darwinist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
darwinist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Darwinistler "Kayıp Halka Bulundu" Sahtekarlığını Belirli Aralıklarla Basın Yoluyla Gündeme Getirirler























Darwinistler, soyu tükenmiş canlı fosillerini bu sahte propaganda için kullanırlar...


Darwinist propagandanın temelinde, tıpkı faşist Nazi Almanya'sının kirli yöntemi gibi, bir yalanın sürekli olarak tekrarı vardır. Nazilerin propaganda bakanı Joseph Goebbels'in yöntemi, Darwinizm'in yaygınlaştırılması amacıyla çok kapsamlı bir şekilde kullanılmıştır. Yalan sürekli ve belli tekrarlarla söylendikçe, bilim adamları, dünyaca tanınmış dergiler ve gazeteler bu yalana ortak çıktıkça bir kısım bilgisiz insanlar buna inanmaya başlamıştır. İşte Darwinizm'in üreyip genişlediği ortam böyle bir ortamdır.

İşte bu propaganda yöntemi nedeniyle insanlar yıllardır aynı hikayeyi duyarlar: "Kayıp halka bulundu", "eksik halkaya ulaşıldı", "halka tamamlandı!"... Evrimin yıllardır bir türlü bulunamayan bu hayali kayıp halkası ile ilgili başlıklar artık bütün dünya için oldukça tanıdıktır. Çünkü Darwinistler, uyuşturucu etki yapan bu ilacı insanlara belli dozlarda sürekli olarak verirler. Tekrarın amacı budur. Tekrarın amacı, Darwinist büyüyü insanlar üzerinde etkili kılabilmektir. 



Darwinizm'in geçersizliği gösterildiğinde, kayıp halka diye bir şey olmadığı insanlara duyurulduğunda ise, Darwinist çevrede bir panik havası başlar. İşte o zaman, basın yoluyla yapılan bu tekrar politikasının dozu artırılır. Böyle bir durumda Darwinistler, ya sansasyonel bir iddia ile ortaya çıkar ya da hayali kayıp halka haberlerini yoğunlaştırırlar. İlacın dozu bir anda artırılır. Büyünün etkisinin ortadan kalkmaması için sahte ne varsa gündeme getirilir. Soyu tükenmiş canlı fosillerini bu sahte propaganda için kullanırlar. Darwinist bilim adamları devreye girer, TV programları, Darwinist dergiler, belgeseller yoluyla bu haberler elden geldiğince desteklenir.

Örneğin Ida, bu paniğin etkisiyle ortaya atılmış şaşırtıcı bir sahtekarlıktır. Bir lemur fosilinin alınıp pervasızca insanın atası olarak bütün dünyaya ilan edilebilmesi gerçekten şok edici bir olaydır. Bu fosilin, utanç verici bir propaganda ile dünyanın sekizinci harikası gibi sahte sloganlarla insanlığa tanıtılması ve hakkında yapılan kapsamlı yaygara Darwinistlerin yaşadıkları sıkıntının ve çaresizliğin ilanı olmuştur. Pek çok Darwinist, söz konusu yaygaradan ne kadar utandıklarını açıkça dile getirmek zorunda kalmış ve bu sahte propagandanın hemen ardından Ida'nın yalnızca bir lemur olduğu açıklanıp, özür dilenerek iddialar geri alınmıştır.

Ida tek örnek değildir. Darwinizm'in yıkılışının dehşetli etkisi nedeniyle bu tür sansasyonlar son dönemlerde yoğun hale gelmiştir. Ida'nın ardından Ardi de aynı çaresizliğin sonucunda üretilmiş ve bir maymun fosili insanın atası ilan edilmiştir. Fakat sansasyon uzun sürmemiş, onun da yalnızca bir maymun olduğu açıklanarak iddialar geri çekilmiştir.

İddialar sürekli geri alınır, bundan sonra da alınacaktır. Çünkü hayali "kayıp halka bulundu" haberlerinin tümü yalandır. Şu ana kadar 300 milyondan fazla fosil çıkarılmıştır, bunlardan tek bir tanesi bile ara fosil değildir. Şu ana kadar yapılan çağrılara, davetlere rağmen, tek bir Darwinist, tek bir tane bile ara fosil getirememiştir. Darwinizm'in dayandığı bu en yoğun propaganda yöntemi sindirildikçe ve deşifre edildikçe, Darwinistler asıl çöküşü yaşamaktadırlar. Sahtekarlıkları bir bir ortaya çıkmaktadır.

Ardi ve Ida sahtekarlıkları bir kısım basında bu başlıklarla yer aldı. Amaç, sahte haberlerle evrim propagandasını devam ettirebilmekti.




Darwinistlerin Ida Aldatmacası İle İlgili İtirafları


Darwinius mükemmel bir fosil, ama HİÇBİR ŞEKİLDE KAYIP HALKA DEĞİL. EVRİM İÇİN BİR AÇMAZ TEŞKİL EDİYOR...

Johns Hopkins Üniversitesi Carnegie Doğa Tarihi Müzesi paleontologlarından Chris Beard: "Bu fosilin, BİZE İNANDIRMAK İSTEDİKLERİNİN AKSİNE, ne maymunlarla, ne de insan ile bir bağlantısı yoktur."1

Duke Üniversitesi'nden paleontolog Richard Kay, "Ida'nın kayıp halka olduğuna dair iddiaları destekleyecek elde hiçbir bilimsel analiz olmadığını", YANİ HİÇBİR DELİL OLMADIĞINI açıkça itiraf etmektedir.2

Timesonline'da ise bu konuda şu itiraf yer almaktadır: "Attenborough, Ida'yı, insanın geçmişi ile en yeni ve en mükemmel bağlantı haline getiren MEDYA SİRKİNİN bir elemanı haline geldi." "Böyle bulgular, genellikle akademik dergilerin ciddi sayfalarında gün ışığına çıkarılır. Ama Ida ile ilgili olarak, Amerikan Doğa Tarihi Müzesindeki şatafatlı basın toplantısı dışında böyle bir şey söz konusu olmadı. Sonrasında fosili inceleyen kişiler araştırmaları hakkında detaylar verdiler. Ancak yapılan açıklama son derece saçmaydı."3

Cambridge Üniversitesi'nden insanın evrimi profesörü Robert Foley ise, "bu canlıya kayıp halka denmesinin "anlamsız" olduğunu" ifade ediyordu.4

"Dr. Simons 10 yıl sonra beni ilk defa olarak bu SAÇMALIK hakkındaki öfkesini paylaşmak için aradı ve on yıl sonra ilk defa olarak onunla aynı fikirde idim. Sunulan ürün öylesine olağanüstüydü ki, şimdi bu şovun süresini tamamlamak için bilim adamlarının baskı altında oldukları anlaşılmış oluyordu."

