman, çirkin, özürlü, sakat, aptallar ölür ve böylece belki insanlık kendiyle gurur duyabilir" [3] demiştir.

Columbine’de öldürülen altı çocuğun ailesinin avukatlığını yapan Barry Arrington, Eric Haris’in Darwin’e ne derece bağlı olduğunu şöyle anlatmıştır:

"Eric Harris’in tüm günlüklerini okudum, tüm ses kasetlerini dinledim, video kasetlerini izledim. Anladım ki Harris, bilinçli olarak davranışlarının evrimle ilgili öğrendiklerinin mantıklı bir sonucu olarak görüyordu. Darwinizm, onun yaptıklarının entelektüel gerekçesine hizmet etti. Harris’in Darwin’e tapan biri olduğuna ve kendini onun prensiplerini uygulan biri olarak gördüğüne dair en ufak bir şüphe olamaz." [4]

Psikiyatri Uzmanı Dr. Kubilay Boğoçlu, “Psikiyatri ve Hayat” isimli internet sitesinde, Columbine Lisesi’nde yaşanan katliamın ayrıntılarına ve saldırganların psikolojik analizlerine yer vermiştir. Boğoçlu, sitede katliamcıların ilk kurbanının özel olarak seçilmiş olduğuna vurgu yapmıştır. Katliamcıların ilk kurbanı kız öğrenci Rachel Scott’tı. Rachel’in babası rahiplik yapmış biriydi ve Rachel, Hıristiyan kültürü içinde yetiştirilmişti. Örneğin okulda yaptığı bir gösterinin adı, Watch the Lamb (Kuzuları Korumak) idi. Klebold, bu projeyi, projenin hazırlanmasında Rachel'e bizzat yardım ettiği için biliyordu. Yani ilk kurban bir din adamının kızıydı ve zayıfların korunup kollanması gerektiğinin anlatıldığı bir gösteri düzenlemişti. [5]

Oysa Harris ve Klebold kendilerini zayıfları yok etmesi gereken güçlü ve üstün canlılar olarak görüyorlardı. Nitekim Harris zayıfları ortadan kaldırmak yoluyla doğal seleksiyon sürecini anlattığı bir videoda “sınıf arkadaşlarından daha yüksek bir seviyeye evrimleştiklerini” açıkça söylemişlerdi. [6]

Harris, Darwinist yaklaşımını internette yayınladığı bir videosunda şöyle dile getiriyordu:

“Yakında geliyorum. Herkes için geliyorum. Dişlerime kadar silahlanacağım, her şeyi, herkesi öldüreceğim. Kuralları ben koyacağım (yasa benim). Bu kuralları beğenmezsen ölürsün! Eğer senden hoşlanmazsam veya benden istediğin şeyden hoşlanmazsam seni öldürürüm. Benim sizlerle olan problemleri çözme yolum bu; öldürmek!” [7]

Evrim teorisinin ‘yaşamın –güya- bir savaş alanı, fiziksel güç kullanarak üstünlük elde etmenin de sözde bir doğa kanunu olduğu’ gibi saldırganlığı ve ahlaki dejenerasyonu körükleyen mantıklarının, özellikle son dönemde okullarda ortaya çıkan gayri ahlaki eğilimleri ve şiddet içeren eylemleri de tetiklediği yadsınamaz bir gerçektir.

Katliamcılar, kendilerini yaşam savaşındaki bir ordunun neferi olarak görmektedirler.

Sahip oldukları çarpık bakış açısına göre doğaya bir çatışma hâkimse; kendilerinin zayıf gördükleri insanları öldürmeleri bir aslanın bir ceylanı öldürmesi kadar doğaldır. Bir aslanın ceylanı öldürmesine şaşırmayıp ona hesap sorulmuyorsa kendilerine de hesap sorulmamalıdır. Çünkü onlar da Darwin’in öğretisindeki aslanlar gibi doğadaki doğal seleksiyonun gereğini yapmaktadırlar. Nitekim 2007 yılında Pennsylvania'da okulda katliama hazırlanırken yakalanan bir öğrencinin de Natural Selection'sArmy - Doğal Seleksiyon Ordusu” isimli bir internet sitesini sıkça ziyaret ettiğinin ortaya çıkması, bu sapık yaklaşımın saldırılarda önemli bir etken olduğunu ortaya koymuştur. [8]  Dahası bu sitenin ziyaretçileri ‘katiller için siber okul’ diye adlandırılan benzer birçok sohbet odalarına da katılıyordu. Bu siteler polis tarafından fark edilince servis sağlayıcıları tarafından hemen kapatıldı. Ancak bugün hala birçok genç ani ve aşırı vahşeti Darwin’in dönemiyle ilişkilendiren bir bilgisayar oyunu oynamaya devam ediyor. Rakip tarafların birbirlerini yok etmeye çalıştıkları bu popüler bilgisayar oyunun adı ‘Doğal Seleksiyon’. Kahramanların Harris ve Klebold olduğu bu oyunda Columbine katliamının orijinal görüntüleri kullanılıyor. [9]

Basına verilen bilgilere göre Doğal Seleksiyon Ordusu (Natural Selection’s Army) sitesini sık sık ziyaret edenlerden biri de 18 yaşındaki Finlandiyalı öğrenci Pekka-Eric Auvinen. Auvinen, 7 Kasım 2007 tarihinde Tuusula kentindeki Jokela Lisesi’ne yaptığı silahlı baskında 6 öğrenci ve 2 okul yetkilisini öldürmüş ve ardından intihar etmişti.

“Teoriden İlham Aldım” başlıklı bir gazete haberinde Auvinen’in yaptığı katliamın ardında yatan neden şöyle anlatılmıştır:

“Finlandiya'da 7 Kasım 2007'de okulunu basan 18 yaşındaki silahlı öğrenci Pekka Eric Auvinen, öğretmenini dizlerinin üstüne çökmeye zorladıktan sonra vurarak öldürdü. Sekiz arkadaşını da katleden Auvinen'in de Darwin'in evrim teorisinden esinlenilerek kurulan "Doğal Seleksiyon Ordusu" isimli internet sitesinin müdavimlerinden olduğu ortaya çıktı. Auvinen daha sonra Darwin teorisinden ilham alarak katliamı gerçekleştirdiğini itiraf da etti.” [10]

Pekka Eric Auvinen katliamdan önce internette kendine bir savunma hazırlamıştı. Auvinen bu savunmasında “kendini ‘Sosyal Darwinist’ olarak tanımlıyor, doğal seleksiyonun artık çalışmadığını ve hatta aksi yönde çalıştığını söylüyordu. Aptal, zayıf, akılsız insanların zeki, güçlü, akıllı insanlardan daha hızlı ürediğinden söz ediyordu. Eğer toplum ikinci tip insanların hayatta kalmasını sağlayamazsa gen havuzunun kötüye gideceğinden emindi. Bu problem hakkında ne yapabileceği ile ilgili kafa yoruyordu. Sonunda hayatın sadece anlamsız tesadüfler ve uzun rastgele mutasyonlardan ibaret olduğunu ve bir şey yapmaya çalışmanın çok anlamı olmayacağını düşündü. Fakat sonunda doğanın acımasızlığını taklit ederek doğal seçici olarak kendi payına düşeni yapabileceğine karar verdi.” [11]

Auvinen, bu kararı vermesine neden olan gerekçeyi ise şöyle açıklıyordu:

"Yeryüzündeki pisliklere merhamet yok. İnsan sevgisine çok fazla değer veriliyor. Güçlünün yaşamını sürdürmesini ve doğal seleksiyonu tekrar yürürlüğe koymalıyız." [12]

18 yaşındaki Auvinen, baskından önce çeşitli sitelerde farklı kullanıcı isimleriyle birçok video yayınlamıştı. Bunlar karamsar ve agresif şarkılar eşliğinde şiddet içerikli görüntülerden meydana geliyordu. Böylesine kanlı bir katliamı gerçekleştiren birinin şiddete eğimli olması kuşkusuz kimseyi şaşırtacak türden bir şey değildir. Ancak videolardan birisi bu şiddetin arka planına ışık tutması açısından özellikle dikkat çekiciydi. Auvinen, sitelerden birinde "Hepinizi Öldüreceğim 667 (I'm gonna Kill You All 667)" kullanıcı ismiyle yüklediği "Felsefem" başlıklı videoda bu katliamı doğal seleksiyonun bir gereği olarak gerçekleştirdiğini anlatıyordu.

