Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Retina Hücrelerinden Bilgisayar Devrelerinin Tasarımına
Gözümüzün sinir hücreleri olan "retina hücreleri"nin gelen ışığı tanıyıp yorumlayarak, değerlendirdiği bilgiyi bağlantıda olduğu diğer hücrelere iletmesi, yeni bilgisayarlara model oluşturmaktadır.
Bunun sebebi ise retina hücrelerinin yalnızca ışığa hassas hücrelerden ibaret olmamasıdır.Retina birbirleriyle yoğun bir bağlantı oluşturmuş sinir hücrelerinden oluşur. Işığa ait sinyaller daha beyne iletilmeden önce birçok işlemden geçirilir. Örneğin retinayı oluşturan hücreler; cisimlerin kenarlarını hesaplar, ışık sinyalinin gücünü arttırır, aydınlık veya karanlığa göre uyum sağlar. Günümüzün güçlü bilgisayarları da bu işlemleri yerine getirebilmektedir, fakat retinadaki sinir ağı bu olağanüstü işlemi çok düşük bir güçte kolaylıkla gerçekleştirmektedir.
Sonsuz ilim sahibi Allah'ın insanın bedeninde yarattığı bu mükemmel yapıyı, benzersiz sanatı ve üstün ilmi takdir edebilen her insan, Allah'a yönelip dönmelidir. Kuran'da, bu nimetler karşısında Allah'a sürekli şükür içinde olunması gerektiği şu şekilde bildirilmektedir:
"De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)
Bilgisayarlardaki Virüs Tehlikesine Karşı Bağışıklık Sistemimizden Gelen Çözüm
Bir bilgisayar bir virüsten etkilenecek olursa bu, dünyadaki diğer bilgisayarların da etkilenebileceği anlamına gelir. Dolayısıyla pek çok firma, bilgisayar network sistemlerini virüslerden korumak için bir "bağışıklık sistemi" oluşturmanın gerekliliğini hissetmiş ve bu alanda çok sayıda çalışma yapmaya başlamışlardır. Bu çalışmaları sürdüren merkezlerden biri de New York'ta bulunan, IBM'in Watson Araştırma Merkezi'ndeki virüs yalıtım laboratuvarıdır. Burası, öldürücü virüslerle çalışan yüksek güvenlikli bir mikrobiyoloji laboratuvarıdır. Ayrıca burada, şimdiye kadar tanımlanmış 12.000 bilgisayar virüsünü teşhis edebilecek, aynı zamanda virüsü güvenli bir şekilde bilgisayarlardan izole ve yok edebilecek programlar üretilmektedir.
Biraz önce bahsettiğimiz siber alemdeki virüslere karşı mevcut bilgisayar sistemlerini koruyabilecek dünya çapında bir bağışıklık sistemi kurmaya çalışan firmalardan birisi de ünlü IBM firmasıdır.
Firma yetkililerinden biri olan Steve White, bu konuda çözüme ulaşabilmek için insan vücudundaki gibi bir bağışıklık sisteminin kurulması gerektiğini şöyle ifade etmektedir:
"İnsan ırkının varlığını devam ettirebilmesinin tek sebebi, sahip olduğu bağışıklık sistemidir. Siber-alemin devamı için de bir bağışıklık sistemine sahip olması şarttır. (http://www.newscientist.com/hottopics/ai/strikesback. jsp)
Araştırmacılar bilgisayar ağları ile canlılar arasında kurdukları bu bağlantı sayesinde, bilgisayarları tıpkı savunma sistemimizin işleyişi gibi koruyan programlar üretmeye başlamışlardır. Onlara göre epidomoloji (salgın hastalıklarla ilgilenen bilim dalı) ve immunolojiden (bağışıklık sistemi ile ilgilenen bilim dalı) öğrendiklerimiz, canlı organizmaları koruduğu gibi elektronik organizmaları da yeni tehlikelerden koruyabilecektir.
Bilgisayar virüsleri, bilgisayarlara sızıp kendilerini kopyalayarak çoğaltacak ve girdiği bilgisayarda hasarlar oluşturacak şekilde dizayn edilmiş sinsi programlardır. Bu virüslerin belirtileri, tıpkı insanlarda görülen çeşitli hastalıklar gibi, bilgisayar sisteminin yavaşlaması, bazen de esrarengiz bir şekilde dosyalarda hasar oluşmasıdır.
Virüs tehdidine karşı bilgisayarınızı korumayı vaad eden programlar, bilgisayarınızın hafızası tarafından daha önce tanımlanmış virüslerin izlerini bulmak için bilgisayarın bütün belleğindeki her kodu araştıran teşhis programlarıdır. Bilgisayar virüsleri, yazılımcısının imzası niteliğini taşıyan ve tanınmasına imkan veren izler barındırırlar. Bilgisayardaki virüs tarayıcı program bu imzayı bulduğunda, bilgisayara virüsün bulaştığına dair bir uyarı verir.
Yine de anti virüs programlarının bilgisayarlar için tam bir koruma sağladığı söylenemez. Çünkü bazı kişiler birkaç gün içinde yeni virüsler hazırlayıp bilgisayar ortamlarına yerleştirebilmektedir. Bu durumda anti virüs programlarının sürekli olarak güncellenmesi, yeni virüs izlerini tanımalarını sağlayacak bilgilerin verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla sistemler devamlı yenilenmeli ve yeni geliştirilen virüslere karşı yeni anti-virüs programlarının eklenmesi gereklidir.
Ayrıca dünya çapında internet kullanımının yayılması ile birlikte bu virüsler de çok büyük bir hızla yayılmaya ve bilgisayarlara ciddi hasarlar vermeye başlamıştır. IBM firması araştırmacıları da çözümü, doğadaki örneklerin taklit edilmesinde bulmuşlardır. Herşeyden önce bilgisayar virüslerinin de suni bir hayatı vardır ve tıpkı doğadaki biyolojik virüsler gibi, içinde bulundukları sistemi kendilerini çoğaltmak için kullanırlar. Araştırmacılar bu benzerlikten yola çıkarak insanın bağışıklık sisteminin insan vücudunu nasıl koruduğunu incelemişlerdir.