Simons ise şunları söylüyordu: "Bu saçma ve çok tehlikeli. Bu tamamen kötü bilim yapmaktır... Darwinius mükemmel bir fosil, ama HİÇBİR ŞEKİLDE KAYIP HALKA DEĞİL. EVRİM İÇİN BİR AÇMAZ TEŞKİL EDİYOR."

1 The Missing Link? Nightline, ABC News television, May 20, 2009. The Missing Link? Nightline, ABC News television, May 20, 2009
2 Gibbons, A. "Revolutionary" Fossil Fails to Dazzle Paleontologists. ScienceNOW Daily News. Posted on sciencenow.sciencemag.org May 19, 2009, accessed May 20, 2009
3 http://www.timesonline.co.uk/tol/news/uk/science/article6350095.ece
4 http://www.timesonline.co.uk/tol/news/uk/science/article6350095.ece



Ida sahtekarlığı büyük bir yaygarayla basında yer aldı ve Darwinist propaganda için Ida yoğun olarak kullanıldı. Sahtekarlık ortaya çıkana kadar, kayıp halka aldatmacası pervasızca devam ettirildi.
1- NTV Bilim, 06. 2009
2- Akşam, 20. 05. 2009
3- Atlas, 07. 2009 


Evrimin "hayali kayıp halkası"nın bulunduğuna dair basında çıkan bu tip haberler, genelikle Darwinistlerin propagandayı yaymak için kullandıkları başlıca yöntemlerindendir. Darwinistler, ellerinde evrimi destekleyen bilimsel bir delil olmadığından, aynı sahtekarca başlığı atarak büyüyü devam ettirmek isterler. Özellikle ciddi şekilde yenilgiye uğradıkları dönemlerde, "kayıp halka bulundu" başlığını Darwinist yayınların manşetlerinden insanlara sunar ve bu yalan haberi evrimi çağrıştıran resimlerle desteklerler. Bu hipnoz yöntemi 150 yıldır kullanılmaktadır. Bu haberleri okuyan milyonlarca insan, yıllarca, evrimin ve kayıp halkanın gerçekten var olduğunu zannetmiştir. Ta ki, evrim sahtekarlığı kendilerine Harun Yahya eserleri vesilesiyle bütün yönleriyle açıklanıncaya kadar...
1- Birgün, 12. 06. 2006 2- Evrensel, 07. 04. 2006 3- Hürriyet, 23. 04. 2006 4- Hürriyet, 20. 10. 2006
5- Hürriyet, 07. 04. 2006 6- Evrensel, 13. 04. 2006 7- Birgün, 13. 04. 2006 8- Radikal, 11. 05. 2009
9- Radikal, 07. 04. 2006 10- Radikal, 18. 02. 2009 



Evrimin bir sahtekarlık olduğunu bilmeyen bir insan için, tanınmış bir gazetenin manşetinden, fosil resimleriyle, bilimsel terim ve formüllerle verilen bu haberler oldukça göz boyayıcı olarak görülebilir. Oysa söz konusu "kayıp halka" haberlerinin tümü uydurmadır. Evrimi destekleyen TEK BİR TANE BİLE ARA FOSİL YOKTUR. Böyle bir kayıp halka asla bulunmamıştır ve bulunması imkansızdır. Çünkü canlılar EVRİM GEÇİRMEMİŞ, TÜMÜNÜ ALLAH YARATMIŞTIR.
1- Hürriyet, 21. 06. 1998 2- Hürriyet, 20. 11. 2004 3- Taraf, 21. 05. 2009 4- Sabah, 28. 08. 1999
5- Bugün, 06. 11. 2006 6- Vatan, 21. 09. 2006 7- Birgün, 24. 01. 2008 8- Akşam, 23. 01.2009
9- Akşam, 19. 07. 2002 10- Birgün, 02. 02. 2008 11- Hürriyet, 26. 06. 2008 12- Vatan, 08. 04. 2001
13- Radikal, 24. 04. 2009 




Darwinistler Büyük Bir Kalabalık Kitlenin Evrime İnandığı Yalanını Telkin Ederler


Darwinist dikta rejiminin boyutları bilindiğinde, neden evrimin bütün dünyada destekleniyor gibi görüldüğü daha rahat anlaşılabilecektir. İnsanların bir kısmı genellikle kalabalığın yaptığı şeylerin makuliyetine inanırlar. Kalabalığı haklı bulmak isterler. Halk arasındaki "uydum kalabalığa" lafı bu anlayışın ürünüdür. Oysa Kuran'da, "Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar..." (En'am Suresi, 116) ayetinde belirtildiği gibi çoğunluk, çoğu zaman, Allah yolundan saptırıcı bir kitle telkinine sahiptir. Çoğunluğa değil, Kuran'a ve vicdana uymak esastır. Dünya savaşları sırasında kitleleri ölüme götüren, Hitler Almanya'sını, Mussolini İtalya'sını, komünist Rusya'yı kana bulayan, yine bu kalabalık psikolojisidir. Kökenini Darwinist ideolojinin oluşturduğu bu çarpık zihniyet, yalnızca bu Dünya Savaşları ve onların kirli etkileri sonucunda 200 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. İşte Darwinizm konusunda da insanları en fazla aldatan unsurlardan bir tanesi bu kalabalık kültürüdür.