Doğal seleksiyon, bir diğer deyişle doğal seçilim, Charles Darwin'in evrim teorisinin temeline oturttuğu bir kavramdır ve sözde hayatta kalma mücadelesini sürdüren hayvanlardan güçlü olanların zayıf olanları elimine etmesini ifade etmektedir. Hiçbir bilimsel bulguya dayanmayan bir kavram olan doğal seleksiyon, gerek insanı herhangi bir şuurdan yoksun doğa olaylarının ürünü olarak tanımladığı, gerekse şiddete dayandığı için hem ateist felsefelerin hem de şiddet yanlısı ideoloji ve hareketlerin vazgeçilmez bir dayanağı olmuştur. II. Dünya Savaşı’nda milyonları ölüme gönderen diktatörler, savaşmayı doğal seleksiyonun bir gereği olarak görmüşler, propagandalarında Darwinizm'e fazlasıyla atıfta bulunmuşlardır.

Ve "doğal seleksiyon", Jokela Lisesi katliamında da karşımıza çıkmıştır. Auvinen, "felsefe"sini anlattığı videosunda doğal seleksiyonu uygulamaya koyma çağrısı yapmıştır. Üzerinde “İnsanlık Önemli Değil” yazılı tişörtle poz veren Auvinen, Darwinizm'in insana verdiği -daha doğrusu vermediği- değeri gösterir şekilde aynen şu ifadelere yer veriyordu:

"Ben sadece doğal seleksiyona inanan normal bir anarşistim. İnsanlar doğal seleksiyonu tekrar uygulamaya sokmalı. Hayvanlar bu şekilde yaşıyor, insanlar da neden öyle yaşamasın ki? Bizler de nihayet sadece hayvanlarız. Biz insanlar, yeryüzündeki en kötü hayvanlarız. Bizi doğuran dünyayı kirlettik ve yozlaşmış bir toplumla ortaya çıktık. Bütün dünya kötü durumda ve toplum çöküşün eşiğinde. Bu yüzden [doğal seleksiyon] olmalı. Ne kadar erken olursa o kadar iyi. ... Kanun, sadece güçlü olanın fikridir... Bu yüzden hayatınızın kontrolünü ele almalı ve anarşist olmalısınız. Ne istiyorsanız onu yapmalı, size ne yapacağınızı söyleyenleri dikkate almamalısınız. Bu sizin hayatınız. Güçlü olanlar hayatta kalırken, zayıf olanlar ölmeliler. Bu, güçlü olanın hayatta kalmasıdır, doğal seleksiyondur. Hayvanlar sürekli olarak ölürler. Bir köpeği, başka bir köpek öldüğü için ağlarken görmezsiniz. İnsanlar da ölürler. Tepki aynı şekilde olmalıdır. Bu sadece doğal bir şeyden ibarettir, büyük veya önemli bir şey değildir. Tanımadığınız birisi için ağlamayın, bu üzücü bir durum değildir... Benim kişisel görüşüm şudur: İNSAN IRKININ SOYKIRIMI GERÇEKLEŞTİRİLMELİDİR".  [Büyük harfler orijinaldir] [13]

Auvinen, görüşlerini anlattığı manifestosunda, bu katliama girişmesinde Darwinist görüşlerinin etkili rol oynadığını şu sözlerle açıkça ifade ediyordu:

"Davam için dövüşmeye ve ölmeye hazırım… Bir doğal seçilimci olarak, uygun görmediklerimi, insan ırkının ve doğal seleksiyonun yüz karalarını elimine edeceğim. Hayır, gerçek şu ki, ben sadece bir hayvan, bir insan ve bir muhalifim… Artık doğal seleksiyon ve güçlü olanın hayatta kalması ilkesini yeniden yoluna koymanın vakti geldi!"  [14]

 Tek Taraflı Darwinist Eğitimin Etkileri

Darwinist eğitim, insanlara hayatlarının bir amacı olmadığı yalanını aktararak onları her türlü umut ve sevinçten yoksun, karamsar ve cani kişilikli ruh hastalarına çevirmektedir.

Bunun en son örneklerinden biri Norveçli Anders Behring Breivik’tir. Breivik 22 Temmuz 2011'de Norveç'te yaşanmış olan çifte terör saldırılarının faili olduğunu itiraf etmiştir. Bu saldırılardan biri Oslo'daki hükümet binasına yapılmış olan, sekiz kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıdır. Diğeri ise, Utoya Adası’ndaki, İşçi Partisi'nin gençlik kampına yapılan saldırıdır. Bu saldırı neticesinde 69 kişi hayatını kaybetmiştir.

Breivik saldırılarından önce "Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi" adlı kitapta görüşlerini anlatmıştır. Kitabının1518'inci sayfasında ise, kendisini bilimsel dünya görüşünün ve modern biyolojinin şampiyonu olarak gördüğünü ifade etmiştir. En "önem verdiği" kitaplar sıralamasında ise Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabı yer almaktadır. [16] Breivik'e göre, "kusursuz Avrupa" Sosyal Darwinizm kurallarını içermelidir[17]

Breivik, kitabının 1202'nci sayfasında ise Princeton Üniversitesi'den Darwinist Biyolog Lee Silver'ın öjeninin tekrar uygulamaya konmasını savunmasına tamamen katıldığını belirtmektedir. Silver’ın dünya nüfusunun şimdikinin yarısından daha aza ya da 3.8 milyara indirilmesi için "gelecekte radikal politikaların uygulanmasının zorunlu olduğu" şeklindeki görüşlerine de aynen katılmaktadır. [18]  Aynı sayfada, Breivik'in Darwin'in "soykırım ve doğal seleksiyon ... el ele gider" argümanını ne kadar benimsemiş olduğu şu cümlelerde net şekilde görülmektedir:

"ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri" insan nüfusundaki artışı frenleyemezlerse, "doğa, yaşanacak kıtlıkla onların bu hatalarını düzeltecektir"  [19]

Argümanının devamında Breivik, Batılı ülkelerin bu doğal sürece, yani yaşanan kıtlığa, müdahale etmemeleri gerektiğini şu cümleler ile savunmuştur:

“Eğer nüfus kontrolü kurallarımıza uymamış olan ülkelerde kıtlık baş gösterirse, onlara herhangi bir şekilde yardım göndermek ya da başarısız liderlerine arka çıkmak şeklinde destek olmamalıyız." [20]

"Aşırı nüfusun birinci sorumlusu olan üçüncü dünya ülkelerine yapılan gıda yardımının derhal durdurulması gerekir.” [21]

Breivik'in bizzat yazmış olduğu bu sözlerden açıkça görülüyor ki aldığı Darwinist eğitim nedeniyle ahlaki değerlerden tamamen uzaklaşmış ve bunun neticesi olarak onlarca kişinin ölümüne sebep olan terörist eylemleri soğukkanlılıkla hayata geçirmiştir.

Darwinist eğitimin neden olduğu ahlaki çöküntü ve vahşetin bir diğer örneği de yakalanmadan önce 17 çocuğu öldüren ve cesetlerini yiyen Amerikalı seri katil Jeffrey Dahmer’dır. Dahmer, ölümünden hemen önce Dateline NBC kanalında yapılan son röportajında şu açıklamada bulunmuştur:

“Eğer bir insan, Kendisi’ne karşı sorumlu olduğu bir Yaratıcı’nın var olduğunu düşünmüyorsa, o halde niye uygun sınırlarda tutacak şekilde davranışlarınızı ıslah etmeye çalışasınız? Ben de işte böyle düşünüyordum. Her zaman evrim teorisinin, yani bizlerin (tesadüfen) sadece bir balçıktan geldiğimiz tezinin bir gerçek olduğuna inanmışımdır. Öldüğümüz zaman, her şey biter, artık hiçbir şey yoktur.” [22]

Darwin’in kitleleri zehirlediği batıl inanç, insanları seri katil yapmakta, hatta onları insan eti yiyecek kadar psikopatlığa sürüklemektedir. İnsanlara, bir Yaratıcı’ya karşı sorumlu olmadıkları telkinini vermeye çalışan; onları amaçsız, sorumsuz, başıboş varlıklar olduğuna inandıran; insanı bir hayvan olarak gören ve ölümü bir son olarak göstererek insanları ahiret gerçeğinden uzaklaştırmaya çalışan bu sahte dinin getirdiği sonuç işte budur.

Son iki yüz yıldır dünyaya savaşları, katliamları, zalimliği, terörü, cinayetleri, kitle katliamlarını, dejenerasyonu ve her türlü belayı getiren en büyük sapkın güç Darwinizm’dir. Toplumlarda bir dönem gelişen dinsizliğin, ırkçılığın, kitle katliamlarının sebebi olan faşizmin, komünizmin ve dünya savaşlarının ardında GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN EN BÜYÜK ALDATMACASI VE EN BÜYÜK BELASI OLAN DARWINİZM VARDIR.