Vücut, yabancı bir organizmayla karşılaştığında hemen istilacıyı tanıyıp etkisiz hale getirecek bir antikor oluşturmaya başlar. Bağışıklık sistemi hastalığa yol açabilecek hücrenin bütününü analiz etmek durumunda da değildir. İlk enfeksiyon yatıştırıldığında, vücut ileriki bir enfeksiyonda daha hızlı karşılık verebilmek için bu antikorlardan bir kısmını hazır tutar. İşte bu hazır tutulan antikorlar sayesinde hücrenin tümünün incelenmesine gerek kalmaz. Nitekim mevcut anti-virüs programları da bütün virüsü değil ama
virüsün imzasını tanıyacak bir antikoru içerirler.
Görüldüğü gibi insanları teknolojik alanda çaresiz bırakan konuların çözümleri dahi doğada mevcuttur. Her detayın düşünülmüş olduğu kusursuz bir işleyişe sahip savunma sistemimiz, daha biz doğmadan önce bizi korumak göreviyle- hazır bulundurulmuştur. Rabbimiz herşeyi koruyan ve gözetendir. Bir ayette şöyle buyrulur:
"... Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57)
www.nanoteknolojimucizesi.com
Her canlı üstün ve mükemmel sistemlere sahiptir. Bu mükemmel sistemler ilk yaratıldıkları anda kusursuz ve eksiksiz olarak ortaya çıkmışlardır. Çünkü Allah, "kusursuzca var eden"dir. Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
"(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir." (Kaf Suresi, 8)
Harun, Yahya, Adnan, Oktar
Allah,
iman hakikatleri,
Kuran
Tevrat ve İncil' den Farklı Olarak Kuran Sevginin Temelini İyi İşler (English Subtitles)
Different from the Torah and the Gospel, the Qur'an emphasizes love very thoroughly; provides the foundation for love
Excerpt from
Mr. Adnan Oktar's Live Interview on A9 TV dated July 24th, 2011
ADNAN OKTAR: The original parts (of the Torah and the
Gospel) are very much valid. I, for instance, am reading both the Gospel and
the Torah. The expressions are exquisite and they give relief and contentment
to the hearts. The Gospel always addresses love, beauties and brotherhood. The
Torah addresses wisdom, sagacity and again love. The Qur'an is like that as
well. But the Qur'an emphasizes the foundation of love very thoroughly. I mean
different from the Torah and the Gospel, the Qur'an forms the basis of love and
the basis of reason in the most perfect manner. That is because love does not
form on its own. The Qur'an explains how love is born and all the systems in it
with the finest details. For instance being truthful, being patient, refraining
from hypocrisy, being brave and self-sacrificing. Once these attributes are
attained, love is formed. I mean you if you brick up the palace, if you place
the windows and the doors in it and if you put the furniture inside, the palace
would thus be formed. Right? The Qur'an builds the palace of love. I mean there
are a lot of details to it. It sets the human psychology perfectly. The Qur'an
identifies the abnormal aspects of a person perfectly and there would be no space
left for a person to escape. I mean those who engage in trickery cannot, those
who engage in hypocrisy cannot escape.. The Qur'an locks the way from all
sides. I mean this is the difference of the Qur'an from the Torah and the
Gospel, from the corrupted Torah and the Gospel. For instance the Gospel
directly talks about love but the Qur'an perfectly sets the whole foundation of
love, the whole order and the method of love to the finest detail and puts it
in front of us like a palace and then on love would be formed anyway. Since
this is an important matter, it is beneficial to lay stress on it time and time
again.
Bir Ayet Bir Açıklama: İsra Suresi, 11
"İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir.
İnsan, pek acelecidir." (İsra Suresi, 11)
Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana dua aracılığı ile Kendisi'nin hayırlı ve güzel gördüğü her şeye erişme imkanı vermiştir.
Kişi bazen kendisine zararı dokunacak bir konuda dua edip, bunun hiç farkında olamayabilir. Allah ayette bu konuya dikkat çekmektedir. Allah duasına istediği yönde icabet etmediği için, duasının kabul olmadığını zanneden kişi, büyük bir yanılgı içindedir. Zira Allah merhametinden dolayı, kulunun hayrına olacak şekilde duasına icabet etmektedir. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Olayların kişinin istediği gibi gelişmemesi bu sonucu değiştirmez. Bu, çok önemli bir sırdır. Bu yüzden dua ederken istenen şeyin muhakkak istendiği şekilde yerine gelmesi değil, hayırlı olacaksa istenmesi önemlidir.
Ayetin devamında insanların aceleci bir fıtrata sahip olduğu bildirilmektedir. Dua konusunda belki de en büyük tehlike, kabul olmayacağı endişesiyle dua etmekten vazgeçmektir. Bu, pek çok yönden hatalı, hatta cahilce bir tavırdır. Allah’tan bir şeyi istediğinde, gerçekleşmesi için aceleci davranmamalı, takdiri Allah’a bırakmalı ve Allah’tan her şartta razı olmuş bir biçimde sabırla beklemelidir. Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesi, ya da istenilen yönde icabet edilmemesi Allah’ın, kullarının sabrını ve tevekkülünü bir denemesi ve onları imani yönden olgunlaştırması anlamına gelebilir. (Doğrusunu Allah bilir.)
Kişi, her duanın Allah tarafından bir ibadet olarak kabul edildiğini bilmeli ve duasının, en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık göreceğine iman etmelidir.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 85. sayı (Temmuz 2011) 4. sayfada yayınlanmıştır.
İnsan, pek acelecidir." (İsra Suresi, 11)
Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana dua aracılığı ile Kendisi'nin hayırlı ve güzel gördüğü her şeye erişme imkanı vermiştir.
Kişi bazen kendisine zararı dokunacak bir konuda dua edip, bunun hiç farkında olamayabilir. Allah ayette bu konuya dikkat çekmektedir. Allah duasına istediği yönde icabet etmediği için, duasının kabul olmadığını zanneden kişi, büyük bir yanılgı içindedir. Zira Allah merhametinden dolayı, kulunun hayrına olacak şekilde duasına icabet etmektedir. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Olayların kişinin istediği gibi gelişmemesi bu sonucu değiştirmez. Bu, çok önemli bir sırdır. Bu yüzden dua ederken istenen şeyin muhakkak istendiği şekilde yerine gelmesi değil, hayırlı olacaksa istenmesi önemlidir.
