Kuran ahlakı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran ahlakı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sabrın ne olduğunu detaylı olarak hiç düşünmüş müydünüz?

Genelde cahiliye toplumunda sabır bir şeye kısa süreli tahammül etme olarak algılanır. Tahammül eden kişinin tavırlarında rahatsızlığını hissettirme payı olur. Çünkü tahammülde hoşnutsuzluk vardır. Karşı karşıya kalınan durumdaki hayır görülmez, kişi her şeyin Allah’ın kontrolünde geliştiğinden gafil olur. Bu kişilerin inancına göre olaylara sebep olan insanlar vardır. Konuların bu insanların gücüne ve iradesine dayandığını sanırlar. Her şeyin onların isteklerine ve kararlarına göre şekil aldığını düşünürler.

Dolayısıyla bu kişiler Allah’tan, her şeyin kaderde olduğundan tamamen gafil bir bakış açısıyla konuları değerlendirirler. Oysa her konu, sebep sonuç ilişkileri, hep Allah’ın takdiriyle gelişir. Allah, insanları, konuları kişiyi sınamak için vesile kılar.

Kimi insanların sabır zannettikleri davranış aslında tahammüldür. Toplumda yaygın kullanılan tabirle yalnızca ‘bir parça dişlerini sıkmaları’gerektiğine inanırlar. Asıl istedikleri, yaşanılan o anki istenmeyen durumun hemen atlatılmasıdır. Olaylar kısa sürede kişinin isteğine göre şekillenmezse, bu durumda kişi, toplumda‘çığrından çıkma’olarak adlandırdıkları ahlak bozukluğunu yaşamayı normal karşılar. Hatta bunu bir hak olarak bilir. İstemediği durumun süresi uzarsa sinirlenmeyi, bağırmayı, çağırmayı, huysuzluğu, cahiliye ahlakına ait tripleri, çevresini rahatsız edecek davranışları, çevresindekilere laf dokundurmayı, bunalımlı bir ruh haline bürünmeyi, fiziksel olarak kendini yıpratmayı, söylenmeyi, hatta psikolojik bozukluk olduğu imajı veren davranışlar göstermeyi normal görür. Örneğin, bir yere dakikalarca gözünü dikerek bakmak, tırnaklarını yemek, eline geçen bir kalemle kağıt üzerine manasız, yaşadığı karamsarlığı temsil eden karalamalar yapmak, yüzü asık gezmek, iç karartıcı konuşmalar yapmak, ağlamak, öflemek gibi.

Tüm bunlar tahammülün, kişinin güzel görmediği şeylere katlanması olduğunu gösterir. Rahmani bir bakış açısından, dindarlığın getirdiği mutmainlikten uzak olunduğu için de, her aşama negatif ve hayır görmekten uzak bir ruh hali içerisinde gelişir.

Sabır ise Rabbimiz’in Kuran’da tarif ettiği, şuurlu bir şekilde, düşünerek, titizlikle uygulanan, Allah’tan razı olmuş, hoşnut bir ruh hali içerir. Müslümanın hayatının her safhasına hakim olan çok önemli bir ibadettir. Sabır, imanın temel özelliklerindendir. Tevekkülle, Allah’a güvenle iç içedir.

Müslüman, cahiliye bakış açısının tersine hayatın her safhasını, evreni, yeryüzündeki canlıları, bitkileri, sosyal olayları, var olan her şeyi, melekler alemini, boyutları, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın kontrol ettiğini, Allah’ın hepsini bir kader üzerine yarattığını bildiği için bu inanç temeli üzerine Allah’a güvenle yaşar. Bu temel üzerine kararlar alır, hayatını yönlendirir ve daima bu temel üzerine düşünür. Her şeyi var eden, her şeyi mükemmel bir denge üzerine yaratan Rabbimiz’in elbette ki onu da bu mükemmel denge içerisinde yarattığını, onu koruduğunu, esirgediğini ve bir kader üzerine terbiye ederek, eğitim verdiğini çok iyi bilir. Yaratılışının bir amacı vardır. Ve Allah onun için güzellik, sonsuz hayır dilemektedir. Bundan dolayı Allah’a, Allah’ın yarattığı olaylara hüsn-ü zannı, tevekkülü tamdır. Zaten baştan teslim olmuştur. Herşeyin güzelliğini baştan kabul etmiştir. İmanının gereği olarak her şeyi olumlu ve hayırlı görme kararı almıştır. Dünya hayatının bir denenme, imtihan yeri olduğunu anlamış ve her ne yaşarsa yaşasın, başına her ne gelirse gelsin, Allah’ın desteği, yardımıyla bunları mutlaka imanla aşabileceğini en başından kabul ederek kalben teslim olmuştur.

Hac Suresi’nin 15’inci ayetinde Rabbimiz kendisine dayanıp güvenen, yardım isteyen bir insana mutlaka yardım edeceğini şöyle bir örnekle bildirmiştir: ‘Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?’