Peki bütün mantıksızlığına rağmen, çoğunluğun Darwinizm'i benimsemesi nasıl sağlanmıştır? Bunun sebepleri şunlardır:

    a. Darwinizm, dönemin ateist masonları tarafından teşkilatlı şekilde organize edilmiş batıl bir inanç sistemidir. Başlangıcından şu aşamaya kadar bütün gelişimi bu organize plan dahilinde gerçekleşmiştir.

    b. Ateist masonlar, tekellerine aldıkları bazı basın yayın araçları yoluyla ilk başta oldukça tepki çeken evrim fikrini derinden ve sessizce yaymışlar, bir kitle hipnozu meydana getirmişlerdir.

    c. Ateist masonların tekelindeki dergiler, gazeteler, televizyonlar ve diğer yayın organları vasıtasıyla, evrimin bir gerçek olduğuna dair aldatıcı telkin verilmiştir. Bu telkin halen devam etmektedir.

    d. İnsanlar üzerinde büyü etkisi oluşturabilmek için sahte resimler, rekonstrüksiyonlar, sahte fosiller, sahte çizimler oluşturup görsel telkin metodları geliştirmişlerdir.

    e. Tarihin en büyük sahtekarlığı olmasına rağmen evrimi, okul müfredatlarına bir bilimmiş gibi dahil etmişlerdir.

    f. Ateist masonların tekelindeki Darwinist diktatörlük bütün dünyada evrimi koruması altına almış, bazı devlet yönetimleri bu koruyuculuğu bizzat üstlenmiştir. Evrime karşı gelmek adeta bir milli suç sayılmış, insanlar, okullar, idareler bu sebeple mahkemeye verilmiştir.

    g. Evrime karşı gelenler sindirilmişler, susturulmuşlar, işlerinden edilmişlerdir. Evrim, itiraz edilemez bir konuma getirilmiştir.

    h. Bilim, tümüyle evrimi reddetmiş olmasına rağmen, evrime inananları bilimsel, inanmayanları bilim dışı ilan etmişler ve bu telkin sonucunda evrimi reddedenlerin toplumdan dışlanmasını sağlamışlardır.

Görüldüğü gibi Darwinizm, bilimsel olduğu için değil, tamamen dayatma yoluyla telkin edildiği ve Darwinist diktatörlük tarafından korunduğu için dünyada destek bulmuştur. Çoğunluğun bu sahte teoriyi destekliyor görünmesi insanları aldatmamalıdır. Çünkü bu insanların bir kısmı, Darwinizm'in dünya çapında yaşanan tarihin en büyük sahtekarlığı olduğunu bilmemekte, bir kısmı ise işini kaybetmemek veya çevrenin tepkisini çekmemek için Darwinizm'i destekliyor gözükmektedir.

Elbette bu insanlar arasında -azınlık da olsa- Darwinizm'i bir ideoloji, sahte bir din olarak benimseyen kişiler de bulunmaktadır. Bu kişiler, Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi zaten Allah'ın varlığını reddetmek ve batıl olana uymak için yaratılmışlardır. Kuran'a göre bu insanlar, mucizeler dahi görseler inanmayacaklardır. O yüzden böyle kişilerin varlığı insanları aldatmamalıdır. Yüce Allah Kuran'da bu insanları şöyle tanıtır:

Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (En'am Suresi, 111)

Kuran'da açıkça tanıtılan bu insanlar, aslında yaptıklarının yanlış olduğunu bilmektedirler. Darwinizm'in sahte ve yanlış olduğunun, kendilerini ve tüm varlıkları Yaratan'ın Yüce Allah olduğunun farkındadırlar. Fakat onlar, Kuran'da bildirildiği gibi vicdanları kabul ettiği halde, büyüklük içinde olmalarından dolayı itiraz ve inkar içindedirler. Bir ayette Yüce Allah şöyle buyurur:

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

Darwinistler Evrimi İnkar Edenlere Kapsamlı Bir Sindirme Politikası Uygularlar


Darwinizm zorbalıkla, dayatmayla, sahtekarlıkla ayakta tutulur. Darwinizm'in yıllardır gündemde olmasının tek sebebi tüm dünyaya hakim bir sistem olan Darwinist diktatörlüktür. Darwinizm, bu dikta rejimi neticesinde insanlara dayatılmış, zorla, icbar yoluyla kabul ettirilmiştir. Darwinist hipnoz, insanların hiç farkına varmadığı şekillerde yaygınlaştırılmış, büyük bir kitle bu hipnozun etkisi altında kalmıştır. Bu kirli diktatörlüğün sinsi yöntemleri sonucunda Darwinizm, dünya çapında adeta reddedilemez, itiraz edilemez konuma getirilmiştir. 

Darwinizm şu anda büyük oranda dünya devletlerinin koruması altındadır. Pek çok ülkede devlet kurumları tarafından desteklenir ve hatta zorla kabul ettirilir. Batıl Darwinizm dinine karşı gelenler ise yine aynı zorba yöntemlerle susturulurlar. Bunun örnekleri yüzlercedir. Yalnızca evrim teorisini eleştirdikleri için işlerinden atılan profesör ve bilim adamlarından bazıları karşı karşıya kaldıkları bu sindirme politikasını son yıllarda açıkça deşifre etmektedirler. Öğrenciler sınıfta bırakılmakta, devlet kurumlarında kıdemli kişiler kariyerlerinden olmaktadır. Üniversiteler, yalnızca Darwinist eğitimin verildiği ve yalnızca Darwinist eğitimin kabul edildiği dikta rejiminin bir parçası haline getirilmiştir.

Darwinizm'in reddi engellenmektedir, çünkü aksi takdirde batıl Darwinizm dininin savunucularının hiçbir dayanağı olmayan bu teoriyi canlı tutabilmek için bir yolu kalmamış olacaktır. Yalan, yüksek sesle söylenmekte ve bunun yalan olduğunu iddia etmek suç sayılmaktadır. Bilimsellik iddiasıyla ortaya atılan teori, bilimden tam anlamıyla uzak, resmen ve açıkça reddedilmesi engellenen, batıl, dogmatik bir inanç sistemi haline getirilmiştir. Asıl dikkat çekici olan ise, bunun göz göre göre, hiç çekinmeden yapılmasıdır. 

İşte bu sebeple "Darwinizm bütün dünyada kabul ediliyor" şeklindeki hezeyanların hiçbir anlamı yoktur ve bunların hiçbir şekilde dikkate alınmaması gerekir. Darwinist diktatörlüğün sistemli ve sinsi çalışmaları, zaten böyle bir kabulu şart kılmıştır. Kimi insanlar işlerinden olmamak, kariyerlerini bırakmamak için mecburen bu sahte teoriyi kabul eder gözükmekte, öğrenciler sınıf geçebilmek için evrimi destekleyen sorulara cevap vermek zorunda kalmaktadırlar. Tarihin en geniş kapsamlı dikta uygulaması, Darwinist diktatörlük tarafından dünya çapında gerçekleştirilmektedir. 