Ayetin devamında insanların aceleci bir fıtrata sahip olduğu bildirilmektedir. Dua konusunda belki de en büyük tehlike, kabul olmayacağı endişesiyle dua etmekten vazgeçmektir. Bu, pek çok yönden hatalı, hatta cahilce bir tavırdır. Allah’tan bir şeyi istediğinde, gerçekleşmesi için aceleci davranmamalı, takdiri Allah’a bırakmalı ve Allah’tan her şartta razı olmuş bir biçimde sabırla beklemelidir. Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesi, ya da istenilen yönde icabet edilmemesi Allah’ın, kullarının sabrını ve tevekkülünü bir denemesi ve onları imani yönden olgunlaştırması anlamına gelebilir. (Doğrusunu Allah bilir.)
Kişi, her duanın Allah tarafından bir ibadet olarak kabul edildiğini bilmeli ve duasının, en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık göreceğine iman etmelidir.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 85. sayı (Temmuz 2011) 4. sayfada yayınlanmıştır.
Kuran Ruhunda Kadın Çok Değerlidir (English Subtitles)
Women are very
much treasured in the morality of the Qur'an.
Excerpt
from Mr. Adnan Oktar's Live Interview on A9 TV, Kahramanmaras Aksu TV and
Gaziantep Olay TV dated June 4th, 2011
ALTUĞ BERKER: Master, in another
statement of yours, you've said; "Women will be free at the time of Hazrat
Mahdi (pbuh). They will be merry and happy, they will be spotlessly clean. They
will be able to talk as ever they like and be leaders, pioneers everywhere as
ever they like. This scourge will be removed from them, this lack of trust
towards women will disappear. "
ADNAN OKTAR: In many places of the
world, women are treated as the second class or third class citizens. They
always are regarded as suspicious, distrustful beings that should always be
oppressed and kept under pressure as it is very likely for them to slip into
illegitimate relations. This is also the view of the Darwinists, the view of
Darwin himself. Show us the words of Darwin about women..
ALTUĞ BERKER:
Insha'Allah
Master.
ADNAN OKTAR: This is also the same in
the bigot, fanatic way of thinking. I mean women are regarded as weird
creatures. There is no love or respect towards women, they are not treasured.
Only in the system of the Mahdi, in the spirit of the Qur'an, women are
regarded as holy and valuable, and are greatly respected and loved. Women are
wonderful beings; they are the biggest blessings Allah had granted.
ALTUĞ BERKER:
We have here
some quotations from Darwin regarding his point of view on black people, Turks
and women. Charles Darwin says in the Descent of Man, that women's "powers of intuition, of rapid
perception, and perhaps of imitation are characteristic of the lower races, and
therefore of a past and lower state of civilization."
ADNAN OKTAR: So he calls them a less
evolved species of apes. I mean, he says men are more evolved but women are a
less evolved species of apes. What else
does he say?
ALTUĞ BERKER:
He also
says about the black people. .
ADNAN OKTAR: No, what else about women?
He says what good women are and he compares women with dogs..
ALTUĞ BERKER:
Yes
Master, he says the following; ".. an object to be played with.. "
While describing a woman's role in marriage Darwin says; ".. an object to
be played with- better than a dog anyhow."
Kuran Baştan Sona Özgürlüktür (English Subtitles)
Excerpt from Mr. Adnan Oktar's Live
Interview on A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV and Kackar TV dated June 23rd,
2011
ADNAN OKTAR: For once they put forth a
claim to state that the Qur'an is not enough and brought about superstitions
along with it. I mean, if the Qur'an were to be explained to people as our
Prophet (saas) had explained..
UMUT AKYUREK: It is the key to all
scientific findings, it covers all the secrets of the universe
ADNAN OKTAR: For once the Qur'an is
freedom from the beginning till the end, it relieves chains and presents an
outmost free world. It gives us democracy in the perfect meaning of the word.
The Qur'an gives us a secular understanding. I mean people have learnt such
things later on, they have learnt it from the Torah and from the Psalms. For
instance the social justice understanding in Marxism has directly been taken
from the Torah, it has been taken from the belief in the Mahdi in the Torah. It
has been taken from the Psalms and it has been taken from the Qur'an. I mean,
Karl Marx attempted to turn that concept into a false system of the Mahdi.
UMUT AKYUREK: He has turned it into
dictatorship.
ADNAN OKTAR: Yes.. into dictatorship, he attempted to
turn it into suffering..
Miracles of the Quran 4 - Harun Yahya
The matchless style of the Qur'an, and the superior wisdom and striking features it contains are clear proofs that it is a Divine scripture. There are striking descriptions of very important scientific facts in various verses of the Qur'an, expressed in a most unique and wise manner. Yet it was impossible for these scientific facts to be identified given the level of science and technology at the time the Qur'an was revealed, 14 centuries ago. These scientific facts have only been brought to light with modern day science and technology. This feature of the Qur'an is one of its many miracles.
Kuran' da Faydalarına Dikkat Çekilen Besinler
Kuran ayetlerini derinlemesine düşünen bir insan, Allah'ın kitabında hiçbir konuyu eksik bırakmadığını ve hem dünyada hem de ahirette rahat edebilmesi için insana çeşitli yollar gösterdiğini fark eder. Düşünen insanın, Kuran ayetlerinde dikkatini çekecek konulardan biri de, Allah'ın insan yaşamına ve sağlığına en uygun besinlere, çeşitli şekillerde işaret etmiş olmasıdır.
Kuran'da İsmi Geçen Meyveler
Kuran'da dikkat çekilen besinlerden biri, bugün pek çok hastalıkta önleyici ya da tedavi edici etkisi olduğu bilimsel olarak kesinleşen meyvelerdir. İnsan bedenine çok yönlü faydaları olan bu besin türü, aynı zamanda hoşa giden bir yiyecektir. Allah Kuran'da, yarattığı meyvelerin çeşitliliğine ve güzelliklerine dikkat çekerken, insanları bunların oluşumlarındaki mucizevi detayları düşünmeye de davet etmiştir:
O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
(Enam Suresi, 99)
(Enam Suresi, 99)
Yeryüzünde yüzlerce ayrı türde, ayrı tatta, ayrı renkte ve kokudaki meyvenin oluşması için Allah, aynı toprağı ve suyu sebep kılmıştır. Ayette "birbiri üstüne bindirilmiş taneler" ifadesiyle anlatıldığı gibi bir tohumun, yıllarca bitip tükenmeden sürekli ürün vermesi, üzerinde düşünülmesi gereken konulardandır.
