medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Darwinistler "Kayıp Halka Bulundu" Sahtekarlığını Belirli Aralıklarla Basın Yoluyla Gündeme Getirirler























Darwinistler, soyu tükenmiş canlı fosillerini bu sahte propaganda için kullanırlar...


Darwinist propagandanın temelinde, tıpkı faşist Nazi Almanya'sının kirli yöntemi gibi, bir yalanın sürekli olarak tekrarı vardır. Nazilerin propaganda bakanı Joseph Goebbels'in yöntemi, Darwinizm'in yaygınlaştırılması amacıyla çok kapsamlı bir şekilde kullanılmıştır. Yalan sürekli ve belli tekrarlarla söylendikçe, bilim adamları, dünyaca tanınmış dergiler ve gazeteler bu yalana ortak çıktıkça bir kısım bilgisiz insanlar buna inanmaya başlamıştır. İşte Darwinizm'in üreyip genişlediği ortam böyle bir ortamdır.

İşte bu propaganda yöntemi nedeniyle insanlar yıllardır aynı hikayeyi duyarlar: "Kayıp halka bulundu", "eksik halkaya ulaşıldı", "halka tamamlandı!"... Evrimin yıllardır bir türlü bulunamayan bu hayali kayıp halkası ile ilgili başlıklar artık bütün dünya için oldukça tanıdıktır. Çünkü Darwinistler, uyuşturucu etki yapan bu ilacı insanlara belli dozlarda sürekli olarak verirler. Tekrarın amacı budur. Tekrarın amacı, Darwinist büyüyü insanlar üzerinde etkili kılabilmektir. 



Darwinizm'in geçersizliği gösterildiğinde, kayıp halka diye bir şey olmadığı insanlara duyurulduğunda ise, Darwinist çevrede bir panik havası başlar. İşte o zaman, basın yoluyla yapılan bu tekrar politikasının dozu artırılır. Böyle bir durumda Darwinistler, ya sansasyonel bir iddia ile ortaya çıkar ya da hayali kayıp halka haberlerini yoğunlaştırırlar. İlacın dozu bir anda artırılır. Büyünün etkisinin ortadan kalkmaması için sahte ne varsa gündeme getirilir. Soyu tükenmiş canlı fosillerini bu sahte propaganda için kullanırlar. Darwinist bilim adamları devreye girer, TV programları, Darwinist dergiler, belgeseller yoluyla bu haberler elden geldiğince desteklenir.

Örneğin Ida, bu paniğin etkisiyle ortaya atılmış şaşırtıcı bir sahtekarlıktır. Bir lemur fosilinin alınıp pervasızca insanın atası olarak bütün dünyaya ilan edilebilmesi gerçekten şok edici bir olaydır. Bu fosilin, utanç verici bir propaganda ile dünyanın sekizinci harikası gibi sahte sloganlarla insanlığa tanıtılması ve hakkında yapılan kapsamlı yaygara Darwinistlerin yaşadıkları sıkıntının ve çaresizliğin ilanı olmuştur. Pek çok Darwinist, söz konusu yaygaradan ne kadar utandıklarını açıkça dile getirmek zorunda kalmış ve bu sahte propagandanın hemen ardından Ida'nın yalnızca bir lemur olduğu açıklanıp, özür dilenerek iddialar geri alınmıştır.

Ida tek örnek değildir. Darwinizm'in yıkılışının dehşetli etkisi nedeniyle bu tür sansasyonlar son dönemlerde yoğun hale gelmiştir. Ida'nın ardından Ardi de aynı çaresizliğin sonucunda üretilmiş ve bir maymun fosili insanın atası ilan edilmiştir. Fakat sansasyon uzun sürmemiş, onun da yalnızca bir maymun olduğu açıklanarak iddialar geri çekilmiştir.

İddialar sürekli geri alınır, bundan sonra da alınacaktır. Çünkü hayali "kayıp halka bulundu" haberlerinin tümü yalandır. Şu ana kadar 300 milyondan fazla fosil çıkarılmıştır, bunlardan tek bir tanesi bile ara fosil değildir. Şu ana kadar yapılan çağrılara, davetlere rağmen, tek bir Darwinist, tek bir tane bile ara fosil getirememiştir. Darwinizm'in dayandığı bu en yoğun propaganda yöntemi sindirildikçe ve deşifre edildikçe, Darwinistler asıl çöküşü yaşamaktadırlar. Sahtekarlıkları bir bir ortaya çıkmaktadır.