Darwin’in başlattığı bu kara belanın, toplumlar üzerindeki uğursuz etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Darwinizmin günümüzdeki en güçlü savunucularından olan Richard Dawkins’in son kitabı da, insanları Allah inancından uzak, karamsarlığa ve ümitsizliğe iten telkinler içermektedir. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, Amerika’daki Jesse Kilgore adlı 22 yaşındaki öğrencinin, profesörü tarafından kendisine tavsiye edilen Dawkins’in kitabının etkisiyle intihar etmesi olmuştur. [23]

Dawkins’in, Darwinizm’in karanlık ideolojisine dayandırdığı ürkütücü bakış açısının etkisi bu örnekle sınırlı değildir. Dawkins, Unweaving the Rainbow kitabının önsözünde bu gerçeği kendisi de itiraf etmiştir:

''İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin de aynı "hiçlik karamsarlığı"ndan etkilenmemeleri için, öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye etmiş.'' [24]

Bu karanlık bela, yani Darwinizm; insanları ölüme, cinayete, karamsarlığa, hiçlik duygusuna, vahşete ve dehşete sürükleyen, insanlara tesadüfen var olmuş bir hayvandan başka bir şey olmadığını telkin eden sapkın bir dindir. Bu dinin geride kalmış birkaç temsilcisi, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek için var güçleriyle çaba göstermeye devam etmektedirler. Bu nedenle Darwinizm’in zayıflıklarının okullarda okutulmasına canla başla karşı çıkmakta, yaratılışı ispat eden fosilleri saklamakta, proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, 350 milyondan fazla fosilin Darwinizm’i yerle bir ettiğini itiraf edememektedirler. Ancak tüm bu önlemlere karşın 21. yüzyılda insanlar artık yalanlara aldanmamaktadırlar. Darwinizm’in bir sahtekârlık olduğunun tüm dünyada deşifre edilmesinin ardından Darwinizm’i ayakta tutmak için gösterilen çabaların tümü boşa çıkmıştır.

Sonuç:

Darwinizm’in Toplum Üzerindeki Bu Yıkıcı Etkisi Göz Önünde Bulundurularak Okullarda Tek Yanlı Darwinist Eğitime Son Verilmelidir

Jokela, Columbine ve Virginia Teknik Üniversitesi katliamlarında saldırganların içinde olduğu psikolojinin ve onları bu davranışlara iten kişisel nedenlerin üzerinde durmak elbette gereklidir. Ancak tüm bu olaylara kaynaklık eden asıl ortak faktör, okullarda sürdürülen Darwinist eğitimdir. Bilindiği gibi okullarda öğrencilere, yaşamın yeryüzünde kendiliğinden başladığı ve insanın doğal seleksiyonla ortaya çıkmış gelişmiş bir maymun türü olduğu sözde bilimsel gerçekler olarak öğretilmektedir. Jokela, Columbine ve Virginia Teknik Üniversitesi saldırganları da okullarda verilen bu Darwinizm yanlısı eğitimi almış kişilerdir.

Darwinizm okul müfredatlarında bilimsel bir gerçek gibi anlatılır ve Darwinizmle beraber karşıt görüşün, yani evrenin ve insanların Allah tarafından, kıymetli bir amaç doğrultusunda yaratılmış olduğu gerçeğinin bilimsel olarak anlatılması yasaktır. Yani Darwinizm tek taraflı olarak, bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilerek anlatılmaktadır. Halbuki Darwinizm başta 350 milyon fosilin canlıların değişmediğini açıkça göstermesiyle net olarak çöken, temelsiz bir teoridir. Daha derine indiğimizde ise, cansız varlıklardan canlılığın çıktığını iddia eden Darwinizmin, kendi iddiasının nasıl gerçekleştiğini bile açıklamaktan aciz kaldığı görülür. Pek çok noktadan köşeye sıkışan Darwinistlerin, "Piltdown Adamı skandalı" olarak meşhur olmuş olan, insan kafatası fosiline orangutan çenesi eklemek gibi hilelerle sahte fosiller oluşturdukları ise bilinen bir gerçektir.

Yukarıda çok kısa değinilen Darwinizm açmazlarının sayısı her alanda binleri aşmaktadır ve bilimin ilerlemesiyle bu sayı gittikçe artmaktadır. Ancak okullarda küçük yaşlardan itibaren görülen tek taraflı eğitim nedeniyle öğrenciler Darwinizmin vahşete sürükleyen öğretilerini doğru sanmaktadırlar ve bunun sonuçları korkunç olmaktadır. Haberlere yansıyan katliam olaylarının yanı sıra ferdî pek çok intihar vakası ve ahlaki bozulmanın ardında da Darwinizmi görmek mümkündür.

Bir an önce yapılması gereken, Darwinizmin tek taraflı telkin edilmesine son verip, müfredatta Darwinizme karşı çıkan bilimsel gerçeklere de yer verilmesidir.

Eğitim politikalarını belirleyenler, Darwinist eğitimin bu tarz sonuçlar oluşturabileceğini bilmeli, bu sorumluluğu üzerlerinde hissetmelidirler. Müfredatın bu yönde düzenlenip, gençlerin Darwinizm'in bilimsel çöküşü ve ideolojik arka planı hakkında bilgilenmesi sağlanmalıdır.

 

[1] Habertürk Gazetesi, 09.11.2009

[2] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[3] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[4] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[5] http://www.psikiyatrivehayat.com/columbinelisesikatliami.htm

[6] http://www.amnation.com/vfr/archives/014745.html

[7] http://www.psikiyatrivehayat.com/columbinelisesikatliami.htm

[8] Habertürk Gazetesi, 09.11.2009

[10] Habertürk Gazetesi, 09.11.2009

[13] Pekka-EricAuvinen's Video 'My Philosophy'

[14] http://www.reuters.com/article/2007/11/07/us-finland-shooting-idUSHEL00597220071107

[16] http://www.darwinthenandnow.com/2011/07/breivik-a-darwinist/?cb=09394448816310614

[17] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1386

[18] http://www.darwinthenandnow.com/2011/07/breivik-a-darwinist/?cb=09394448816310614

[19] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1386

[20] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1202

[21] Anders Behring Breivik, Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi, s.1203

[22] Kelly J. Coghlan, Houston Chronicle Sunday-15 şubat 2009

[23] http://www.worldnetdaily.com/index.php?fa=PAGE.view&pageId=81459

[24] Richard Dawkins, UnweavingTheRainbow, HoughtonMifflinCompanyNewyork, 1998, s. İx

 

2013-02-16

Evrim Teorisinin Günlük Hayattaki Olumsuz Etkileri

“Ahlaki Çöküntü, Ekonomik Çöküntüyü de Geçti!...”, "Öfke Dinmiyor" "Yolsuzlukların Ardı Arkası Kesilmiyor", "Yolsuzluk Bunalımı", "Uyuşturucuya Başlama Yaşı 13 Oldu", "Zulüm Her Yerde", "Kıtlıkta Savaş", "Kabusa Dur Diyen Yok", "Savaş, Skandal, Ayaklanmalar Yılı", "Sivilleri Tankla Ezdiler", "Yeryüzü Barut Fıçısı Gibi", "Dünya Ateş ve Gözyaşına Boğuldu", "Suç Patlaması", "Su Gibi Alkol Tüketiliyor", "İnsanlık Kalmamış", "Manevi Çöküş", "İnsanlık Yalnızlığa Koşuyor"...

Bu ve benzeri haberler, farklı tarihlerde farklı gazetelerde yer alan manşetlerden bazı örneklerdir. Hemen her gün gazete ve televizyonlarda karşılaştığımız bu türden haberlerin sayısının çok fazla olmasının temel nedeni evrim teorisinin günlük hayattaki olumsuz etkisidir.

Evrim teorisi konusu açıldığında bazı kişiler ısrarla konuyu geçiştirmeye çalışırlar. Kimi ‘evrim teorisini gündeme getirip insanların kafasını karıştırmayın’ der, kimi de ‘evrim varsa o zaman maymunlar neden insan olmuyor’ gibi mantıklarla kendince evrimi çökerttiğini düşünerek evrimin geçersizliğini ispat eden bilimsel delilleri anlatmanın önemsiz olduğunu savunur.

Gerçekten de evrim teorisinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur ve çürük bir teoridir. Ama şu da unutulmamalıdır ki; hala okullarda evrim teorisinin propagandası zorunlu olarak yapılmakta ve genç beyinler bilimsellikten uzak şekilde eğitilmektedir. Bu eğitimin olumsuz etkileri de terör, zulüm, kavga, kargaşa olarak görülmektedir. Dolayısıyla evrim teorisi üstü örtülecek, geçiştirilecek bir teori değildir. Yıllardır suskun kalındığı ve teori hakkındaki bilimsel gerçekler ortaya konulmadığı için birçok insan tesadüfleri ilah edinen evrim teorisinin deccali hipnozuna girmiş ve bu telkinle hareket etmiştir. En bilinen örnekleriyle Lenin, Stalin ve Mao gibi Darwinist diktatörler dünyayı kana bulamak için evrim teorisinin aldatıcı felsefesini hayat görüşü olarak uygulamaya geçirmişler ve kitleler bu zalim diktatörleri takip etmişlerdir.