Meyvelerin oluşumu kadar, içerdikleri vitamin ve minerallerin bolluğu da insanları düşünmeye teşvik eder. Kapkara bir çamurun içerisinde yetişen ve toprakla ne koku, ne tat, ne de renk olarak en ufak bir benzerliği bulunmayan meyveler, topraktan sadece insanlar için gerekli olacak mineralleri özümseyip alırlar. Bu özellikleri sayesinde de, insan sağlığına büyük katkılarda bulunurlar. Ancak ne toprağın meyveye hangi özellikleri kazandıracağını bilmesi, ne de meyvenin bilinçli bir şekilde, toprağı bileşenlerine ayırıp kendisi için gerekli olan maddeleri belirlenen oranlarda alabilmesi mümkün değildir. Oysa bu sistem öylesine mükemmel bir düzen içerisinde işlemektedir ki, her meyve cinsi, sabit bir renk, tat ve koku, ayrıca sabit oranlarda mineral ve vitamin içerir. Örneğin bir karpuz hiçbir zaman kırmızı yerine mavi olmaz, tatlı yerine ekşi, olmaz, ya da kendine has kokusu yerine toprak kokmaz.
İşte bu düzen tüm evrenin tek hakimi ve tek ilahı olan Allah tarafından kurulmuş ve insanların üzerinde düşünüp şükretmesi için gözler önüne serilmiştir.
Kuran'da ismi geçen çok sayıda meyve çeşidi vardır. Bu meyvelerin büyük bir kısmı, inananlara cennette de sunulacak nimetlerdir. Bu bölümde Allah'ın faydalarına işaret ettiği meyvelerin bedene olan yararlarına kısaca değineceğiz.
Kirazın Sağladığı Faydalar
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), (Vakıa Suresi, 28)
Kiraz, vücudu zehirli maddelerden temizleyen bir meyvedir. Böbrekleri etkili bir biçimde çalıştırır, dolayısıyla vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarının dışarı atılmasını sağlar. Bu sayede romatizma, kireçlenme ve damar sertliği gibi hastalıklar da önlenmiş olur. Ayrıca kirazda bulunan kinik asit, böbreklerin kum ve taş yapmasını önler, eğer böyle bir şey varsa da zamanla dökülmesini sağlar. Kirazın böbrek taşının yanında, safra taşını da düşürücü etkisi vardır. Bundan başka kandaki zararlı maddeleri dışarı atarak kanı temizler. Dolayısıyla kan kirlenmesi sonucu meydana gelen sivilce benzeri cilt bozukluklarını gidermiş olur. (1)
Böbrek, safra kesesi, cilt ve kana sağladığı faydaların yanında kiraz aynı zamanda karaciğer için de faydalıdır. Çeşitli hastalıklar sebebiyle ya da fazla ilaç alınmasından kaynaklanan zehirlenme sonucu şişen karaciğerin yükünü hafifletir ve iyileşmesine yardımcı olur. (2)
Kirazda bulunan şeker kana çok çabuk karışır. Bu da vücuda bol miktarda madensel tuzlar ve vitamin vererek, vücudun hastalıklara karşı dayanıklılığının artmasını sağlar. Ayrıca kirazın içinde bol miktarda fosfor bulunması da, sinirleri kuvvetlendirir. (3)
Kısaca özetlendiğinde bile çok sayıda yararı olduğu anlaşılan kiraz, Allah'ın kullarına sunduğu bir ikramdır. Milyonlarca yıldır hiç değişmeden, dünyanın her yerinde aynı tat, koku, görünüş ile varlığını sürdürmekte olan kiraz, aynı zamanda da onlara sağlık sunan bir besindir.
Bir Cennet Meyvesi: Muz
Kuran'da kiraz gibi cennet meyveleri arasında ismi geçen bir başka meyve de muzdur. Cennet tasvirlerinin yapıldığı ayetlerde, Allah bu meyvelerden şöyle bahsetmektedir:
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları). Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları. Yayılıp-uzanmış gölgeler. Durmaksızın akan su(lar). Ve (daha) birçok meyveler arasında. Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). (Vakıa Suresi, 28-33)
Elbette cennetteki muz da diğer tüm nimetler gibi, dünyadakinden çok daha kusursuz, asla bozulmayan, çok daha lezzetli ve güzel kokulu ve hatta belki bizim hayal edemeyeceğimiz kadar mükemmel bir meyvedir. Ancak Allah dünyada da bu cennet nimetinin bir benzerini yaratmış ve müminleri bu meyveden faydalandırmıştır.