Ardi ve Ida sahtekarlıkları bir kısım basında bu başlıklarla yer aldı. Amaç, sahte haberlerle evrim propagandasını devam ettirebilmekti.




Darwinistler Evrimi İnkar Edenlere Kapsamlı Bir Sindirme Politikası Uygularlar


Darwinizm zorbalıkla, dayatmayla, sahtekarlıkla ayakta tutulur. Darwinizm'in yıllardır gündemde olmasının tek sebebi tüm dünyaya hakim bir sistem olan Darwinist diktatörlüktür. Darwinizm, bu dikta rejimi neticesinde insanlara dayatılmış, zorla, icbar yoluyla kabul ettirilmiştir. Darwinist hipnoz, insanların hiç farkına varmadığı şekillerde yaygınlaştırılmış, büyük bir kitle bu hipnozun etkisi altında kalmıştır. Bu kirli diktatörlüğün sinsi yöntemleri sonucunda Darwinizm, dünya çapında adeta reddedilemez, itiraz edilemez konuma getirilmiştir. 

Darwinizm şu anda büyük oranda dünya devletlerinin koruması altındadır. Pek çok ülkede devlet kurumları tarafından desteklenir ve hatta zorla kabul ettirilir. Batıl Darwinizm dinine karşı gelenler ise yine aynı zorba yöntemlerle susturulurlar. Bunun örnekleri yüzlercedir. Yalnızca evrim teorisini eleştirdikleri için işlerinden atılan profesör ve bilim adamlarından bazıları karşı karşıya kaldıkları bu sindirme politikasını son yıllarda açıkça deşifre etmektedirler. Öğrenciler sınıfta bırakılmakta, devlet kurumlarında kıdemli kişiler kariyerlerinden olmaktadır. Üniversiteler, yalnızca Darwinist eğitimin verildiği ve yalnızca Darwinist eğitimin kabul edildiği dikta rejiminin bir parçası haline getirilmiştir.

Darwinizm'in reddi engellenmektedir, çünkü aksi takdirde batıl Darwinizm dininin savunucularının hiçbir dayanağı olmayan bu teoriyi canlı tutabilmek için bir yolu kalmamış olacaktır. Yalan, yüksek sesle söylenmekte ve bunun yalan olduğunu iddia etmek suç sayılmaktadır. Bilimsellik iddiasıyla ortaya atılan teori, bilimden tam anlamıyla uzak, resmen ve açıkça reddedilmesi engellenen, batıl, dogmatik bir inanç sistemi haline getirilmiştir. Asıl dikkat çekici olan ise, bunun göz göre göre, hiç çekinmeden yapılmasıdır. 

İşte bu sebeple "Darwinizm bütün dünyada kabul ediliyor" şeklindeki hezeyanların hiçbir anlamı yoktur ve bunların hiçbir şekilde dikkate alınmaması gerekir. Darwinist diktatörlüğün sistemli ve sinsi çalışmaları, zaten böyle bir kabulu şart kılmıştır. Kimi insanlar işlerinden olmamak, kariyerlerini bırakmamak için mecburen bu sahte teoriyi kabul eder gözükmekte, öğrenciler sınıf geçebilmek için evrimi destekleyen sorulara cevap vermek zorunda kalmaktadırlar. Tarihin en geniş kapsamlı dikta uygulaması, Darwinist diktatörlük tarafından dünya çapında gerçekleştirilmektedir. 



Evrimcilerin Irkların Evrimleştiği Senaryosu


Evrimcilerin, söz konusu hayali evrimi açıklayabilmeleri için, en az dört genin, farklı şekilde işlev görecek biçimde farklılaşmasını ispat etmeleri gerekmekterdir...