Vahşi kapitalizm, komünizm, faşizm gibi kanlı felsefeler ilk anda birbirleriyle çelişiyor gibi görünseler de aslında hepsi Darwinizmin gaddar ideolojisini temel almakta ve bunu toplumlara uygulatmaktadırlar.

Vahşi Kapitalizm, Darwinizmin Acımasız Rekabet İlkesini Kullanır

Vahşi kapitalizmin üç temel unsuru vardır; bireycilik, rekabet ve kazanç sağlamak.

Vahşi kapitalist bir toplumda bireyler son derece acımasız bir ortamda rekabet ederek en fazla kazanan olmak için mücadele ederler. Bu, aynı Darwin'in doğadaki canlılar için tarifini yaptığı, sadece güçlü olanların ayakta kalabildikleri güçsüz ve zayıfların ise ezilerek yok oldukları iddiasının günlük hayata uygulanmasıdır. Sosyal Darwinizmin Amerika'daki sözcüsü William Graham Sumner’ın insan toplumları hakkındaki düşüncelerini aktardığı şu sözleri Darwinizmin acımasız yönünü çok açık ortaya koymaktadır:

“Herhangi birini yükseltmek istiyorsak kaldıraça ve bir reaksiyon noktasına ihtiyacımız var. Toplumda bir insanı yukarı kaldırmak demek, başkasının üzerine basmak demektir.” 1

Darwin'in bilim dışı teorisiyle pekiştirilen "zayıf ve güçsüz olanların ezilmesi gerektiği" yanılgısı, eşitsizliğin, haksızlığın ve adaletsizliğin yaygınlaşmasındaki en temel faktörlerden biridir. Hiç şüphesiz bu, din ahlakında kesinlikle yeri olmayan çok büyük bir zulüm ve vahşettir. Allah insanlara, ihtiyaç içinde olanları koruyup kollamalarını emretmiştir. Fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak; özürlü insanlara karşı şefkatli ve merhametli olmak, onların haklarını gözetip korumak; toplum içinde yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak din ahlakının gereği olan güzel ahlak özellikleridir. Allah'ın emrettiği ahlakı göz ardı edenler ise, hem kendilerini hem de içinde yaşadıkları toplumları büyük felaketlerin içine sürüklemektedirler. Sosyal Darwinizmin neden olduğu belalar bu gerçeğin en çarpıcı örneklerindendir.

Komünizm, Darwinizmin Çatışma Mantığını Kullanır

Komünizmde de aynı şekilde Darwinizmin diyalektik yani çatışma mantığından yola çıkılarak tarihin diyalektiğinin uygulanması gerektiği savunulur. Tez, anti-tez ve sentez mantığı silahlı mücadeleyle, baskı ve zor kullanılarak uygulanmaya çalışılır. Komünist diktatör Lenin nasıl devrim yapmaları gerektiğini şu şekilde anlatır:

"POLİSLERİ, ASKERLERİ, DEVLET MEMURLARINI ÖLDÜRMEK, DEVLET KURUMLARINDA YANGINLAR ÇIKARTMAK... DEVLETİN HAZİNELERİNDEN PARALARI ALMAK... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, İNSANLARI ÖLDÜREREK, BOMBALAYARAK, BİNALARI HAVAYA UÇURARAK KORKU YAYMAK ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır." 2

Sosyal Darwinistlerin büyük yanılgılarından biri, hayvanlar için geçerli olan kanunların insanlar için de geçerli olduğunu sanmalarıdır. İnsanlar, hayvanlardan farklı olarak şuur, akıl, vicdan ve yargı yeteneğine sahiptirler. Dolayısıyla, sosyal Darwinistlerin iddia ettiği gibi, orman kanunlarına hiçbir şekilde tabi değildirler. Allah insanı akıl, şuur ve muhakeme yeteneği ile birlikte yaratmıştır ve her insan yaşamı boyunca bu yeteneklerini en iyi şekilde kullanmakla sorumludur. Allah her insanı belli bir ömür ile yaratmıştır. Rabbimiz'in kendisi için takdir ettiği süre sona erdiğinde her insan ölecek, sonra da dünyada yaptığı her tavrın hesabını vermek üzere yeniden diriltilecektir.

Faşizm, Darwinizmin Üstün Irk Fikrini Kullanır

Faşizmin Darwinizmle bağını göstermek içinse Nazizmin uygulayıcısı Adolf Hitler’in ‘Ari ırk’ mantığı yeterli olacaktır. Hitler sözde Ari ırkın, diğer tüm ırklardan üstün olduğuna ve onları yönetmesi gerektiğine inanmıştı. Koyu bir Darwinist olan Hitler'in en önemli fikri dayanağı, ırkçı Alman tarihçi Heinrich von Treitschke idi. Treitschke’nin ırkçı görüşlerini Darwinizm'e dayandırdığı şu sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır:

"Uluslar ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler" 3

Dünyayı kana bulayan bu felsefeler, canlıların tesadüfen ortaya çıktığını savunan ve dini ortadan kaldırmayı amaçlayan Darwinist görüşten başka bir temele dayanmıyor. Darwinist dünya görüşünde insanlar birbirlerini ruhu olmayan hayvanlar olarak görüyorlar. Böyle bir mantıkta da elbette merhamet ve sevgi duyguları yerine gaddarlık ve sevgisizlik gelişiyor.

www.evrimyok.net

Birçok İnsanın Bilinçaltına Yerleşen Evrim Teorisinin Sevgisiz Felsefesi Günlük Hayatta Nasıl Uygulanıyor?

Bugün toplumları incelediğimizde dikkat çeken ilk nokta; insanların birbirlerine güvenmemeleri ve birbirlerini sevmemeleri oluyor. Bencillik, rekabet, merhametsizlik toplumlar içinde hızla çoğalıyor. Yoksul ve muhtaç olanlara yardım edilmiyor. Sokaklar birbirlerinden nefret eden, herkesten çekinip, korkan insanlarla dolup taşıyor. İnsanlar bir anda her an herşeye öfkelenebiliyor, tersleşebiliyorlar. Kuşkuculuk, nefret, gaddarlık gitgide daha da yaygınlaşıyor. Üstün güç sahibi Rabbimiz’in kontrolünde olduğunu düşünmeden yaşayanlar tesadüfen her an bir zarar görecekleri tedirginliği ile yaşıyorlar.

Bu gibi kişiler, Yüce Allah’ın yarattığı milyonlarca güzelliği  gözleri sanki görmüyor, kulakları sanki işitmiyor gibi davranıyorlar. Evrim teorisini günlük hayatta uygulamanın zararı bu gibi insanlarda açıkça görülüyor. Sürekli depresyonda, sağlıksız, üzgün, öfkeli, yalnız ve sevgisiz yaşıyorlar. Depresyondan kurtulmak için ilaçlara sarılıyorlar ama bu onların psikolojisini daha da bozuyor ve bir türlü özlemini duydukları gerçek mutluluğu yaşayamıyorlar. Yüce Rabbimiz Allah’ın gücünü, büyüklüğünü, sevgisini kabul etmeden de rahat bir hayat yaşamaları mümkün değildir. Çünkü bu Allah’ın ayette bildirdiği bir gerçektir;

“… Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)

İş yerinde, sokakta, okulda evrim teorisinin zalimane gereklerinin uygulandığı yetmiyormuş gibi deccali düşüncenin el attığı en önemli propoganda yöntemlerinden biri de insanları medya ile etkilemektir. İnternette, gazetelerde hatta dizi ve filmlerde bile evrim teorisi anlatılır. Özellikle dizi ve filmlerde sürekli evrim teorisinin çatışma mantığı uygulanır. Kanlı, dövüşlü sahneler, birbirlerini yok eden ülkeler, halklar, sevgisiz zalim entrikacı insanlar bu filmlerin ana temasını oluşturur.

Darwinizmin Olumsuz Etkisinden Kurtulmanın Tek Yolu Evrim Teorisiyle Fikri Mücadele Etmektir

Darwinizmin bilimsel geçersizliğinin anlatılması ve fikri mücadele yapılması çok önemlidir. Çünkü akıl ve vicdan sahibi hiç kimse aslında, Allah sevgisinin ruhta yarattığı mükemmel huzur bulma hissi, güven, sevgi, merhamet ve mutluluk duygusu varken evrim teorisinin zalim felsefesini yaşamayı, çevresine ve kendisine zulmetmeyi istemez.