Son derece besleyici bir meyve olan muzun içerisinde % 75 oranında su, % 1,3 oranında protein ve % 0,6 oranında da yağ bulunmaktadır. Geri kalanı ise çeşitli karbonhidratlardan ve önemli ölçüde potasyumdan oluşmaktadır. Birçok hastalığın tedavisinde faydalı olduğu gibi özellikle de, ateş, sindirim bozuklukları, kas krampları ve kas gevşekliği gibi durumlarda tavsiye edilir. İçerdiği yüksek orandaki potasyum sayesinde, atıkların vücuttan dışarı atılması işlemini kolaylaştırır. (4)
Kan basıncının düşürülmesini sağlar. Bunun yanında muz, alerji tedavisinde de kullanılır. İçindeki potasyum, sodyum ile birlikte çalışarak hücre ve kas gelişimini sağlar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp atışlarının normale dönmesini sağlar. Eğer vücuttaki sodyum-potasyum dengesinde bozulma olacak olursa, sinir sistemi ve kasların faaliyetlerinde düzensizlik meydana gelir. Bu sebeple potasyum dengesinin korunması vücut için son derece önemli bir konudur. Ayrıca potasyum eksikliği, vücutta ödem oluşmasına ve kan şekerinin düşmesine yol açacağı için, söz konusu dengenin korunması oldukça mühimdir. (5)
İçerdiği B6 vitamini sayesinde, protein ve amino asitlerin pek çok kimyasal reaksiyona girmesinde muz aktif bir görev alır. Ayrıca beynin normal fonksiyonlarını gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını destekler. Bunun yanında vücut sıvıları arasındaki kimyasal dengenin sürekliliğini sağlar. Enerji üretimine yardımcı olur ve strese karşı dayanıklılık sağlar. İçerdiği karbonhidrat, yağ ve proteinin metabolik işlemleri sırasında yardımcı enzim görevi görür. Ayrıca bazı anemi (kansızlık) türlerini tedavi eder. Hücre ve kas gelişiminde ve vücudun sıvı dengesinin korunmasında aktif rol oynar. Kalp hastalıklarında da, tedavi edici etkisi vardır. İçerdiği B6 vitaminin eksikliğinde ise yorgunluk, şuur bulanıklığı, sinirlilik, uykusuzluk, kansızlık, böbrek taşları ve cilt dokusunun bozulması gibi hastalıklar ortaya çıkar. (6)
İnsanı yaratan Allah, bu meyveyi ve ondaki faydaları da yaratmış, Kuran'daki işaretlerle insanı bu faydalara yöneltmiştir. Allah bir ayetinde insana istediği, ihtiyaç duyduğu her şeyi verdiğini bildirmiş ve nankörlerden olmaktan kaçınmasını hatırlatmıştır:
...Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)
Üzümün İnsan Hayatındaki Yeri
Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz.(Müminun Suresi, 19)
Üzüm, gıda değerinin yüksek oluşu, vitamin ve madensel maddeler yönünden zenginliği nedeniyle önemli bir besin kaynağıdır. Üzümün içerisinde %20-25 oranında kana hızlı karışan şeker mevcuttur. Bu bakımdan bedenen ve zihnen çalışan kimseler için oldukça faydalıdır; bedensel ve zihinsel yorgunluğu, kansızlığı giderir. İçerdiği bol demir ve şeker sayesinde, vücutta kan yapımını artırır. Ayrıca karaciğer, böbrek ve sindirim sistemi hastalıklarında doğal bir ilaç etkisine sahiptir. Böbrekleri çalıştırır, vücutta birikmiş üre benzeri atık maddelerin böbrekler aracılığıyla dışarı atılmasını sağlar. Aynı zamanda fazla suyu da atarak, yüksek tansiyonu düşürür. (7) Midelerinde ülser veya gastriti olan kişilere, mafsal, ince bağırsak iltihabı ve romatizması olanlara, karaciğer ve dalağı şişmiş hastalara ve zehirlenenlere üzüm suyu içmeleri tavsiye edilir. (8) Bunun yanında kalp adalelerini kuvvetlendirir. Bronşit ve öksürüğe iyi gelir. Kanı temizleyerek, cildin güzelleşmesini sağlar. (9) Üzüm suyu, süt salgısının artmasını sağladığı için annelere özellikle tavsiye edilmektedir. Üzümde bulunan bazı kimyasal maddeler cilt kanserine yakalanma olasılığını azaltır. (10)
Yüksek Mineral Kaynağı: İncir
İncire ve zeytine andolsun, (Tin Suresi, 1)
Kuran'da Allah'ın üzerine and içtiği şeylerden biri de, incirdir. Allah'ın bu meyve üzerine yemin ederek dikkat çekmesi, incirin önemli bir besin kaynağı olduğuna işaret eder.
İncirin içerisinde zengin bir lif kombinasyonu, fosfor, kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gibi mineraller ve A, B1, B2, B3, B6 ve C vitaminleri bulunmaktadır. İçerdiği bu mineraller, vitaminler ve içindeki %60 oranında kana çabuk karışan şeker sayesinde bedenen ve zihnen enerji sarfeden insanlara güç kazandırır. Bunun yanında kasların, sinir sisteminin gelişmesini ve onarılmasını sağlar. Ayrıca içerisinde bulunan mum, zamk, yağ gibi maddeler, birtakım enzimler ve çekirdekleri sayesinde mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrısı gibi rahatsızlıkların iyileşmesine yardımcı olur. (11)
Tüm bunların yanısıra, sodyum ve kolesterol içermeyen yapısı nedeniyle insanların özellikle ilgisini çeken bir meyvedir. Ayrıca meyveler arasında en yüksek mineral incirde mevcuttur. Bunun yanında yapılan araştırmalar, incir gibi lifli besinlerin bazı kanser çeşitlerine karşı koruma özelliği olduğunu göstermiştir.
Çözünen life sahip olan besinler, kandaki kolesterolü düşürücü özellik taşırlar. Dünyada, besin olarak diyet özellikli lif tüketen insanlarda çok nadir olarak kalp hastalığı görülmüştür ki bu da incirde mevcuttur.
Potasyum Deposu: Nar
Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.(Enam Suresi, 141)
Kuran ayetlerinde adı geçen bir başka meyve de nardır. Nar, bol miktarda potasyum ayrıca fosfor, kalsiyum, demir, sodyum gibi mineraller ile A, B1, B2, B3 ve C vitaminleri içerir. İçerdiği zengin potasyum, sodyum ile birlikte işleme girerek vücudun su dengesini ayarlar, kalp atışlarının normal seyrini sağlar. Vücuttaki potasyum–sodyum dengesini koruyarak, sinir sistemi ve kasların düzenli çalışmasına yardım eder. Yine potasyum sayesinde, vücutta ödem oluşmasını ve kan şekerinin düşmesini engeller. Terleme nedeniyle kapasitesini yitirmeye başlayan kasları canlandırır ve onların daha kolay hareket etmesini sağlar. 12 Ayrıca narın kalbi kuvvetlendirici bir etkisi de vardır. (13)
Kuran'da Dikkat Çekilen Şifa Kaynağı Bitki: Zeytin
Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.