Vatan Gazetesi / 2006-01-31 

Vatan gazetesi, The Economist dergisinden derlediği yazı dizisinin ikinci bölümünde, insanın evrimine dair delilsiz senaryolara devam etmiş ve insanın hayali dağılımı ve gelişimi ile ilgili hiçbir zaman delillendirilemeyecek masallar ortaya atmıştır. Darwinizm ideolojisinde, öne sürülen iddianın mantıklı veya bilimsel olarak test edilebilir veya delillendirilebilir olması önemli değildir. Önemli olan iddianın, ideolojiye destek verip vermediğidir. İnsanın evrimi, zor koşullarda ayakta kalışı ve dünyaya dağılışı ile ilgili hiçbir geçerliliği olmayan, yalnızca bir kurgudan ibaret olan iddiaların ısrarla gündemde tutulması da söz konusu ideolojiyi ayakta tutabilme amaçlıdır. Vatan gazetesi de, bilimsel gerçekler karşısında her geçen gün geçersizliği ortaya çıkan evrim teorisini, bilindik masallarla gündemde tutmaya çalışarak bu ideolojiye destek olmaya çalışmaktadır.

Vatan gazetesi, 75 bin yıl içinde insanın çeşitli fiziksel değişimlere uğradığını ve bu değişimler sonrasında da ırkların ortaya çıktığını iddia etmiştir. Özetle, tropik ve sıcak bölgelerde yaşayanların "zencileştiğini", Güneş'in fazla görünmediği yerlerde yaşayanların da "beyaz ırkı" oluşturduklarını öne sürmüştür. Bu iddia için insanın "melatonin" hormonu delil olarak gösterilmekte, ancak söz konusu hayali evrimin nasıl gerçekleştiği veya melatonin hormonunun nasıl bir evrimleşme sağladığı hakkında hiçbir bilgi verilmemektedir.

Melatonin hormonunun deriyi güneş ışınlarından koruyan bir hormon olduğu doğrudur. Bu hormon, deriye rengini veren kahverengi veya siyahımsı renkte olan pigmentin (melanin), melanofor denilen özel deri hücrelerinde yoğunlaşmasını ve seyrelmesini sağlar. Böylece, mevsimlere, günün uzunluğu veya kısalığına ve ışık şiddetine göre deri renginin koyulaşıp açılmasını sağlar. Dolayısıyla Güneş'e maruz kalan insanlar söz konusu hormonun faaliyetinden dolayı daha koyu renkli olurlar. Ancak söz konusu olay, insanların yazın bronzlaşıp kışın açık bir tene sahip olmalarını sağlamaktan fazla bir şey değildir. Melatonin hormonu, yeryüzünde var olan pek çok ırkın varlığının bir sebebi olamaz. Bu hormon, farklı ırkları oluşturan birbirinden farklı insanların evrimleşerek birbirlerinden ayrıldıklarının bir açıklaması değildir. Böyle bir dönüşümün sadece cilt rengi olarak gerçekleşmesi için bile, sayısız faktörün gerçekleşmesi gerekmektedir. Scientific American dergisinde yayınlanan bir makalede şu sözlere yer verilmiştir:

"İnsanlığın temel ırklarına baktığımızda,  hiçbir yardım almadan, açıkça görülebilen pek çok farkıllık buluruz. ... Bütün bu farklılıkların genetik olarak belirlendiği büyük bir ihtimaldir ama bunlar basit bir şekilde belirlenmemişlerdir. Örneğin, deri rengi söz konusu olduğunda, pigmentasyon varyasyonunu sağlayan en az dört gen farklılığı bulunmaktadır." 1

Evrimcilerin, söz konusu hayali evrimi açıklayabilmeleri için, en az dört genin, farklı şekilde işlev görecek biçimde farklılaşmasını ispat etmeleri gerekmekterdir. Oysa evrimciler de yapılan sayısız laboratuvar deneylerinden de bilmektedirler ki, gen gibi kompleks bir yapıda meydana gelecek herhangi bir mutasyon, o gene zarar verecek veya onu tamamen işlevsiz hale getirecektir. Bu gerçek, laboratuvar gibi bilinçli bir ortamda, bilinçli bilim adamlarının gözetimi altında defalarca denenmiş ve sonuç her defasında başarısız olmuştur. Kaldı ki, evrimcilerin, söz konusu iddiası tamamen tesadüflere, bilinçsiz olayların meydana geldiği bilinçsiz şartlara dayanmaktadır. Buradaki imkansızlığı Mahlon B. Hoagland, Hayatın Kökleri adlı kitabında şu şekilde açıklamıştır:

"Hatırlayacaksınız, hemen hemen her zaman bir organizmanın DNA'sında bir değişikliğin olması onun için zararlıdır; başka bir deyişle yaşamını sürdürebilme kapasitesinde azalmaya yol açar. Bir benzetme yapalım: Shakespeare'in oyunlarına rastgele eklenen cümlelerin onları daha iyi yapması pek olası değildir... Temelinde DNA değişiklikleri ister mutasyonla, ister bizim dışarıdan bilerek eklediğimiz yabancı genlerle olsun, yaşamı sürdürebilme şansını azaltma özelliklerinden dolayı zararlıdır."2

Vatan gazetesi, ırkların meydana gelişini melatonin hormonunun mucizevi gücüne bağlarken, önemli bir noktayı kasıtlı olarak ihmal etmiştir. Irklar arası farklılıklar yalnızca cilt rengi ile sınırlı değildir. Çeşitli anatomik farklılıklar, göz, yüz ve kafa yapısı gibi özellikler de ırklara özeldir. Henüz cilt renginin farklılığını sağlayan gen mutasyonlarının nasıl gerçekleştiğini açıklayamayan evrim teorisi için söz konusu ırksal farklılıkların evrimsel olarak nasıl meydana geldiğini açıklamak kuşkusuz ki imkansızdır.

Vatan gazetesinin ve bu gazete ile aynı hataya düşen evrimcilerin kavrayamadıkları çok önemli bir nokta vardır. Tüm ırklar, her şeyi yoktan yaratan ve en güzel şekli ile var eden Allah'ın "Ol" emri ile yaratılmışlardır. Irklar arasında anatomik farklıklar olması, Allah öyle dilediği içindir.

Sonuç:

Vatan gazetesinin insanın evrimi masalını gündemde tutma çabası boşunadır ve başarısızdır. Lehinde hiçbir delil sunulamayan böyle bir senaryo ayakta tutmaya çabasının bilimsel değil ideolojik sebepleri bulunmaktadır. Gazete yetkililerine bugüne kadar körü körüne savunageldikleri ideolojilerinni modern bilmin bulguları karşısında büyük bir yanılgı olarak ortaya çıktığını görmelerini, canlıların kökeninin evrim değil yaratılış olduğunu kabullenmelerini diliyoruz.


1. L. L. Cavalli-Sforza, "The Genetics of Human Populations," Scientific America, Vol. 231, September, 1974, p. 85, http://www.icr.org/index.php?module=articles&action=view&ID=74
2. Mahlon B. Hoagland, Hayatın Kökleri, TÜBİTAK 12.Basım, Mayıs 1998, s. 153 

Medya: Evrim Teorisinin Hayat Sahası


Materyalist güç merkezlerinin denetiminde olan medya ve akademik kaynaklar tamamen evrimci bir bakış açısını korumakta ve bunu topluma telkin etmektedir...

Evrim teorisinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Ama dünyanın dört bir yanında insanların çoğu bu gerçekten habersizdirler ve evrimi bilimsel bir gerçek sanırlar. Bu yanılgının en büyük nedeni, medyanın evrim konusunda yaptığı sistemli telkin ve propagandadır. Bu nedenle, söz konusu telkin ve propagandaların özelliklerine de değinmek gerekmektedir.

Bugün Batı medyasına dikkatli bir gözle bakıldığında, sık sık evrim teorisini konu edinen haberlere rastlamak mümkündür. Büyük medya kuruluşları, ünlü ve "saygın" dergiler, periyodik bir biçimde bu teoriyi gündeme getirirler. Kullandıkları üsluba bakıldığında ise, bu teorinin, tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde ispatlanmış bir gerçek olduğu izlenimi uyanır.