Büyük Basına Darwinizm'i Desteklemeleri İçin Gizli Destek Sağlanır


Söz konusu basın, yalnızca ateist masonlardan aldıkları emirleri haber olarak verir...

Darwinistler, propagandalarını 150 yıldır basın yoluyla gerçekleştirmişler, tüm psikolojik telkin yöntemlerini basını kullanarak yapmışlardır. Eğer basın gibi önemli bir güç ellerinde olmasa, Darwinist diktatörlüğün dünya çapında, sahte bir hakimiyet kurması, evrim sahtekarlığının devlet kurumlarına, okullara, üniversitelere girmesi kuşkusuz ki mümkün olmazdı.

Darwinizm'in basın yoluyla telkin edilmesi, inanılmayacak kadar uydurma olan bu fikrin inanılır kılınması için ilk karar, Darwin döneminde, ateist masonların oluşturduğu üst düzey bir mason locasında alınmış olan bir karardır. Paris'teki 33. Derece Mizraim Masonluk Yüce Konseyi'ne bağlı konsey üyeleri, toplantılarında evrimin bir bilim gibi gösterilip desteklenmesi gerektiğini açıklarken, kendileri bile teoriyle alay etmekten çekinmemektedirler:

    İşte bu [evrim teorisinin bilimsel olduğu] bakış açısını kullanarak, hiç durmaksızın, basınımız yoluyla bu teorilere körü körüne güvenilmesini sağlayacağız. Entelektüeller... bilgileriyle kendilerini övecekler ve herhangi mantıksal bir doğrulamaya gerek duymaksızın bilimden alabildikleri tüm bilgiyi faaliyete geçirecekler, temsilciliklerimizdeki uzmanlar onların zihinlerini bizim istediğimiz yönde eğitebilmemiz için tüm parçaları kurnazca bir araya getirdiler. Bir an için bunların boş sözler olduğunu düşünmeyin: Darwinizm için planladığımız başarılar üzerinde dikkatlice düşünün...(John Daniel, Two Faces of Freemasonry, Day Publishing, 2007, s. 121 .)

İşte Darwinizm, ateist masonların oluşturduğu bir Fransız locasında alınmış bu karar doğrultusunda kitlelere yayılabildi. O dönemden itibaren de hep ateist masonların himayesi altında kaldı. Dünya çapında bir hegemonya kurmuş olan, dolayısıyla tüm dünyayı dilediği gibi yönlendirecek bir basın ordusunun sahibi olan ateist masonlar, bu yolla diledikleri haberi çıkarıp, diledikleri konuyu gündem haline getirip insanları diledikleri şekilde yönlendirebilmektedirler. Bu sinsi yönlendirme politikası halen devam etmektedir.

Darwinizm'i ortadan kaldırmaya yönelik başarılar, ateist masonları tedirgin eder. İşte böyle zamanlarda hemen basın yoluyla, daha önce de tarif ettiğimiz bir yoğunlaştırılmış telkin politikası devreye girer. Darwinist basın hemen tetiklenir, derhal bir sahte fosil bulunur, Darwinist bir bilim adamı ön plana çıkarılır ve bu fosil üzerinden hikaye yazılır. Ateist masonların yöntemi bu şekilde işlemektedir.

Darwinizm'le ilgili haberlerin neden belli bir basın organı tarafından desteklendiğine dikkat çekmek gerekir. Söz konusu basın, gerçek bilgileri, bilimsel delilleri veya doğruları değil, yalnızca ateist masonlardan aldıkları emirleri haber olarak verir. Darwinizm aldatmacasının dünya çapındaki sahte hakimiyetini incelerken, bu gözle değerlendirmek gerekmektedir.


Bir kısım büyük basın, Darwin döneminden beri kitle hipnozu yapmak üzere görevlendirilmiştir. Evrim teorisinin hiçbir şekilde bilimsel delilllerle desteklenmeyeceğini çok iyi bilen dönemin Darwinistleri, organize bir çalışma ile bir Darwinist diktatörlük meydana getirmiş ve sahtekarlığı yaygınaştırmak için bir kısım büyük basını görevlendirmiştir. Söz konusu basın, halen görev başındadır. Şu an tek fark, Darwinistlerin sahtekarlık yapmış olduklarının artık deşifre edilmiş olmasıdır.

1- Hürriyet, 30. 05. 2000
2- Hürriyet, 14. 01. 1999
3- Hürriyet, 14. 01. 1999
4- Sabah, 18. 07. 2002
5- Evrensel, 30. 05. 2008
6- Sabah, 17. 03. 2000
7- Star, 29. 08. 1999
8- Hürriyet, 25. 03. 2000
9- Vatan, 14. 04. 2007 



Medya: Evrim Teorisinin Hayat Sahası


Materyalist güç merkezlerinin denetiminde olan medya ve akademik kaynaklar tamamen evrimci bir bakış açısını korumakta ve bunu topluma telkin etmektedir...

Evrim teorisinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Ama dünyanın dört bir yanında insanların çoğu bu gerçekten habersizdirler ve evrimi bilimsel bir gerçek sanırlar. Bu yanılgının en büyük nedeni, medyanın evrim konusunda yaptığı sistemli telkin ve propagandadır. Bu nedenle, söz konusu telkin ve propagandaların özelliklerine de değinmek gerekmektedir.

Bugün Batı medyasına dikkatli bir gözle bakıldığında, sık sık evrim teorisini konu edinen haberlere rastlamak mümkündür. Büyük medya kuruluşları, ünlü ve "saygın" dergiler, periyodik bir biçimde bu teoriyi gündeme getirirler. Kullandıkları üsluba bakıldığında ise, bu teorinin, tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde ispatlanmış bir gerçek olduğu izlenimi uyanır.