(Nahl Suresi, 10-11)
(Nahl Suresi, 10-11)
Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir besin değil, bunun yanında önemli bir sağlık kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. İçinde bulunan linoleik asit sayesinde çocuk emziren anneler için son derece faydalı bir besindir. Linoleik asitin eksikliği, bebekteki gelişimin yavaşlamasına ve birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Ayrıca sağlık örgütleri, (Dünya Sağlık Örgütü / WHO) damar sertliği, şeker hastalığı oranlarının yüksek olduğu toplumlarda kullanılan yağların içindeki yağ asidinin en az %30'unun linoleik asit olmasını önermektedirler ki bu da zeytinin değerini büyük ölçüde artırmaktadır. (14)
Zeytinin faydaları sadece linoleik asitle sınırlı değildir. İçindeki klor sayesinde de karaciğerin çalışmasına yardımcı olur ve böylece vücudun atıklardan kurtulmasını kolaylaştırır. Bunun yanında iskelet yapısı üzerinde çok olumlu katkısı vardır, dinçlik ve uzun ömür açısından tüketilmesi çok önemlidir. Ayrıca beyin atardamarlarının sağlığına da olumlu etkisi vardır. (15)
Zeytinin insana sağladığı bu faydaların yanında bir yönü daha vardır. Zeytinden elde edilen zeytinyağı da, önemli bir besin türüdür.
Zeytinyağı, diğer katı yağların aksine, kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır. Bu özelliği nedeniyle, tüm uzmanlar tarafından en çok tavsiye edilen yağ çeşidi olarak bilinir. Ayrıca ister sıcak, ister soğuk sindirilsin, zeytinyağı mide asitini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur.(16)
Bunun yanısıra safra salgısını harekete geçirerek, safra bileşiminin en mükemmel hale gelmesini sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve safra taşı riskini azaltır. (17)
Zeytinyağının koroner damar hastalığının gelişmesini önleyici bazı özellikleri olduğu saptanmıştır. Zeytinyağının kanda dolaşan LDL adlı zararlı kolesterol düzeyini düşürdüğü, HDL adlı faydalı kolesterol düzeylerini ise yükselttiği saptanmıştır. (18)
İçerdiği E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin kemik gelişmesine, mineralleşmesine yardımcı olması bakımından oldukça önemlidir, kalsiyumu sabitleyerek kemikleri güçlendirir. Zeytinyağı, büyüme gösteren organizmalar için hayati önem taşır. Antioksidan elementler ve insan için büyük önem taşıyan linoleik asit gibi yağ asitleri içerir ki bunlar hormonlara destek olur ve biyolojik hücre zarı sentezine de yardımcı olurlar. Bu vitaminler aynı zamanda, hücre yenileyici özelliklere sahip olmalarından dolayı, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar.
Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır. Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır. Ancak sağlık alanındaki en önemli özelliği kalp ve damar hastalıkları üzerinde olumlu etkileridir. Zeytinyağı, tüm bu özellikleri dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini çekmektedir. (19)
Kuran'da Faydalarına Dikkat Çekilen Hurma
Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)
Hurma da, Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği bir meyvedir. Sıcak iklimlerde kuru toprakta yetişen bu meyvenin faydalarına, Kuran'ın Meryem Suresi'nde de dikkat çekilmiştir. Allah doğum sancısı çekmekte olan Hz. Meryem'e hurma yemesini vahyederek, bu bitkide gizlenen sağlık verici özelliğe yönelik bir işaret göstermiştir:
Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun…" (Meryem Suresi, 24-26)
Kuşkusuz ayette özellikle hurmaya dikkat çekilmesi son derece hikmetlidir. Bu doğrultuda hurmanın özelliklerini incelediğimizde, ayetlerde dikkat çekilen hikmeti daha iyi anlarız.
Hurma her şeyden önce içerdiği %50'den fazla şeker ile son derece besleyici bir besin değerine sahiptir, yüksek kalori ihtiva eden fruktoz ve glukoz içerir. Çok kolay ve hızlı bir şekilde hazmedilebilir. (20) İçindeki şeker, gerilen sinirleri rahatlatır, psikolojik güven verir. Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı vücut şekerinin de düşmesine sebep olur. Bu yüzden vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması önemlidir ve hurma bu konuda fayda verir, tansiyon düşmesini de engeller. Örneğin et de faydalı bir gıdadır ancak özellikle böyle bir dönemde taze bir meyve olan hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde bol protein içeren etin fazla tüketilmesi vücutta zehirlenmeye de neden olabilir. Hazmı kolay olan, hafif sebze, meyve türü yiyeceklerin tercihi daha uygun bir seçimdir.
Hz. Meryem'le ilgili ayetin işaret ettiği yönde hurma, hamileler ve emzikli kadınlar için de çok faydalıdır. Çocuğun anne karnında iyi gelişmesini sağlar ve annenin zayıf düşmesini önler. Annenin sütü bol ve besleyici olur. (21)
Aynı zamanda beyin için de son derece faydalıdır. % 2.2 oranında protein, A vitamini, B1 ve B2 vitaminleri içermektedir. İçerdiği protein sayesinde vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut sıvısını dengeler. İçindeki A vitamini sayesinde, görme gücü ile vücut direncini artırır, kemik ve dişlerin güçlenmesini sağlar. B1 vitamini ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını kolaylaştırır. Vücudun karbonhidratları enerjiye çevirmesine yardımcı olur. İştah ve sindirimi düzenler. Vücudun protein ve yağı metabolize etmesini sağlar. B2 vitaminiyle de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur.
Bununla birlikte, potasyum, sodyum, kalsiyum, demir, manganez ve bakır gibi vücut için gerekli olan minerallere sahiptir. Yine içerdiği potasyumun sodyum ile birlikte faaliyet göstermesi sonucunda kalp ritimlerini normalleştirir. Potasyum beyne oksijen gitmesine de yardımcı olarak berrak düşünebilmeyi sağlar. Bununla beraber vücut sıvıları için uygun alkalik özelliği sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için böbrekleri uyarır. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım eder ve sağlıklı deri oluşumunu sağlar.(22)
Hurmanın ilgi çekici bir özelliği de yetiştiği ortamın insanları için son derece faydalı özellikler taşımasıdır. İçerdiği protein ve şeker, hurmanın genel olarak yetiştiği çöl ortamı için en besleyici besin türleridir.