Ancak insanların çoğu farkında olsalar da olmasalar da, çeşitli telkinlerle Darwinist-materyalist bir yaşama yönlendirilmektedirler. Fakir insanların veya "Üçüncü Dünya Ülkeleri" halklarının sefaletine karşı üzüntü veya kaygı duyulmaması, zulme maruz kalan insanlara karşı duyarsız olunması bunun örneklerindendir. Bencil bir yaşam şeklinin hakim olması, kindar, intikamcı, kavgacı, rekabetçi ahlakın yaygınlaşması, hatta özellikle iş dünyasında bunların makbul sayılması, insanların diğer insanlara sevgi ve saygı duymamaları bu batıl dünya görüşünün başlıca belirtilerindendir. Darwinist-materyalist görüş tecavüzden savaşa kadar her türlü vicdansızlığı meşru göstermekte ve insanları buna teşvik etmektedir.

Aslında hemen her insan, Darwinist-materyalist görüşün acısını bir şekilde çekmektedir. Irkçı saldırılara maruz kalan zenci bir öğrenciden bencil ve duyarsız çocukları tarafından bakımsız ve mahrumiyet içinde bırakılan yaşlı bir anne-babaya, işvereni tarafından sağlıksız koşullarda düşük ücretle uzun saatler çalıştırılan işçilerden hayatın boş ve amaçsız olduğunu zanneden, sorumsuz ve başıboş bir hayat yaşayarak kendini maddi ve manevi bunalıma sürükleyen genç insanlara kadar, pek çok insan mutsuz, sıkıntı ve gerilim dolu bir hayat yaşamaktadır.

Bu kısır döngünün sona ermesi, insanlığın barışa, huzura ve mutluluğa, sevgi ve saygı dolu bir dünyaya yönelmesi için gereken, materyalist dünya görüşünün fikren yenilgiye uğratılmasıdır. Bunun için insanların materyalizmin dayanak noktası olan Darwinizmin bilimsel olarak çökmüş olduğunu ve Darwinizmin uygulamaya konulması durumunda ne büyük belalara neden olacağını öğrenmeleri son derece hayatidir.

Bununla birlikte Darwinizm yanılgısına kapılmış olanların da önemli bir gerçeğin farkına varmaları gerekir. Tüm eksiklikleri ve yanlışlıklarına rağmen ısrarla savunmaya çalıştıkları evrim teorisinin bilimsel olarak hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Bugün bilim dünyasında yaşanan her gelişme bu gerçeği bir kez daha pekiştirmekte, evrim teorisi tarihin tozlu sayfalarına gömülmektedir. Üstelik tarihi pek çok tecrübe göstermektedir ki, evrim teorisinin ortaya koyduğu yaşam modeli, zulüm, haksızlık, acımasızlık, adaletsizlik ile eş anlamlıdır ve insanlara acı, gözyaşı ve kayıptan başka birşey getirmez. Bu nedenle Darwinistlerin de;

  • ‘Evrim teorisinin teşvik ettiği kötülüklerin farkına varmaları,
  • ‘Ön yargılarından kurtularak akıl ve bilim dışı bu teorinin savunuculuğundan bir an önce vazgeçmeleri;
  • ‘Paleontoloji biliminin ortaya koyduğu milyonlarca yıldır hiç evrim geçirmemiş canlılar olduğunu ispat eden 400 milyon fosili yani bilimsel kanıtı görmezden gelip, inkar etmemeleri;
  • ‘Deccali sistemin hipnozundan çıkmaları gerekir.  

Hep birlikte dünya çapında sevgiyi, güzel ahlakı yaymanın, savaşları bitirmenin, Allah’ın kontrolünde olduğumuzun bilinciyle huzurla dostça yaşamanın tek yolu budur.

“Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet Suresi, 33)


DİPNOTLAR

1- The Challenge of Facts and Other Essays, as quoted in Mason Drukman, Community and Purpose in America: An Analysis of American Political Theory, New York: McGraw-Hill, 1971, s. 202.]

2- Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında, Moskova 2005

3- Burns, Çağdaş Siyasal Düşünceler 1850-1950, s.446; Alaeddin Şenel, Irk ve Irkçılık Düşüncesi, Ankara:Bilim ve Sanat Yayınları, 1993, ss.62-6

2013-04-08 

Okullardaki Darwinist Eğitim Şiddet ve Terörün Ana Kaynağıdır

Darwinizm, şiddet ve terör bağlantısı nedir?

Şiddet ve terörün temeli olan Darwinist eğitime karşı nasıl önlem alınmalıdır?


Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmadığı gibi, 20. ve 21. yüzyılda tüm dünyanın sürüklendiği herc-ü merc (insanlar arasında meydana gelen fitne-fesat) de tesadüf değildir. Allah bu olaylarla insanlara önemli bir örnek göstermiştir ve hala bunu görmelerini istemektedir. Tüm insanlığın anlaması gereken şudur: Eğer insanlar sevgi, kardeşlik, dostluk ve fedakarlık için yaratıldıklarını unuturlarsa, birlik olup güçlenmek yerine bölünüp çekişmeyi tercih ederlerse, batıl ideoloji ve akımlara kapılır “ilerlemek için öldürmenin ve savaşın gerekli olduğuna” inanırlarsa, bekledikleri çatışma kendi başlarına gelir. Ve çok önemli bir gerçekle yüzleşirler: Çatışma ilerleme değil, sadece yıkım getirir.

Darwinizm ve Bu Felsefeden Doğan Komünizm Çatışma ve Savaşı Esas Alır

İlk olarak eski Yunan’da başlayan ve “tartışmacılık” anlamına gelen diyalektik, Herakleitos (576-480) tarafından şöyle tanımlanmıştı: “her şey karşıtların kavgasından doğar.” Herakleitos’a göre savaş bütün herşeyin babasıdır. Dolayısıyla diyalektiğin gerektirdiği tez, antitez ile çatışırken onunla savaşmalıdır. Bir tezin savunucuları diğer tezin savunucuları tarafından yenilecekse bu ancak savaş ve kavga yoluyla olmalı ve karşı tezin savunucuları mutlaka yok edilmelidir. Meydana gelen sentez bir süre sonra yeni bir tez halini almalı ve aynı kavga ve savaş aynı hızıyla devam etmelidir.

Hegel ve ardından Marks, buna doğrudan savaş adını vermeseler de “çatışma” demişlerdir. Komünist kanlı liderlerin bunu savaş ve katliam olarak algılamaları uzun sürmemiştir. Onlar daima savaşın gerekliliğine inanmışlar ve bunu Marksizm’in en temel şartı olarak görmüşlerdir. Günümüzün yeşil komünistleri şu anda bu savaş kavramını reddetseler de, komünizmin gereği mutlaka hain pusular, gerilla savaşları, kadın-çocuk-yaşlı demeden kitle katliamları yapılmasıdır. Şu an Suriye’de gerçekleştirilen katliamlar, komünist PKK’nın Güneydoğu’da yaptığı eylemler bunun örneklerindendir.

Günümüzde Terörle Uğraşan Her Ülke Aslında Komünizmle Savaşmaktadır

Türkiye de dahil olmak üzere şu anda terörden yakınan her ülke aslında komünizmle savaşmaktadır. Komünizm o kadar canlı ki, adı resmen konulmasa da Kuzey Amerika’nın bir bölümüne, Kuzey Avrupa’ya, Ortadoğu’nun neredeyse tamamına hakimdir. Zaten resmi olarak komünist idare altında olan Güney Amerika ülkelerini, Çin, Kuzey Kore gibi kızıl ülkeleri saymaya bile gerek yoktur. Bu komünist Marksist hakimiyet nedeniyle neredeyse bütün dünyada terör vardır. Bu apaçık ortada olan Marksist tehdide gözlerini kapatanlar da hala uzun tartışma programlarında teröre çözüm aramaktadırlar. Fakat aynı anda kendi ülkelerinin okullarında kendi çocuklarına diyalektik eğitimi vermektedirler. Kendi çocukları, devletin okullarında iki karşıt fikrin mutlaka ve mutlaka çatışması gerektiği yalanını, tarihin bu çatışmalardan ibaret olduğunu ve sözde bu çatışma sonucunda toplumlarda ilerleme ve refah olacağını öğrenirler. Dağda teröristler de okullarda çocuklarımız da bu eğitimi alırlar. Komünist bir ülkede de kapitalist ülkelerde de bu eğitimi verirler. İşte bu yöntemle savaşı şart koşan Marksist zihniyet, sinsi ama müthiş emin adımlarla, dünyadaki hemen her ülkede ilerlemeye devam eder.

Burada şunu hatırlatmak gerekir: Kapitalizm, Marksizm’e vurulmuş bir darbe değildir. Tam tersine kapitalizm, Marx’a göre, toplumların komünizme geçişi için önemli bir şarttır. Komünizm pusuda beklemekte, kapitalizmin etkisiyle bencilleşmiş, tüm ahlaki, dini ve insani değerlerinden uzaklaşmış, sadece kendi menfaatini düşünen bir kısım kişilerin ve toplumların üzerine çökmeyi beklemektedir. Son ekonomik kriz, komünizme adeta bir ilaç gibi gelmiştir. Marksist ve komünistler için ortam hazırdır. Bunu görmek isteyenler, dünyadaki olağanüstü karışıklıklara yakından bakabilirler.