Bu haberleri okuyan sıradan insanlar ise, doğal olarak, evrim teorisinin bilinen herhangi bir matematik kanunu kadar kesin bir gerçek olduğunu düşünürler. Bu tür medya devlerinin yaptıkları söz konusu haberler, hemen ülkemizdeki büyük gazeteler tarafından da topluma aktarılır. Kullanılan üslup klasiktir: "Time'ın haberine göre, evrim zincirindeki boşluğu tamamlayan çok önemli bir fosil bulundu", ya da "Nature'ın haberine göre, bilim adamları evrimin açıkta kalan son noktalarını da aydınlattılar" gibi cümleler büyük puntolarla basılır. Oysa ortada ispatlanmış olan hiçbir şey yoktur ki, "evrim zincirinin son eksik halkası" bulunmuş olsun. Delil olarak öne sürülenlerin tümü, önceki bölümlerde sözünü ettiğimiz türden sahte delillerdir.

Medyanın yanısıra, bilimsel kaynaklara, ansiklopedilere, biyoloji kitaplarına bakıldığında da aynı tabloyla karşılaşmak mümkündür.

Kısacası, materyalist güç merkezlerinin denetiminde olan medya ve akademik kaynaklar tamamen evrimci bir bakış açısını korumakta ve bunu topluma telkin etmektedir. Bu telkin öyle etkilidir ki, zamanla evrim teorisini bir tabuya dönüştürmüştür: Evrimi inkar etmek, bilimle çelişmek, somut gerçekleri gözardı etmek olarak sunulur. Bu nedenle de, özellikle 1950'lerden bu yana evrimin onca açığının ortaya çıkması ve bunların evrimci bilim adamları tarafından itiraf edilmesine rağmen, bugün dahi -yerli veya yabancı- bilim çevreleri ile basın organlarında evrimi eleştiren herhangi bir düşünce bulmak neredeyse imkansızdır.

Eski bir evrimci olan, ancak Hindistan kuşları üzerinde yaptığı detaylı araştırmalar sonucunda türlerin değişemeyeceklerine karar veren Douglas Dewar, evrim teorisi ile medya arasındaki bu önemli ilişkiyi şöyle vurgular:

    Evrimcilerin basını ele geçirmelerinin önemini pek az insan kavramıştır. Bugün pek az dergide evrim teorisini reddeden makale çıkar. Hatta dini dergilerin bile birçokları, insanın hayvan soyundan geldiğini kabul eden modernistlerin elindedir... Genel konuşursak bütün gazetelerin yazı işleri müdürleri, evrimi ispat edilmiş bir olgu olarak bilmekte ve teoriye karşı çıkan herkesi de cehalet ve delilikle suçlamaktadırlar. Hemen hepsi evrimciler tarafından çıkarılan dergiler ise evrim kavramına en küçük bir gölge düşürecek bir yazıyı bile yayınlamak istememektedirler... Yayınevleri, yürürlükte olan bir teoriye karşı çıkıp da üzerine hücumlar toplayacak veya rağbet görmeyecek bir kitabı basmazlar. Hatta basım masrafları yazara bile ait olsa, kitabevinin itibar kaybedeceğini düşünürler. Böylece halk, meseleyi tek yönlü olarak öğrenir. Normal bir insan, evrim teorisini, yerçekimi kanunu gibi ispat edilmiş bir gerçek olarak bilmektedir. (Douglas Dewar, İnsan: Özel Yaratık, ss. 103-104.)
Batı'da biyoloji ve doğa konusunda en "saygın" yayın organları olarak kabul edilen Scientific American, Nature, Focus, Discover, Science, National Geographic gibi dergiler evrim teorisini bir tür resmi ideoloji olarak benimsemekte ve bu teoriyi ispatlanmış bir gerçek gibi kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Ambalajlı Yalanlar


Evrimciler medyanın "beyin yıkama" programının kendilerine verdiği avantajı iyi kullanırlar. Pek çok kişi evrimin var olduğuna öyle inandırılmıştır ki, evrimciler ne yazarsa yazsın, "nasıl" ve "neden" gibi bir soru akıllarına gelmez. Bu nedenle de evrimciler yalanlarını, biraz süslü bir ambalajın içine koyduktan sonra, bilimsel bir gerçek gibi gösterebilmektedirler.

Örneğin en "bilimsel" evrimci kitaplarda bile, evrimin en büyük çıkmazlarından biri olan "sudan karaya geçiş" aşaması, ancak küçük çocukların inanabileceği masalımsı bir basitlikte anlatılır. Evrime göre, hayat suda başlamıştır ve ilk gelişmiş hayvanlar balıklardır. Teoriye göre, nasıl olmuşsa olmuş, bir gün bu balıklar kendilerini karaya doğru atmaya başlamışlardır! (Buna neden olarak çoğu kez kuraklık gösterilir.) Ve yine teoriye göre, karada yaşamayı seçen balıklar, nasıl olmuşsa olmuş, yüzgeç yerine ayaklara, solungaç yerine de ciğerlere sahip olmuşlardır!

Çoğu evrim kitabı, bu büyük iddianın "nasıl"ına hiç girmez. En "bilimsel" kaynaklarda, "ve canlılar sulardan karaya geçtiler" şeklinde geçiştirme bir cümle ile bu iddianın temelsizliği örtbas edilir.

Acaba bu "geçiş" nasıl gerçekleşmiştir? Bir balığın sudan çıktığında bir-iki dakikadan fazla yaşayamadığını biliyoruz. Evrimcilerin iddia ettiği gibi bir kuraklık yaşandığını ve balıkların zorunlu olarak karaya yöneldiklerini kabul edersek bu durumda balıkların başına ne gelmiş olabilir? Cevap açıktır: Sudan çıkan balıkların hepsi bir-iki dakika içinde teker teker ölür. Bu iş isterse on milyon yıl sürsün cevap yine aynıdır: Balıkların hepsi teker teker ölür. Çünkü akciğer kadar kompleks bir organ, ani bir "kaza" yani mutasyon ile oluşmaz. Yarım akciğer ise hiçbir işe yaramaz.

Ancak evrimcilerin iddia ettiği şey tam olarak budur. "Sudan karaya geçiş", "karadan havaya geçiş" ve daha milyonlarca sözde "sıçrama" bu mantıksız açıklama ile sözde açıklanmaktadır. Göz, kulak gibi son derece karmaşık organların nasıl oluştuğuna ise, evrimciler hiç değinmemeyi kendileri açısından daha yararlı bulmaktadırlar.