Anne Sütünün Faydalarına Yönelik İşaretler
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Bana'dır. (Lokman Suresi, 14)
Ayette dikkat çekilen noktalardan biri bebeğin iki yıl boyunca anne sütüyle beslenmesine ilişkindir. Bilindiği gibi anne sütü bebeğin tüm ihtiyacını karşılayacak özellikte bir besindir. Allah, insanı daha doğar doğmaz, koruma altına almış ve ona dünya üzerinde başka hiçbir besinden elde edemeyeceği kadar faydalı bir içecek sunmuştur.
Bu, bebek için son derece hayati bir önem taşımaktadır çünkü dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren, vücudu artık hayata uyum sağlamak zorundadır. Ve bu uyum için de ilk şart bedeninin kusursuz bir şekilde beslenerek güçlenmesi ve gelişmesidir.
Anne sütü, bileşimindeki maddeler sayesinde hem yeni doğan bebek için mükemmel bir besin kaynağı olmakta, hem de bebeğin ve annenin hastalıklara karşı direncini artırmaktadır. Doktorlar suni olarak üretilen mamaların ancak sütün yetersiz olduğu durumlarda kullanılması, çocuğun özellikle ilk aylarda kesinlikle anne sütüyle beslenmesi gerektiği konusunda birleşmektedirler. Çünkü bebek için, anne sütünün yerini tam olarak tutan, onunla aynı özelliklere sahip olan başka bir gıda yoktur.
Ayrıca son derece mucizevi şekilde her annenin sütü, bebeğin ihtiyacına göre üretilir. Örneğin erken doğum yapmış annelerin sütleri, normal gebelik süresini tamamlayan annelerinkine oranla çok daha farklı ve bebeğin o anki ihtiyaçlarına cevap verebilecek yoğunlukta ve niteliktedir.
Anne sütünün başka bir özelliği de, antibakteriyel olmasıdır. Oda sıcaklığında altı saat tutulan sütlerde bakteriler gelişerek sütü bozduğu halde, bu süre zarfında anne sütünde bakteri oluşmaz. Bebek tarafından sindirimi son derece kolay olan anne sütünün mükemmelliğine günümüzün ileri teknolojisinin ürettiği modern bebek mamalarının hiçbiri ulaşamamıştır.
Baldaki Sayısız Yararlar
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
Bal, gerek içinde barındırdığı vitaminler ve minerallerle, gerekse yapısal özellikleri sebebiyle insanlar için gerçekten de tam bir şifa niteliğindedir. İçinde, kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve fosfor gibi mineraller, glukoz, fruktoz gibi şekerler, B1, B2, B3, B5, B6 ve C vitaminleri bulunmaktadır. 8 Bunların yanısıra, içinde az miktarlarda, bir takım hormonlar, çinko, bakır ve iyot da vardır. Hiç kuşkusuz balın içindeki tüm bu besinler, insan sağlığı açısından son derece önemli ve faydalıdır.
1993 senesinde Dünya Arıcılık Kongresi'nde bilim adamları bal hakkında şu yorumlarda bulunmuşlardır:
Kongre'de, arı ürünleri ile tedavi konusu ağırlık kazandı. Özellikle ABD'li bilim adamları bal, arı sütü, polen ve arı reçinesinin (propolis) birçok hastalığı tedavi ettiğini bildirdiler. Romanyalı bir doktor balı katarakt hastaları üzerinde denediğini ve 2094 hastadan 2002'sinin (%95) bal sayesinde tam olarak iyileştiğini açıkladı. Polonyalı doktorlar ise arı reçinesinin hemoroid, deri hastalıkları, kadın hastalıkları gibi birçok hastalığa iyi geldiğini tespit ettiklerini bildirdiler. (23)
Balın bir özelliği de, şekere oranla %40 daha az kalori içermesidir. Bu özelliği ile bal, hem yüksek enerji veren, hem de düşük kalorili olan yegane besinlerden biridir.
Düşük kalorili olan bu lezzetli şerbetin bir diğer özelliği de kolay sindirilir olmasıdır. Balın içerdiği, fruktoz, glukoza dönüşebilme özelliğine sahip bir şekerdir. Bu sayede bal, yüksek miktarda asit içermesine karşın, midesi rahatsız olanlar tarafından bile rahatlıkla sindirilebilmektedir.
Balın ayrıca, böbreklerin ve bağırsakların rahat çalışmasını sağlayacak bir yapısı vardır. Aynı durum içerdiği serbest şekerler sebebiyle beynin de çalışmasını kolaylaştırır. Beden için kolaylaştırdığı bir diğer şey ise, kan dolaşımı ve kanın temizlenmesidir. Kanın temizlenip, vücutta dolaşmasına yardımcı olmasının yanısıra, kanın bizzat yapımında da rol oynar. Vücuda sağladığı bol enerji, kan yapımı için gerekli olan enerjinin büyük kısmını karşılayacak niteliktedir.
Tüm bunların yanısıra damar sertliği gibi tehlikeli rahatsızlıklara karşı koruyucu niteliğe sahip olan bal aynı zamanda bakteri öldürücü özelliğe de sahiptir.
Ilık suyla karıştırıldığında 7 dakika gibi kısa bir sürede kana karışan bal, bu özelliği ile bedene şifa dağıtma görevini en iyi ve en hızlı şekilde yerine getirebilmektedir. Ayrıca bal, sulandırıldığında antibakteriyel ama dokulara zarar vermeyen bir antiseptik ortaya çıkmış olur. Bunun dışında balın içinde antibakteriyel özellikleri olan birkaç kimyasal madde de (pinocembrin, terpenes, benzyl alcohol, vb. )bulunmaktadır.
Arıların, insan sağlığına olan katkıları yalnızca bu kadarla sınırlı değildir. Bir başka ürünleri de arı sütüdür.
Arıların, kraliçe arıyı besleyebilmek için salgıladıkları, pelte kıvamında ve keskin kokulu olan bu madde, insanlar için ayrı bir şifa kaynağı niteliğindedir. Arı sütü denilen bu maddenin içinde fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum gibi mineraller, B2, B3, B6 vitaminleri, protein ve karbonhidrat bulunur.