Bu haberleri okuyan sıradan insanlar ise, doğal olarak, evrim teorisinin bilinen herhangi bir matematik kanunu kadar kesin bir gerçek olduğunu düşünürler. Bu tür medya devlerinin yaptıkları söz konusu haberler, hemen ülkemizdeki büyük gazeteler tarafından da topluma aktarılır. Kullanılan üslup klasiktir: "Time'ın haberine göre, evrim zincirindeki boşluğu tamamlayan çok önemli bir fosil bulundu", ya da "Nature'ın haberine göre, bilim adamları evrimin açıkta kalan son noktalarını da aydınlattılar" gibi cümleler büyük puntolarla basılır. Oysa ortada ispatlanmış olan hiçbir şey yoktur ki, "evrim zincirinin son eksik halkası" bulunmuş olsun. Delil olarak öne sürülenlerin tümü, önceki bölümlerde sözünü ettiğimiz türden sahte delillerdir.

Medyanın yanısıra, bilimsel kaynaklara, ansiklopedilere, biyoloji kitaplarına bakıldığında da aynı tabloyla karşılaşmak mümkündür.

Kısacası, materyalist güç merkezlerinin denetiminde olan medya ve akademik kaynaklar tamamen evrimci bir bakış açısını korumakta ve bunu topluma telkin etmektedir. Bu telkin öyle etkilidir ki, zamanla evrim teorisini bir tabuya dönüştürmüştür: Evrimi inkar etmek, bilimle çelişmek, somut gerçekleri gözardı etmek olarak sunulur. Bu nedenle de, özellikle 1950'lerden bu yana evrimin onca açığının ortaya çıkması ve bunların evrimci bilim adamları tarafından itiraf edilmesine rağmen, bugün dahi -yerli veya yabancı- bilim çevreleri ile basın organlarında evrimi eleştiren herhangi bir düşünce bulmak neredeyse imkansızdır.

Eski bir evrimci olan, ancak Hindistan kuşları üzerinde yaptığı detaylı araştırmalar sonucunda türlerin değişemeyeceklerine karar veren Douglas Dewar, evrim teorisi ile medya arasındaki bu önemli ilişkiyi şöyle vurgular:

    Evrimcilerin basını ele geçirmelerinin önemini pek az insan kavramıştır. Bugün pek az dergide evrim teorisini reddeden makale çıkar. Hatta dini dergilerin bile birçokları, insanın hayvan soyundan geldiğini kabul eden modernistlerin elindedir... Genel konuşursak bütün gazetelerin yazı işleri müdürleri, evrimi ispat edilmiş bir olgu olarak bilmekte ve teoriye karşı çıkan herkesi de cehalet ve delilikle suçlamaktadırlar. Hemen hepsi evrimciler tarafından çıkarılan dergiler ise evrim kavramına en küçük bir gölge düşürecek bir yazıyı bile yayınlamak istememektedirler... Yayınevleri, yürürlükte olan bir teoriye karşı çıkıp da üzerine hücumlar toplayacak veya rağbet görmeyecek bir kitabı basmazlar. Hatta basım masrafları yazara bile ait olsa, kitabevinin itibar kaybedeceğini düşünürler. Böylece halk, meseleyi tek yönlü olarak öğrenir. Normal bir insan, evrim teorisini, yerçekimi kanunu gibi ispat edilmiş bir gerçek olarak bilmektedir. (Douglas Dewar, İnsan: Özel Yaratık, ss. 103-104.)
Batı'da biyoloji ve doğa konusunda en "saygın" yayın organları olarak kabul edilen Scientific American, Nature, Focus, Discover, Science, National Geographic gibi dergiler evrim teorisini bir tür resmi ideoloji olarak benimsemekte ve bu teoriyi ispatlanmış bir gerçek gibi kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Ambalajlı Yalanlar


Evrimciler medyanın "beyin yıkama" programının kendilerine verdiği avantajı iyi kullanırlar. Pek çok kişi evrimin var olduğuna öyle inandırılmıştır ki, evrimciler ne yazarsa yazsın, "nasıl" ve "neden" gibi bir soru akıllarına gelmez. Bu nedenle de evrimciler yalanlarını, biraz süslü bir ambalajın içine koyduktan sonra, bilimsel bir gerçek gibi gösterebilmektedirler.