Rabbimiz Bakara Suresinin 45’inci ayetinde de,  ‘Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.’ buyurmuştur.

Ayette samimi iman edenlerin dışındakiler için sabrın ağır olduğu vurgulanmıştır. Kalbi Allah’a dayalı olmayan bir insan için herhangi bir konuya sabretmek önceki satırlarda tarif edildiği gibi çok güçtür. Böyle bir kişi her karşılaştığı olayda endişelenecek, şüphelenecek bir konu bulur. Olmadık ihtimalleri kafasında sıralayıp, kendini sıkıntılı bir karakter içine sokar. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunun farkında değildir.

Ancak Allah’a güvenip dayanan bir insan sabredebilir. Allah’ın yarattıklarında hayır görerek, yaşadıklarını, başına gelenleri, gayretle hep güzel görür, hep Allah’a sığınır. Allah’ın yardımıyla, her zorlukla bir kolaylık olduğunu; yaşadığı yerin dünya hayatı olduğunu, özel bir talim mekanında bulunduğunu bilir. Allah her ne yaratırsa, her ne verirse, şükreder. ‘Rabbim Sen bunu sonsuz güzel aklınla taktir edip yarattın, bu Senin seçimin, mutlaka bu en hayırlısı, en mükemmeli, en güzeli; ben Senin her yarattığına ancak hamd ederim; Yüce Allah’ım Sen benim günahlarımı bağışla, beni hayra ilet, canımı Müslüman olarak al, ben Sen’den gelen her şeye razıyım’ der. Şükreder, dileği Allah’ın rızasını kazanıp bağışlanmaktır.

Müslüman, Allah’a teslim olmayı en baştan kabul etmiştir. Olayın şekline, durumuna göre bu tavrı, inancı değişkenlik göstermez. Mazlum ve Allah’ın büyüklüğü ve gücü karşısındaki zavallılığını bilen bir ruh hali içerisinde Allah’tan yardım diler, rızasını kazanmak ister.

İşte bu nedenle dünya hayatındaki denenme süresi ne kadar olursa olsun, karşılaştığı her olaya hoşnutluk içerisinde hep sabır gösterir. Hep zorluğun ardında bir güzellik olduğuna iman eder.

Müslüman için sabır gerektiren zamanlar zaten çok kıymetlidir. Bu nedenle böyle bir imkan ile karşılaştığında, ‘şimdi sabır zamanı’ diye düşünür ve bu ibadeti titizlikle, itinayla yerine getirir. Allah’ın mutlaka ona bir güzellik vermeyi dilediği için onu denediğine iman eder. Ahirette ‘Rabbim ben Senin rızanı kazanmak için yaşadıklarımı güzel gördüm, şükrettim, zorluğa sabır gösterdim, Sana tevekkül ettim, yardımı Sen’den istedim’ diyebileceği zorlukları dünyada imanla geçmesi çok kıymetlidir. Dünyada yaşadığı zorluklar, o kişinin ahireti açısından, birer şeref nişanı niteliğindedir.

Bu nedenle Müslüman için sabır ibadetinin limiti yoktur. Bu ibadeti yerine getirmeyi Allah’ın taktir ettiği ömür boyunca uygulamayı en başından seçip tercih etmiştir ve hayatına geçirerek uygulamıştır. Allah’tan gelen her şeyde hayır olduğuna iman eder, yeryüzüne 1 milyon kere gelse de, 1 milyon kere aynı şeyin olacağını, Yüce Rabbimiz’in kaderde seçip taktir ettiğinin asla değişmeyeceğini, her birinde mutlaka güzellik, hikmet olduğunu bilerek, iman eder. Rabbimiz Nahl Suresinin 30’uncu ayetinde Müslümanların bu üstün ahlakını şu şekilde bildirir:

(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.

Toprak altı mahallesi her gün daha da genişliyor



TOPRAK ALTI MAHALLESİ HER GÜN DAHA DA GENİŞLİYOR

Bu gördüğünüz mezarların her birinin içinde, tıpkı sizin gibi birer insan yatıyor...
Yaklaşık bir buçuk metre bitişiğinde bir komşusu daha var.
Onun yanında bir başkası...
Onun yanında bir başkası...
Fakat genişçe yer kaplayan bu arazide hiçbiri kıpırdayamaz. Kimse birbirini ziyaret edemez, kimse konuşamaz, nefes alamaz, yemek yiyemez
Etrafta seyredecekleri tek şey simsiyah karanlıktır.
Ölüm her insanın bir adım ilerisindedir.Oysa bu gerçeğe rağmen bazı insanlar gaflet içinde ölümü kendilerinden uzak görüyorlar.

İnsanların sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 1)

Onlar da, bir zamanlar, sizin şu anda yaptığınız gibi, televizyon izliyordu.
Onların da şu an yaşayan insanlar gibi yetişmeleri gereken işleri,  çok sevdikleri arabaları, mutlu pozlar verdikleri fotoğrafları, aileleri ve geleceğe ait planları vardı.
Ancak ölümleri ile birlikte tüm bunlar hiçbir şey ifade etmeyecek hale geldi.