Fakat sokaktaki adamı "bilimsellik" ambalajı ile etkilemek kolaydır: Sudan karaya geçişi temsil eden hayali bir resim çizersiniz, sudaki hayvana, karadaki "torununa" ve aradaki "ara geçiş formu"na (ki bu hayali bir hayvandır) Latince isimler uydurup takarsınız. Sonra da ambalajlı yalanı yazarsınız: "Eusthenopteron, uzun bir evrim süreci içinde önce Rhipitistian Crossopterygian'a, sonra da Ichthyostega'ya dönüştü". Bu "havalı" cümleyi bir de kalın gözlüklü, beyaz önlüklü bir "bilim adamı"na söyletirseniz, artık pek çok insanı peşinen ikna etmiş olursunuz. Çünkü evrimi insanlar arasında yaymayı en büyük görevlerinden biri kabul eden medya, ertesi gün dünyanın dört bir yanında bu büyük buluşu büyük bir heyecanla insanlara müjdeleyecektir...

Evrimcilerden Bir Balina Masalı

Medyadaki evrimci masalların ilginç bir örneği, bütün dünyada çok bilimsel ve ciddi bir kaynak olarak bilinen National Geographic dergisinde yayınlanmış "balinanın evrimi" hikayesidir:

Balinanın doğuşu, bundan 60 milyon yıl önce, dört ayaklı, kıllı memelilerin yiyecek aramak için denize girmeleriyle başladı. Çağlar geçtikçe, yavaş yavaş değişiklikler oluştu. Arka ayaklar kayboldu, ön ayaklar yüzgeçlere dönüştü, kıllar yok olarak kalın, yumuşak, silgimsi balina derisine yol açtı, burun delikleri başın tepesine hareket etti, kuyruk genişleyerek balinanın fırçamsı kuyruğuna dönüştü ve beden, suyun içinde giderek büyüyüp devleşti. (Victor B. Scheffer, "Exploring the Lives of Whales", National Geographic, Cilt 50, Aralık 1976, s. 752.)

Bu anlatılanları destekleyecek tek bir bilimsel dayanak olmadığı gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi doğa kanunlarına aykırıdır. National Geographic'te yayınlanan bu hikaye, en ciddi sanılan evrimci yayınların gerçekte ne tür safsataları savunduğunu göstermesi açısından önemlidir. 




Genetik Açıdan İnsanlar Arasında Irk Ayrımı Yoktur


Irk, toplumda kültürel, politik ve ekonomik bir kavramdır, ancak biyolojik bir kavram değildir...

​Genetik Açıdan İnsanlar Arasında Irk Ayrımı Yoktur

Özellikle son 10 yıldır genetik biliminde elde edilen bulgular, biyolojik açıdan insanlar arasında ırksal farklılıklar olmadığını ortaya çıkardı. Bilim adamlarının birçoğu ise bu konuda hemfikirdiler. Örneğin Atlanta'da yapılan Bilimin İlerlemesi Kongresi'nde (Advancement of Science Convention) bilim adamları şöyle bir açıklamada bulundular:

Irk, tarihe geçmiş olaylarla şartlandırılmış algılarımızın ürünü olan sosyal bir kurgudur. Hiçbir biyolojik gerçekliği yoktur. (Robert Lee Hotz, "Race has no basis in biology, researchers say," Los Angeles Times, 20 Şubat 1997 )

Genetik araştırmalarda, ırklar arasındaki genetik farklılıkların çok küçük olduğu, genlere bakılarak ırkların ayırt edilemeyeceği ortaya çıktı. Konu hakkında araştırma yapan bilim adamları aynı grup içinde yer alan insanlar arasında dahi genetik olarak %0.2 fark olduğunu belirtmektedirler. Irksal farklılıkları belirleyen deri rengi, göz şekli gibi özellikler ise bu %0.2'nin sadece %6'sını oluşturmaktadır. Bu da genetik olarak ırklar arasında sadece %0.012 fark olduğu anlamına gelmektedir.  (Susan Chaves Cameron, Journal of Counseling and Development, 76:277-285, 1998)  Diğer bir deyişle ırksal farklılıklar kesinlikle önemsiz denecek kadar azdır.

New York Times gazetesinin 22 Ağustos 2000 tarihli sayısında Natalie Angier imzasıyla yayınlanan "Do Races Differ? Not Really, DNA Shows" (Irklar Farklı mı? DNA'nın Gösterdiğine Göre Pek Değil) başlıklı yazıda bu son bulgular şöyle özetlenmektedir:

Bilim adamları uzun yıllar boyunca, toplum tarafından kabul edilen ırksal kategorilerin genetik düzeye yansımadığından şüphe ettiler.

Ancak, araştırmacılar -insan vücudunun- neredeyse her hücresinin kalbinde saklanan ve genetik materyalin tamamlayıcısı olan insan genomunu daha yakından inceledikçe, insanları "ırk" yoluyla birbirinden ayırt etmek için kullanılan standart etiketlerin çok az veya hiçbir biyolojik anlam ifade etmediğine daha fazla ikna oldular.

İlk bakışta bir kişinin Kafkasyalı, Afrikalı ya da Asyalı olup olmadığını söylemenin kolay olduğunu ancak, görünenin altındaki özelliklere inildiğinde ve genom, 'ırkın' DNA özellikleri için tarandığında bu kolaylığın ortadan kalktığını söylüyorlar. (Natalie Angier, "Do Races Differ? Not Really, DNA Shows", New York Times, 22 Ağustos 2000 )
İnsan Genomu Projesi'ni yürüten Celera Genomics Şirketi'nin başkanı J. Craig Venter da ırkın bilimsel değil sosyal bir kavram olduğunu söylemektedir.  (Natalie Angier, "Do Races Differ? Not Really, DNA Shows", New York Times, 22 Ağustos 2000 )  Dr. Venter ve National Institutes of Health'de çalışan bilim adamları, insan genomunun tüm dizisinin (sekansının) taslağını biraraya getirdiklerini ve sadece tek bir insan ırkı olduğu sonucuna vardıklarını belirtmektedirler.