Örneğin en "bilimsel" evrimci kitaplarda bile, evrimin en büyük çıkmazlarından biri olan "sudan karaya geçiş" aşaması, ancak küçük çocukların inanabileceği masalımsı bir basitlikte anlatılır. Evrime göre, hayat suda başlamıştır ve ilk gelişmiş hayvanlar balıklardır. Teoriye göre, nasıl olmuşsa olmuş, bir gün bu balıklar kendilerini karaya doğru atmaya başlamışlardır! (Buna neden olarak çoğu kez kuraklık gösterilir.) Ve yine teoriye göre, karada yaşamayı seçen balıklar, nasıl olmuşsa olmuş, yüzgeç yerine ayaklara, solungaç yerine de ciğerlere sahip olmuşlardır!

Çoğu evrim kitabı, bu büyük iddianın "nasıl"ına hiç girmez. En "bilimsel" kaynaklarda, "ve canlılar sulardan karaya geçtiler" şeklinde geçiştirme bir cümle ile bu iddianın temelsizliği örtbas edilir.

Acaba bu "geçiş" nasıl gerçekleşmiştir? Bir balığın sudan çıktığında bir-iki dakikadan fazla yaşayamadığını biliyoruz. Evrimcilerin iddia ettiği gibi bir kuraklık yaşandığını ve balıkların zorunlu olarak karaya yöneldiklerini kabul edersek bu durumda balıkların başına ne gelmiş olabilir? Cevap açıktır: Sudan çıkan balıkların hepsi bir-iki dakika içinde teker teker ölür. Bu iş isterse on milyon yıl sürsün cevap yine aynıdır: Balıkların hepsi teker teker ölür. Çünkü akciğer kadar kompleks bir organ, ani bir "kaza" yani mutasyon ile oluşmaz. Yarım akciğer ise hiçbir işe yaramaz.

Ancak evrimcilerin iddia ettiği şey tam olarak budur. "Sudan karaya geçiş", "karadan havaya geçiş" ve daha milyonlarca sözde "sıçrama" bu mantıksız açıklama ile sözde açıklanmaktadır. Göz, kulak gibi son derece karmaşık organların nasıl oluştuğuna ise, evrimciler hiç değinmemeyi kendileri açısından daha yararlı bulmaktadırlar.

Fakat sokaktaki adamı "bilimsellik" ambalajı ile etkilemek kolaydır: Sudan karaya geçişi temsil eden hayali bir resim çizersiniz, sudaki hayvana, karadaki "torununa" ve aradaki "ara geçiş formu"na (ki bu hayali bir hayvandır) Latince isimler uydurup takarsınız. Sonra da ambalajlı yalanı yazarsınız: "Eusthenopteron, uzun bir evrim süreci içinde önce Rhipitistian Crossopterygian'a, sonra da Ichthyostega'ya dönüştü". Bu "havalı" cümleyi bir de kalın gözlüklü, beyaz önlüklü bir "bilim adamı"na söyletirseniz, artık pek çok insanı peşinen ikna etmiş olursunuz. Çünkü evrimi insanlar arasında yaymayı en büyük görevlerinden biri kabul eden medya, ertesi gün dünyanın dört bir yanında bu büyük buluşu büyük bir heyecanla insanlara müjdeleyecektir...

Evrimcilerden Bir Balina Masalı

Medyadaki evrimci masalların ilginç bir örneği, bütün dünyada çok bilimsel ve ciddi bir kaynak olarak bilinen National Geographic dergisinde yayınlanmış "balinanın evrimi" hikayesidir:

Balinanın doğuşu, bundan 60 milyon yıl önce, dört ayaklı, kıllı memelilerin yiyecek aramak için denize girmeleriyle başladı. Çağlar geçtikçe, yavaş yavaş değişiklikler oluştu. Arka ayaklar kayboldu, ön ayaklar yüzgeçlere dönüştü, kıllar yok olarak kalın, yumuşak, silgimsi balina derisine yol açtı, burun delikleri başın tepesine hareket etti, kuyruk genişleyerek balinanın fırçamsı kuyruğuna dönüştü ve beden, suyun içinde giderek büyüyüp devleşti. (Victor B. Scheffer, "Exploring the Lives of Whales", National Geographic, Cilt 50, Aralık 1976, s. 752.)

Bu anlatılanları destekleyecek tek bir bilimsel dayanak olmadığı gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi doğa kanunlarına aykırıdır. National Geographic'te yayınlanan bu hikaye, en ciddi sanılan evrimci yayınların gerçekte ne tür safsataları savunduğunu göstermesi açısından önemlidir.