İnsanların çoğu ölümü düşünmekten kaçınır.
Oysa ki saatin her vuruşu, sizi öleceğiniz ana biraz daha yaklaştırır.
Bu filmi izleyen her insanın kaç gün, kaç saat, kaç dakika ömürlerinin kaldığı şu anda belirlidir.
Ve sonunda kaçınılmaz an gelir, geri sayım biter…
Bir insan 80 yıl da yaşasa, 100 yıl da yaşasa her geçen gün kaçınılmaz olan sona doğru ilerler.
Bu dünya insanların eğitim yeridir. Bu nedenle her insan,  tüm yaşamını Allah’ı razı edecek davranışlarla geçirmekle sorumludur. 
Toprağın altında ne malın-mülkün, ne markanın, ne de çevresindeki insanların bir değeri yoktur.
Zengin ya da fakir, güzel veya çirkin, genç  ya da yaşlı her insan yalnızca birkaç metrelik bir beze sarılı olarak defnedilecektir.

Mesela milyoner, katrilyoner fabrikatör falan bey, tesisleri kurmuş, imkanları kurmuş, kendisi toprağın altında. Orada geniş mahalle arkadaşlarıyla beraber, hep beraberler. Bitişiğinde, bilmem ne profesörü bilmem kim, öteki tarafta hakim bilmem ne, öteki tarafında, ünlü bilmem ne ailesi. Ben geçerken bakıyorum, aile mezarlıkları var. Herkes birbirine orada komşu. Ama kimse birbirine gidemiyor, kimse konuşamıyor, kimse nefes alamıyor, yemek de yiyemiyorlar. Seyrettikleri görüntü siyah, sadece karanlığı görebiliyorlar. Nefes aldıkları koku, dünyanın en iğrenç kokusu. Yiyecekleri ancak toprak yiyebilirler başka bir şey yiyemezler. Sürekli etleri parçalanıyor, kemikleri parçalanıyor. Böyle bir hayat. Öbür tarafta da stereo müzik devam ediyor. Arkadaşları samba yapıp, oynamaya devam ediyorlar. Viskiler havalarda uçuşuyor, şampanya patlatıyorlar köpükleri üstüne başına, birbirinin üstlerini başlarını batırıyorlar. Değil mi? Kıyafetleriyle birbirlerine hava atıyorlar. İşte benimki şu, benimkisi bu falan diyerekten. Halbuki daha dün o ekipte olan adam, toprağın altında duruyor. Üç gün sonra yine onların yanında hava atanlardan bir tanesi onların yanına gidiyor, komşuları o da toprağın altına giriyor. Mahalle genişliyor gittikçe. Toprak altı mahallesi genişliyor. Ama adamlar yine umursamıyorlar. (Sayın Adnan Oktar’ın 13 Mayıs 2011 tarihli saat 11:00’deki A9 TV röportajından)


Ekranda resimlerini gördüğünüz kişilerin kimi sanat dünyasının parlak yıldızlarıydı. Milyonlarca sevenleri vardı.  Tüm dünya onları tanıyordu. Kimi siyasetçi, kimi gazeteci,  kimi fabrikatördü.  Kimi genç kimi ise yaşlıydı.  Ortak noktaları ise tekti. Hepsinin hayatları hiç beklemediklari bir anda sona erdi. Tıpkı onlardan önce gelip geçenler gibi...

Şu an ekranda resmini gördüğünüz kişi de yakın zamanda vefat eden Steve Jobs.  Dünyanın bir numaralı teknoloji şirketinin yöneticisiydi. Birçok kez dünyanın en güçlü, en başarılı işadamı seçildi, hakkında  kitaplar yazıldı, çok zengindi ve zekiydi.  Yönettiği firmayı zirveye çıkardığı yıllarda pankreas kanserine yakalandı. 

Yedi yıl süren hastalığı sonrasında 56 yaşında öldü. 
  Ölüm, günümüzden önce yaşayanların da şu anda yaşamakta olanların da kesinlikle başlarına gelmiş ya da gelecek olan kesin bir sondur .De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah) a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

Bu cenaze törenine katılan insanlar da bir gün defnedilen kişiyle aynı konumda olacaktır.
Peki ya siz!
Hiç düşündünüz mü?

Muhtemelen bu filmi izleyen insanların arasında da genç yaşta veya hiç beklemedikleri bir anda ölecek olan kişiler var.
Siz de bu insanlardan biri olabilirsiniz!

Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Suresi, 18) 

Unutmayın! Ölüm sizi her an yakalayabilir!
O an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır.
Peki siz ölümle birlikte başlayacak olan gerçek hayatınız için hazırlık yaptınız mı? 

Müslüman, bir kişiyi överken Allah'ın sıfatının tecellisini över

Nasihat Köşesi - Güzel Sözler