Manhattan North General Hospital'ın başkanı Dr. Harold P. Freeman ise, biyoloji ve ırk konusundaki çalışmalarının sonucunu şöyle özetlemektedir:

Irk açısından konuştuğumuzda, genlerinizin yüzde kaçının dış görünümünüze yansıdığını sorarsanız, buna verilecek cevap %0.01 civarında olacaktır. Bu genetik yapınızın çok çok düşük düzeydeki bir yansımasıdır. (Natalie Angier, "Do Races Differ? Not Really, DNA Shows", New York Times, 22 Ağustos 2000 )
Aynı sonuca varan bilim adamlarından bir diğeri ise Washington Üniversitesi'nden biyoloji profesörü Alan R. Templeton'dır. Templeton farklı halklardan insanların DNA'larını analiz etmiştir. Analizler sonucunda, insan türünde çok fazla genetik varyasyon varken, bu varyasyonların çoğunun bireysel olduğunu gözlemlemiştir. Her ne kadar halklar arasında bazı varyasyonlar varsa da, bu varyasyonların çok küçük olduklarını belirlemiştir. Templeton vardığı sonuçları -evrime olan önyargılı inancını korumakla birlikte- şöyle özetlemektedir:

Irk, toplumda kültürel, politik ve ekonomik bir kavramdır, ancak biyolojik bir kavram değildir. Ne yazık ki birçok insan -genetik farklılıkların- insan ırkının özü olduğu gibi yanlış bir kanıya sahiptir... Ben konuya biraz objektiflik katmak istedim. Bu oldukça tarafsız analiz sonucuna göre, insanlığın birbirinden gerçekten farklı alt gruplara bölünmesi gibi birşey söz konusu değildir. (Genetically Speaking, Race Doesn't Exist In Humans http://www.eurekalert.org/pub_releases/1998-10/WUiS-GSRD-071098.php)

Templeton'ın elde ettiği sonuçlara göre, Avrupalılarla Aşağı Saharalı Afrikalılar arasında ve Avrupalılarla Melanezyalılar (Kuzey Doğu Avustralya adalarının sakinleri) arasındaki genetik benzerlik, Afrikalılarla Melanezyalılar arasında olduğundan daha fazladır. Oysa Aşağı Saharalı Afrikalılarla Melanezyalılar siyah derili olmaları, saçlarının cinsi, kafatası ve yüz şekilleri ile birbirlerine daha çok benzemektedirler. Bunlar bir ırkı tanımlarken kullanılan özelliklerdir, ancak genetik olarak bu insanlar birbirlerine daha az benzerler. Templeton bu bulgunun gösterdiği gibi, "ırksal özelliklerin" genlerde görülmediğini belirtmektedir. (Genetically Speaking, Race Doesn't Exist In Humans http://www.eurekalert.org/pub_releases/1998-10/WUiS-GSRD-071098.php)

Popülasyon genetikçileri Luca Cavalli-Sforza, Paolo Menozzi ve Alberto Piazza tarafından yazılan İnsan Genlerinin Tarihi ve Coğrafyası adlı kitapta da şu sonuca varılmaktadır:

Boy ya da deri rengi gibi dış özelliklerden sorumlu olan genler dışta tutulursa, insan "ırkları" derilerinin altında olağanüstü benzerdirler. Bireyler arasındaki çeşitlenmeler, gruplar arasındaki çeşitlenmelerden çok daha büyüktür. (Time, 16 Ocak 1995)
Kitap hakkında bir değerlendirmenin yer aldığı Time dergisinde ise konuyla ilgili olarak şunlar söylenmektedir:

Aslında bireyler arasındaki farklılık o denli büyüktür ki, ırk kavramının tümü genetik düzeyde anlamsız hale gelmektedir. Otoriteler, herhangi bir popülasyonun bir başkası karşısında genetik üstünlüğünün çığırtkanlığını yapan teorilerin "hiçbir bilimsel temeli" olmadığını söylüyorlar. Zorluklara rağmen bilimciler, efsane yıkıcı birtakım keşiflerde bulundular. Bunlardan biri daha kitabın kapağında yer alıyor: Dünyanın genetik çeşitliliğinin renkli haritasında, yelpazenin bir ucunda Afrika vardır, diğer ucunda da Avustralya. Avustralyalı Aborijinler ve Orta-Sahralı Afrikalılar deri rengi ve vücut biçimi gibi dış özellikleri paylaştıkları için, onların çok yakından ilintili oldukları geniş ölçüde kabul gördü. Ama genleri, farklı bir öykü anlatıyor. Avustralyalılar tüm insanlar içinde Afrikalılardan en uzak olanlardır ve komşuları olan Güneydoğu Asyalıları çok andırırlar. (Time, 16 Ocak 1995)

Prion Proteini Hakkında Aldatmacalar, Çaresiz Darwinistlerin Durumunu Kurtaramayacak


Hayatın kökeni konusu, Darwinistlerin en kapsamlı ve en temelden çöküşlerinin ilanıdır...

Geçtiğimiz günlerde BBC, Science, Scientific American, Discover, CBS gibi çeşitli internet sitelerinde yayınlanan bir haberde, “cansız prionların evrimleştiği” iddia ediliyordu. Bu olağanüstü derecede mantıksız iddia, söz konusu haberlerde sanki önemli bir bilimsel buluşmuş gibi verilmiş, bilimsel terimlerle süslenmiş açıklamalar sanki bir gerçekmiş gibi art arda sıralanmıştı. Amaç her zamanki gibi, prionların ne olduğundan dahi habersiz olan oldukça geniş bir kesimi karmaşık ifade ve anlatımlarla aldatmaya çalışabilmekti.

Hayatın kökeni konusu, Darwinistlerin en kapsamlı ve en temelden çöküşlerinin ilanıdır. Aynı zamanda bu konu, Darwinist yenilginin en büyük delilini teşkil ettiğinden, Darwinistler bu konuda gerçekten oldukça çaresiz bir durumdadırlar. Bu çaresiz durumu bertaraf edebilmek için uzun zamandır kendilerince çözüm arayışındadırlar. Yıllarca virüslerin evrimleştiğini iddia eden ve defalarca yalanlanan Darwinist kesim, şimdi de virüslerden çok daha küçük cansız yapılar olan “prionları” sahte teorilerine delil olarak vermeye çalışmaktadırlar. Bu iddianın geçersizliğini özetle şu şekilde açıklayabiliriz:

Prionlar, kısaca protein içeren oldukça küçük yapılardır. Bu yapılar bir canlı hücre içinde bulunmadıkları sürece tamamen cansızdırlar. Prionlar bir hücreye girdiklerinde, zararsız olabildikleri gibi, çeşitli hastalıklara da sebep olurlar. Deli dana hastalığı bu şekilde oluşan hastalıklardandır. Prionlar genellikle virüslere benzetilseler de aslında virüslerden farklıdırlar. Prionlar, virüslerin aksine proteinlerin ve enzimlerin yapısını belirleyen, böylelikle şekil ve gelişmeyi denetleyen bir DNA’ya sahip değildirler. En küçük virüslerden bile en az 100 kat küçüktürler.