Mücadelenin Gereği Savaş Değildir

Zıtlar daima var olmuştur. İyi ve kötüler arasındaki çelişki ve mücadele, dünya tarihinin başından beri vardır. Fakat bu mücadelenin tanımının iyi yapılması gerekir. Mücadelenin gereği hiçbir zaman savaş değildir. Zıtların mücadelesi; karşılıklı konuşma, ilmi delilleri sunma, sevgi ve saygıya dayanmalıdır. Hiç kimse zorla bir fikre alıştırılamaz. Alışmıyor diye katledilemez. Hiçbir savaş şimdiye kadar toplumlara ilerleme getirmemiştir. 20. yüzyılın kanlı savaşları ve nihayet günümüzün sona ermek bilmeyen çatışmaları, silah üzerinden para kazanan kirli sektörü beslemekte, fakat halkı, medeniyeti, teknolojiyi, şehirleri, ekonomiyi mahvetmektedir. Gitgide korku içinde yaşayan bir halk ile ileriye gidilmez. Gitgide yoksullaşan, az beslenebilen, eğitim alamayan, çalışıp üretemeyen halk ile ileriye gidilmez. Şehirler ve altyapılar füzelerle yıkılarak daha teknolojik hale gelmezler. Genç neslin ölmesiyle toplum ilerlemez. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları nesiller süren bir felaketten başka bir şey değildir. Marksizm’in sunduğu kanlı diyalektik, toplumlara o hayali ilerlemeyi hiçbir zaman getirmemiştir ve getirmeyecektir. Eğer buna izin verirsek, dünyayı daha büyük felaketler saracak, her yer kan gölüne dönecektir.

Darwinizm, dünyada yaşanan birçok çatışmanın felsefi dayanak noktasıdır. Evrim teorisi, canlı türlerinin, tek bir canlı hücreden (ki Darwinistler bu canlı hücrenin nasıl oluştuğunu da bilimsel olarak açıklayamamaktadır), sözde tesadüfler sonucunda sürekli değişim geçirerek meydana geldiğini iddia eder. Bu hayali değişim ve ilerleme sürecinin ana unsurlarından biri ise çatışmadır. Canlıların ancak çatışma ile gelişebileceklerini savunan bu acımasız ideolojinin temeli, güçlü olanların güçsüz olanları yok etmesine dayanır. Sapkın Darwinizm dininin sözde bilimsel bir teori gibi lanse edilip, dünya çapında okul müfredatlarına dahil edilmesi ise, büyük bir kitle aldatmacasını beraberinde getirmiş ve sapkın Darwinist fikirler toplumlara yayılmıştır. Bu durum, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan belalarla neticelenmiştir.

Kanlı İdeolojilere Karşı Kökten Çözüm Okullarda Tek Yönlü Darwinist Eğitimin Kaldırılmasıdır

Karşıt fikirler; ancak ve ancak sevgiyle, şefkatle, saygıyla, hür düşüncenin öneminin vurgulanmasıyla ve ilmi delillerle karşı karşıya geldiğinde sonuç elde edilebilir. Zorbalıkla değil. Şimdi bütün herkesin, dünyayı saran bu felaketlerin sebebini anlaması zamanıdır. Savaşın mantığını toplumlara Marksizm vermiştir. Gizliden gizliye Marksist topluluklar bunun altyapısını hazırlamışlardır. Buna dur demenin en önemli yolu, savaşı sözde meşru kılan bu kanlı diyalektik mantığının bilimsel olarak bir sahtekarlık olduğunu göstermektir. Tarihin kanlı diyalektiği gibi sapkın bir fikre zemin hazırlayan doğanın diyalektiği fikrinin mantıksızlık olduğu anlatılmalı, doğada avlanan canlılar olduğu gibi birbirleriyle fedakarlıkta yarışan canlılar olduğunun da gösterilmesi gerekmektedir. Bu önemli gerçeği göstermek için asıl yapılması gereken ise, tüm dünyada, çocuklarımıza okullarda bu kanlı diyalektik fikrini veren eğitim sisteminin acilen değiştirilmesidir. Dünya ne bizim için ne de diğer canlılar için savaş alanı değildir. Dünya, tüm hak dinlerde Allah’ın bildirdiği gibi ancak sevgi ile güzelleşir. Allah bizden sevgiyi ister. Allah bizden bir, bütün ve kardeş olmayı ister. Allah sevmeyi ve sevilmeyi sever. Biz ancak Allah’ın isteğine uygun davranır ve “seversek” bu dünya değişir.

Bediüzzaman, Darwinizm ve Materyalizmle İlmi Mücadelenin Önemine Dikkat Çekmiştir

Hayatı boyunca dinsizliğe karşı ilmi bir mücadele yürütmüş olan büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, eserlerinde dinsizliğin Darwinizm ve materyalizmden kuvvet bulduğunu söylemiştir. Bu nedenle de bu ideolojilerle yapılacak ilmi mücadelenin önemine dikkat çekmiştir.

Bediüzzaman, bir sözünde inkarcıların kendisine ve çevresindekilere karşı kurdukları tuzaklarda materyalizmin etkisini şöyle açıklamıştır:

“Ve salisen (üçüncü olarak): Maddiyyun (materyalizm) felsefesinin ve medeniyetinin cazibedar (çekici) sefahat ve uyutucu lezzetli zehirleriyle ifsad etmek (bozmak) ile mabeynlerinde tesanüdü (aralarındaki dayanışmayı) kırmak ve üstadların ihanetlerle çürütmek ve mesleklerini fennin (bilimin), felsefenin baz düsturlaryla nazarlarndan sukut ettirmektir (susturmak) ki...” (Şualar, s. 300)

Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, inkarcılar Üstadımızın mücadelesini etkisiz hale getirebilmek için, materyalist kültürün neticesi olan geçici ve dünyevi tutkularla iman edenleri aldatmaya çalışmışlar, yine materyalist kültürün telkinleriyle iman edenlerin birlik ve beraberliğini bozmaya kalkışmışlar, Bediüzzaman’a çeşitli iftiralar atmışlardır. Ancak bu planlarında başarılı olamamışlardır.

Bediüzzaman açıklamalarında, özellikle ahir zamanda Darwinizm ve materyalizmin güçleneceğini, inkarcılığın bu güçten destek alarak yayılacağını, ancak Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın fikri mücadeleleriyle bu fitnelerin son bulacağını belirtmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın birinci görevinin de, Darwinizm ve materyalizmi fikren etkisiz hale getirmek olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, Hz. Mehdi (a.s.) bu görevini tam olarak yerine getirecek, Darwinizm’i ve materyalizmi fikren ortadan kaldırarak, insanların imanlarının kurtulmasına vesile olacaktır:

“Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyun ve tabiiyyun taunu (Darwinizm ve materyalizm hastalığı), beşer içine intiçar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (materyalizmi) tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Bediüzzaman, Darwinizm’in ve materyalizmin deccaliyetin dayanak noktası olduğunu, Hz. İsa (a.s.)’ın bu fitneye karşı büyük bir mücadele vereceğini ve etkisiz hale getireceğini ise şöyle anlatmaktadır:

“Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (Darwinizm felsefesinin) verdiği cereyan-ı küfriye (inançsızlık hareketi) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah’ı inkara) karşı İsevilik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden ve batıl inanışlardan arınıp temizlenip) İslamiyete inkılab edeceği (yöneleceği) bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevisini yok eder; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselam, İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal’ı yok eder...” (Mektubat, s. 6)

“Şahs-ı İsa Aleyhisselamın kılınciyle maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk (materyalizm) ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek ve inkar-ı uluhiyet (Allah’ı inkar) olan fikr-i küfrisini (inkarcılık hareketini) mahvedecek...” (Şualar, s. 493)

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Said Nursi, inkarcılığın ve din ahlakından uzaklaşmanın temelinde Darwinizm ve materyalizm olduğunu söylemektedir. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) önderliğinde Müslümanların bu iki sapkın ideolojiye karşı büyük bir fikri mücadele yürüteceklerini belirtmektedir. Allah’ın izniyle, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın liderliğinde bu ideolojiler fikren ortadan kaldırılacak ve İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.

2013-04-08

Tek Taraflı Darwinist Eğitimin Etkileri

 

Darwinist eğitim, insanlara hayatlarının bir amacı olmadığı yalanını aktararak onları her türlü umut ve sevinçten yoksun, karamsar ve cani kişilikli ruh hastalarına çevirmektedir.