Tıpkı, virüslerin evrim geçirmedikleri gibi prionlar da evrim geçirmezler. Darwinistler yıllarca virüslerin yapılarında meydana getirdikleri değişiklikleri evrim olarak lanse etmeye çalışmışlar ve bunu hayatın kökenine bir delil olarak sunmaya uğraşmışlardır. Oysa tüm Darwinist bilim adamları çok iyi bilirler ki, virüs, canlı bir yapı göstermediği için meydana gelen mutasyonlardan olumsuz şekilde etkilenmez. Aynı şekilde meydana gelen mutasyonlar virüsü geliştirmez de. Virüs, hiçbir zaman, mutasyonlar sonucunda başka bir yapıya dönüşmemiş, yeni organellere sahip olmamıştır. Virüs, içine girdiği hücreyi bozar, öldürür, fakat hiçbir zaman o hücreye yeni ve o hücreyi geliştirici bir genetik bilgi ekleyemez. Virüsler milyonlarca yıldır virüstür, uğradıkları sayısız mutasyona rağmen milyonlarca yıldır hiçbir değişim geçirmemişlerdir.

Virüsler konusunda büyük bir yenilgiye uğramış olan Darwinistler bu defa da hiçbir genetik bilgi barındırmayan prionları sahte iddialarına delil olarak kullanmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu iddia, çok daha büyük imkansızlıklar içermektedir. Prion proteinleri, girdikleri hücrenin kromozomlarında bulunan genetik bilgiye göre sentezlenirler. Dolayısıyla bir hücre olmadan prionların varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir. Açıkça görüldüğü gibi DNA’sı dahi olmayan tümüyle cansız bir yapı hakkındaki evrimleşme iddiası olağanüstü derecede mantıksız bir iddiadır. Bir hücre içinde proteinler nasıl sentezlenir ve katlanırlarsa, prionlar da hücre içinde aynı yöntemle sentezlenir ve katlanırlar. Kendi başlarına bir varlıkları, değişme yetenekleri yoktur.

Hastalık bulaşması evrimleşme değildir

Kimi zaman hastalıklı prion proteinleri, sağlıklı prion proteinleriyle karşılaştıklarında, çeşitli tepkimeler meydana gelir. Bunun sonucunda hastalık, sağlıklı prionlara bulaşır ve aynı zamanda yeni üretilen prionlar da hastalık taşıyıcı hale gelirler. Bu, hastalığın yaygınlaşmasıdır. Beyindeki hastalıklı prion proteinleri alınıp bir başka dokuya nakledilirse, o dokudaki sağlıklı prion proteinlerine de etki edecek ve onları hastalıklı hale getirecektir. Darwinistler işte prionlarla ilgili sahte iddialarına, çaresizlikten, bu hastalık bulaşması olayını delil göstermeye çalışırlar. Oysa burada bir mutasyon veya bir evrimleşme söz konusu değildir, sadece hastalıklı prionun hastalığı yayması durumu söz konusudur.

Prion proteinlerinin bu açıdan virüslere benzediği iddiası da aynı şekilde bir aldatmacadır. Virüsler, doğrudan hücrenin çekirdeğinde genetik bilgiye müdahale ederek kendilerini çoğaltırlar. Oysa hastalıklı prion proteinleri, genetik bilgiye etki ederek çoğalamazlar. Onlar yalnızca sağlıklı prion proteinlerinin yapılarını bozar ve onları hastalıklı hale getirirler. Bu durum evrim değildir, sadece sağlıklı bir prion proteini hastalıklı hale gelmiştir, o kadar. (Daha önce belirttiğimiz gibi virüslerin söz konusu faaliyetleri de bir evrimleşme değildir)

Prion proteininin nasıl sentezleneceği, zaten insan hücresinin 20. kromozomundaki genlerde şifrelenmiş durumdadır. Yani Yüce Allah, hücreyi de, onun içindeki proteinin sentezleneceği bilgiyi de beraber yaratmıştır. Darwinistler, hücrenin içindeki kodlu bu bilginin en küçük zerresini dahi açıklayamamaktadırlar. Darwinistler, hücrenin içindeki tek bir proteinin nasıl ortaya çıktığını açıklayamamaktadırlar. Darwinistler, prion proteinleri hakkında pervasızca sahte iddialarda bulunurken, DAHA HENÜZ PRİON PROTEİNİNİN ORTAYA ÇIKIŞINI BİLE AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR.

Dolayısıyla “Darwinistlerin DNA olmadan evrimi ispatladık” hezeyanları çok ciddi bir hezimetin, müthiş bir çaresizliğin ifadesidir, çok büyük bir aldatmacadır. Darwinistlerin böyle bir iddiada bulunabilmesi için önce proteinin, bir DNA’nın nasıl ortaya çıktığını gösterebilmeleri gerekmektedir. BUNU ASLA YAPAMADIKLARINDAN, TEK BİR PROTEİN ONLARI TAMAMEN ÇIKMAZDA BIRAKTIĞINDAN, ancak aldatmacaya dayanırlar. Bu, Darwinistlerin 150 yıldır kullandıkları ikiyüzlü yöntemin bir başka örneğidir.

Bilimin Darwinizm’i ortadan kaldırışı dünya çapında Darwinizm yanlılarını oldukça zavallılaştırmıştır. Darwinist yayınların çaresiz çırpınışları da bu batıl dinin sonunun geldiğini belgelemektedir. Darwinistlerin; prionlar, proteinler, DNA’lar üzerinden bir şeyler ispatlamaya çalışmaları artık onları oldukça komik duruma düşürmektedir. Yaşamın muhteşem, sanatkarane varlığı, daima bu sapkın dinin takipçilerini yenilgiye uğratacaktır. RABBİMİZ OLAN ALLAH’IN ÜSTÜN SANATINDAKİ TEK BİR DETAY DAHİ, BATIL TÜM AÇIKLAMALARI YERLE BİR EDECEK MUHTEŞEMLİKTE VE GÜÇTEDİR.