Bunun en son örneklerinden biri Norveçli Anders Behring Breivik’tir. Breivik 22 Temmuz 2011'de Norveç'te yaşanmış olan çifte terör saldırılarının faili olduğunu itiraf etmiştir. Bu saldırılardan biri Oslo'daki hükümet binasına yapılmış olan, sekiz kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıdır. Diğeri ise, Utoya Adası’ndaki, İşçi Partisi'nin gençlik kampına yapılan saldırıdır. Bu saldırı neticesinde 69 kişi hayatını kaybetmiştir.

Breivik saldırılarından önce "Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi" adlı kitapta görüşlerini anlatmıştır. Kitabının1518'inci sayfasında ise, kendisini bilimsel dünya görüşünün ve modern biyolojinin şampiyonu olarak gördüğünü ifade etmiştir. En "önem verdiği" kitaplar sıralamasında ise Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabı yer almaktadır.[1] Breivik'e göre, "kusursuz Avrupa" Sosyal Darwinizm kurallarını içermelidir.[2]

Breivik, kitabının 1202'nci sayfasında ise Princeton Üniversitesi'den Darwinist Biyolog Lee Silver'ın öjeninin tekrar uygulamaya konmasını savunmasına tamamen katıldığını belirtmektedir. Silver’ın dünya nüfusunun şimdikinin yarısından daha aza ya da 3.8 milyara indirilmesi için "gelecekte radikal politikaların uygulanmasının zorunlu olduğu" şeklindeki görüşlerine de aynen katılmaktadır.[3]  Aynı sayfada, Breivik'in Darwin'in "soykırım ve doğal seleksiyon ... el ele gider" argümanını ne kadar benimsemiş olduğu şu cümlelerde net şekilde görülmektedir:

"ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri" insan nüfusundaki artışı frenleyemezlerse, "doğa, yaşanacak kıtlıkla onların bu hatalarını düzeltecektir"[4] 

Argümanının devamında Breivik, Batılı ülkelerin bu doğal sürece, yani yaşanan kıtlığa, müdahale etmemeleri gerektiğini şu cümleler ile savunmuştur:

“Eğer nüfus kontrolü kurallarımıza uymamış olan ülkelerde kıtlık baş gösterirse, onlara herhangi bir şekilde yardım göndermek ya da başarısız liderlerine arka çıkmak şeklinde destek olmamalıyız."[5]

"Aşırı nüfusun birinci sorumlusu olan üçüncü dünya ülkelerine yapılan gıda yardımının derhal durdurulması gerekir.”[6]

Breivik'in bizzat yazmış olduğu bu sözlerden açıkça görülüyor ki aldığı Darwinist eğitim nedeniyle ahlaki değerlerden tamamen uzaklaşmış ve bunun neticesi olarak onlarca kişinin ölümüne sebep olan terörist eylemleri soğukkanlılıkla hayata geçirmiştir.

Darwinist eğitimin neden olduğu ahlaki çöküntü ve vahşetin bir diğer örneği de yakalanmadan önce 17 çocuğu öldüren ve cesetlerini yiyen Amerikalı seri katil Jeffrey Dahmer’dır. Dahmer, ölümünden hemen önce Dateline NBC kanalında yapılan son röportajında şu açıklamada bulunmuştur:

“Eğer bir insan, Kendisi’ne karşı sorumlu olduğu bir Yaratıcı’nın var olduğunu düşünmüyorsa, o halde niye uygun sınırlarda tutacak şekilde davranışlarınızı ıslah etmeye çalışasınız? Ben de işte böyle düşünüyordum. Her zaman evrim teorisinin, yani bizlerin (tesadüfen) sadece bir balçıktan geldiğimiz tezinin bir gerçek olduğuna inanmışımdır. Öldüğümüz zaman, her şey biter, artık hiçbir şey yoktur.[7]

Darwin’in kitleleri zehirlediği batıl inanç, insanları seri katil yapmakta, hatta onları insan eti yiyecek kadar psikopatlığa sürüklemektedir. İnsanlara, bir Yaratıcı’ya karşı sorumlu olmadıkları telkinini vermeye çalışan; onları amaçsız, sorumsuz, başıboş varlıklar olduğuna inandıran; insanı bir hayvan olarak gören ve ölümü bir son olarak göstererek insanları ahiret gerçeğinden uzaklaştırmaya çalışan bu sahte dinin getirdiği sonuç işte budur.

Son iki yüz yıldır dünyaya savaşları, katliamları, zalimliği, terörü, cinayetleri, kitle katliamlarını, dejenerasyonu ve her türlü belayı getiren en büyük sapkın güç Darwinizm’dir. Toplumlarda bir dönem gelişen dinsizliğin, ırkçılığın, kitle katliamlarının sebebi olan faşizmin, komünizmin ve dünya savaşlarının ardında GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN EN BÜYÜK ALDATMACASI VE EN BÜYÜK BELASI OLAN DARWINİZM VARDIR.

Darwin’in başlattığı bu kara belanın, toplumlar üzerindeki uğursuz etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Darwinizmin günümüzdeki en güçlü savunucularından olan Richard Dawkins’in son kitabı da, insanları Allah inancından uzak, karamsarlığa ve ümitsizliğe iten telkinler içermektedir. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, Amerika’daki Jesse Kilgore adlı 22 yaşındaki öğrencinin, profesörü tarafından kendisine tavsiye edilen Dawkins’in kitabının etkisiyle intihar etmesi olmuştur.[8]

Dawkins’in, Darwinizm’in karanlık ideolojisine dayandırdığı ürkütücü bakış açısının etkisi bu örnekle sınırlı değildir. Dawkins, Unweaving the Rainbow kitabının önsözünde bu gerçeği kendisi de itiraf etmiştir:

''İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin de aynı "hiçlik karamsarlığı"ndan etkilenmemeleri için, öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye etmiş.''[9]

Bu karanlık bela, yani Darwinizm; insanları ölüme, cinayete, karamsarlığa, hiçlik duygusuna, vahşete ve dehşete sürükleyen, insanlara tesadüfen var olmuş bir hayvandan başka bir şey olmadığını telkin eden sapkın bir dindir. Bu dinin geride kalmış birkaç temsilcisi, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek için var güçleriyle çaba göstermeye devam etmektedirler. Bu nedenle Darwinizm’in zayıflıklarının okullarda okutulmasına canla başla karşı çıkmakta, yaratılışı ispat eden fosilleri saklamakta, proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, 350 milyondan fazla fosilin Darwinizm’i yerle bir ettiğini itiraf edememektedirler. Ancak tüm bu önlemlere karşın 21. yüzyılda insanlar artık yalanlara aldanmamaktadırlar. Darwinizm’in bir sahtekârlık olduğunun tüm dünyada deşifre edilmesinin ardından Darwinizm’i ayakta tutmak için gösterilen çabaların tümü boşa çıkmıştır.

_______________________

1- http://www.darwinthenandnow.com/2011/07/breivik-a-darwinist/?cb=09394448816310614
2- Anders Behring Breivik, A European Declaration of Independence, p.1386
3- http://www.darwinthenandnow.com/2011/07/breivik-a-darwinist/?cb=09394448816310614
4- Anders Behring Breivik, A European Declaration of Independence, p.1202
5- Anders Behring Breivik, A European Declaration of Independence, p.1202
6- Anders Behring Breivik, A European Declaration of Independence, p.1203
7- Kelly J. Coghlan, Houston Chronicle Sunday-15 February 2009
8- http://www.worldnetdaily.com/index.php?fa=PAGE.view&pageId=81459
9- Richard Dawkins, Unweaving The Rainbow New York: Houghton Mifflin Company, 1998, p. ix.

Adnan Oktar'ın News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/the-effects-of-one-sided-darwinist-education/

Avrupa Medyası Faşizm Propagandasına Hemen Dur Demelidir


Faşizm gibi kanlı ideolojilerin tarihten silinmesinin tek yolu anti-Darwinist, anti-materyalist eğitimdir...

Almanya, Danimarka, Hollanda, Fransa, İtalya, Belçika, İngiltere ve  Avusturya gibi ülkeler başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde son 15-20 yıl içinde, göçmenlere, özellikle de Müslüman nüfusa yönelik ırkçı politikalar güç kazanmakta, faşist eğilimli partilerin oy oranları artış göstermekte ve ırkçı gruplar gizli ya da açık bir şekilde destek görmektedir. 2012 yılında halen 27 AB ülkesinden 16 tanesinin parlamentosunda ırkçı-faşist partiler yer almakta, özellikle de seçim dönemlerinde ırkçı söylemler çok büyük taraftar toplamaktadır. Katliam denebilecek büyüklükteki bazı şiddet olayları ise bu durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Örneğin 2011 yılının Temmuz ayında Norveç'te faşist militan Anders Behring Breivik 77 insanı vahşice katletmiştir. Breivik’in Nisan ayında başlayan duruşması ise, Avrupa'da süregelen ırkçı yükselişi bir kez daha gözler önüne sermesi bakımından son derece önemlidir.

Faşist söylemleri yaygınlaştırmanın zararları göz ardı edilmemelidir

Breivik’in davası, Avrupa'nın birçok televizyon kanalından canlı olarak yayınlandı, gazeteler ve radyolar bu gözü dönmüş katilin Müslüman ve göçmen düşmanı faşist propagandasına istemeyerek de olsa aracı oldular.

Katliamın ardından amacının "sapkın ideolojisini tüm dünyaya duyurmak, ırkçı düşüncelerini yaygınlaştırmak ve dikkat çekmek" olduğunu sürekli vurgulayan; "faşist düşüncelerini açıkladığı videonun ve manifestosunun yaygınlaşması"nı isteyen bu cani amacına ulaşmış görünüyor. Çünkü bir yıla yakın bir süredir devam eden yoğun propaganda sayesinde, şu anda Breivik Müslüman ve göçmen düşmanı olan ırkçı faşist gruplar tarafından sözde kahraman ilan edilmiş durumda. Hazırladığı manifesto binlerce internet sitesinde bulunuyor; katilin resimleri, konuşmaları, videoları ve mahkeme sırasında yaptığı ırkçı söylemler, Avrupalı faşistler tarafından büyük bir heyecanla takip ediliyor, yaygınlaştırılıyor.

Avrupa ve dünya medyası bu psikopat katilin ve savunduğu sapkın ideolojinin çirkin propagandasına istemeyerek de olsa alet olmakta, 77 tane gencecik insanı vahşice katleden bir suçlunun bir nevi tanıtımcısı haline gelmektedir. Özellikle de manevi boşluk içindeki ve halihazırda ırkçı, ayrımcı görüşlere eğilimi olan gençlere adeta özendirici bir tutum sergilemektedir. 

Yapılanları "fikir özgürlüğü" gibi mantıklarla açıklamak mümkün değildir. Bu, farkında olmadan ırkçı faşizmi ve bu vahşeti teşvik etmek anlamına gelmektedir. Böylesi bir propaganda ile, Avrupa'nın ve dünyanın dört bir yanındaki ırkçı faşistlere, gözü dönmüş katillere, gözünü bile kırpmadan onlarca insanı zevk alarak öldüren sapıklara, "siz de böyle bir katliam yapın, bu kadar çok insanı öldürün, sizi de ünlü yapalım, 20 sene lüks otel gibi bir hapishanede kalırsınız, hatta deli taklidi yaparsanız hapis cezasından da kurtulursunuz" mesajı verilmektir. Tüm bu nedenlerden ötürü Avrupa medyası kendini sözde vatansever bir kahraman gibi göstermeye çalışan bu caninin propagandasına istemeyerek de olsa alet olmaktan bir an önce vazgeçmelidir.

Breivik gibi canilerin propagandasının önlenmesi için yapılması gereken, yargılama sürecinin mutlaka basına kapalı bir şekilde devam etmesidir. Bu katilin her celseyi bir faşist şov haline getirmesine izin verilmemelidir, çünkü o duruşmalarda söylenen bir sözün, yapılan bir hareketin toplumdaki yıkıcı etkisi kaçınılmazdır. Şu an internet üzerinde bu gözü dönmüş katili kendilerince kahraman ilan etmiş, televizyondaki tavırlarına övgüler yağdıran, duruşma sırasında verdiği ırkçı selamı bir mesaj olarak algılayan çok sayıda cahil insan bulunmaktadır.

Şimdiye kadar yapılan faşist propaganda -karşıt açıklaması da yapılmadığı için- zaten çok olumsuz bir etki ve çok büyük bir yıkım oluşturmuş durumdadır. Avrupa medyası daha da geç olmadan bir an önce sorumlu davranmalı, bu çok geniş kapsamlı faşist propagandaya alet olmaktan hemen vazgeçmeli, gerekirse yaptırımlar yoluyla kararlılık göstermelidir.. Tarihte yaşanmış olaylara bakıldığında ve faşizmin gerçek yüzü hatırlandığında bunun aciliyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Faşizm insani değerleri hedef almış bir vahşet politikasıdır

Çeşitli yöntemler ile meşrulaştırılmaya çalışılan faşizm gerçekte insanlığa büyük felaketler getirmiş kanlı bir ideolojidir. Yalnızca geçtiğimiz asırda on milyonlarca insanın sadece ırkları nedeniyle öldürülmesine, işkenceye uğratılmasına ve II. Dünya Savaşı gibi bir vahşetin yaşanmasına sebep olmakla kalmamış, ortaya çıktığı her yerde bir "korku toplumu" meydana getirerek tüm insani değerleri yok etmeye girişmiştir.

Adı tam olarak koyulmasa da aslında dünyanın pek çok ülkesinde perde arkasında yaşanan rejim faşizmdir. Yaşanan kargaşaların, iç savaşların, katliamların sebebi olan faşist kültür, pek çok ülkede "sokaklara" yayılmakta, şiddetten ve kan dökmekten hoşlanan barbar, öfkeli kitleler meydana getirmektedir.

Faşizmin yok edilmesinin temelinde eğitim sisteminin değiştirilmesi vardır


Faşizmi yenmek için, öncelikle faşizmin ne olduğunun anlaşılması şarttır. Faşizm asıl olarak bir kültürdür. Bu kültürün temelinde; paganizm, Darwinist "çatışma" kavramı ve Darwinist ırkçılık vardır. Faşizmin ortadan kaldırılması için, asıl olarak bu hurafelerin yok edilmesi zorunludur. Oysa sistem aksi yönde işlemektedir. Bugün ülkelerindeki faşist çeteler ile mücadele eden, onları takip etmek, yakalamak, tutuklamak, yargılamak ve cezalandırmak için milyonlarca doları terörle mücadeleye ayıran Batılı devletler, aslında bu faşistleri kendi elleriyle imal etmektedirler. Çünkü bu devletler okullarında gençlere Darwinist bir eğitim vermektedirler. Yani okullarda hayatın kanlı bir arena, bir savaş alanı olduğu yalanını anlatmakta, ayakta kalabilmek için acımasız olmak ve sürekli çatışmak gerektiği gibi Darwinist mantıkları gençlere öğretmektedirler. Dahası, insanların maymun benzeri canlılardan türemiş bir hayvan türü olduğunu ve bu sözde evrim sürecinde "ileri" ve "geri" ırklar bulunduğunu telkin etmektedirler. Bu eğitimi almış bir insanın faşist olmaması için hiçbir neden yoktur. Darwinizm’in geniş halk kitlelerine empoze edilmesiyle faşizm -gerek örgütlü biçimde, gerekse kültürel düzeyde- hızla yayılmaktadır. 

Bu nedenle, tüm dünya için "faşizme karşı etkili bir ilmi mücadele" gerekmektedir. Faşizmin ortadan kaldırılması için, bu ideolojinin sözde bilimsel temeli olan Darwinizm çürütülürken, bir yandan da insanlara sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, anlayış, adalet gibi temel ahlaki kavramların öğretilmesi ve aşılanması gereklidir.

Faşizm gibi kanlı ideolojilerin tarihten silinmesinin tek yolu anti-Darwinist, anti-materyalist eğitimdir Darwinizmin sapkın öğretileri, Breivik örneğindeki gibi çok kanlı ve acımasız sonuçlar doğmasına sebep olmaktadır. Terörün son bulması, akan kanın durması isteniyorsa, bunun en etkili yolu Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılması, Darwinizm’in kesin bilimsel delillerle bir safsata olduğunun açıkça gösterilmesidir.

Adnan Oktar'ın 18 Nisan 2012 tarihli A9 Tv röportajından

ADNAN OKTAR: İki saat konuşturmaya gerek yok. Neyse cezası versin göndersinler. Ne uzatıyorlar. Sürekli adama faşist propaganda yaptırıyorlar. O da çenesi bozuk. Zaten o psikopat. Dikkati çekmek istiyor. Mesajını duyurmak istiyor. Basın da ona alet oluyor. Bunun bütün yargılama safahati basına kapalı olması lazım. Versinler cezası neyse gitsin yatsın. Böyle geniş çaplı propaganda unsuru haline getirmek, bir de böyle manyakları teşvik etmek çok ayıp ve çirkin. Şimdi öyle bir şey oldu ki siz böyle cinayet işlerseniz, böyle psikopatlık yaparsanız sizi de öyle ünlü yaparız, hiçbir şey de olmaz. İster deli takılın kurtulun, isterseniz 20 sene hapis cezası alın, yatıp çıkın. Zaten orada lüks hapishaneler. Sizi dünyanın en ünlü kişisi haline getiririz gibi mantık geliştiriyorlar. Çok ayıp, çok çirkin. Adam gece gündüz faşist propaganda yapıyor ve aylarca yankısı devam ediyor faşist propagandanın. Bu hareketi bıraksınlar. Avrupa basınını uyarmak lazım.