Arı sütünü insanlar, bedensel yorgunluklarda, zafiyet gibi vücudun kuvvetsiz düştüğü zamanlarda, damar sertliği ve doku yaşlanmalarından ileri gelen rahatsızlıkların iyileştirilmesinde kullanırlar. (24)
"Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır..." ayetinde ifade edildiği gibi arı da tüm bu şifa verici özellikleriyle Allah tarafından insanoğlunun emrine verilmiştir. (Lokman Suresi, 20)
Kuran'da Dikkat Çekilen Bir Besin: Balık
Kuran'da genel olarak deniz ürünlerine dikkat çekilmesinin yanısıra, balığa yönelik olarak özel bir işaret de vardır. Kehf Suresi'nde Musa peygamber ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa çıktığı ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları anlatılır:
(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum..."
(Kehf Suresi, 62-63)
(Kehf Suresi, 62-63)
Ayetlerde dikkat çeken nokta, böyle uzun bir yolculuk sırasında yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olmasıdır. Allah müminlere böyle bir kıssayı bildirerek, balığın faydalarına, besleyici yönüne işaret etmiş olabilir.
Balığın besin olarak özelliklerini araştırdığımızda da çarpıcı bilgilerle karşılaşırız. İçerdiği fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller sayesinde büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlar. Eklem ağrılarını azaltır, sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasını sağlar, cilt rengini güzelleştirir, saçların daha sağlıklı olmasını sağlar, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadeleye yardımcı olur. Ayrıca kandaki kolesterol oranını düzenleyici etkisiyle kalp krizlerinin önlenmesinde rol oynar. Nişasta ve yağların metabolizmaya katılmalarına yardım ederek daha enerjik ve daha kuvvetli olunmasını sağlar. Öte yandan da zihinsel faaliyetlerin düzenli çalışmasında etkilidir.
Bu özelliklerinin yanısıra, içerdiği D vitamininin ve diğer minerallerin yeterli miktarlarda alınmaması durumunda da, raşitizm, diş eti hastalıkları, guatr, hipertiroid gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. (25)
1 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.72
2 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.72
3 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.72
4 Foods & Food Production Encylopedia, s.16
5 Prof.Ayşe Baysal, Beslenme, Hatipoğlu Yayınevi, Ankara: 1996,
6. Baskı, s.108-109 6 Prof.Ayşe Baysal, Beslenme, Hatipoğlu Yayınevi, Ankara: 1996, 6. Baskı, s.204
7 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.81
8 Bilim Teknik Dergisi, Temmuz 1987, s.30 Gıda Günlüğü, Gülgün Akbaba
9 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.81
10 Hürriyet Gazetesi, 19 Mart 1999
11 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.90
12 Focus Dergisi, Mart 1999, Sayı 3, s.43
13 Dr.Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.88
14 Scientific Encyclopedia, s.207
15 Muammer Kayahan, "Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı", Bilim Teknik Dergisi, Nisan 1995, s.48
16 Muammer Kayahan, "Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı", Bilim Teknik Dergisi, Nisan 1995, s.48
17 Muammer Kayahan, "Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı", Bilim Teknik Dergisi, Nisan 1995, s.48
18 Lale Tokgözoğlu, H.Ü. Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümü, Bilim Teknik Dergisi, Nisan 1995, s.50
19 Hürriyet, 14 Mayıs 1997, Ayşegül Kartal, Zeytinyağı Kongresi
20 Dr. Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.80
21 Dr. Mehmet Göbelez, Gıdalarımız ve Sağlığımız, Mars Matbaası, Ankara: 1973, s.80
22 The Independent Newspaper, 9 June 1995
23 Hürriyet Gazetesi, 19 Ekim 1993
24 Büyük Laurausse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, 2. Cilt, s. 786
25 Bilim ve Teknik Dergisi, Eylül 1998, s.86
Kuran- ı Kerim' de "Bedevi Karakteri"
Derin İmanın Önündeki Engel: Bedevi Karekteri
Yüzeysellik nedeniyle oluşan Bedevi karakterinin temel özellikleri nelerdir?
Kuran-ı Kerim’de Bedevi karakterinin din ahlakına uygun olmadığı hangi ayetlerle haber verilmiştir?
İman edenler için yalnızca bitkiler, hayvanlar, insanlar yani sadece evrendeki canlılık değil, bir otomobilden çaydanlığa, bir toplu iğneden devasa gökdelenlere kadar her şey derinlemesine düşünmeye vesile olan birer iman hakikatidir. Hayata böyle bakan Müslümanlar yüzeysel ve düşüncesiz bir karakterden uzaklaşır ve Allah’ın izniyle derin bir imana sahip olurlar. Bazı insanlar ise, Müslümanların şiddetle kaçındığı yüzeyselliği yaşamakta bir sakınca görmezler. Bu kişiler yaşamları boyunca Kuran’da yerilen Bedevi karakterine benzer bir karakter sergileyerek dünyada ve ahirette büyük bir kayıp yaşarlar.
İman eden bir insan için çevresinde bulunan herşey Allah’ın varlığını delillendiren birer iman hakikatidir. Yeryüzünde bulunan canlı-cansız bütün varlıkları, hassas dengelerle donatılmış evreni ve içindeki her bir nesneyi Allah’ın yarattığını bilen insan, çevresinde olup biten herşeyi buna göre değerlendirir. Yaratılış delili olarak yalnızca ağaçları, çiçekleri ya da hayvanların şaşırtıcı özelliklerini düşünmez. Onun için Allah’ın yarattığı kolaylıklar örneğin taşıma araçları, cep telefonu, elektronik cihazlar ya da bir bilgisayar da birer iman hakikatidir. Bunların da Allah’ın dilemesiyle var olduğunu bilir ve işlerini kolaylaştırdığı için Allah’a şükreder.
Ancak günümüzde bazı insanlar, kalabalık şehirlerin boğucu atmosferinde, tekdüze ve kalıplaşmış bir hayata kendilerini kaptırdıkları için karşılarına çıkan yaratılış delillerini göremezler. Böyle insanlar, olayları kalp gözüyle değerlendirmedikleri ve çevrelerindekiler üzerinde derin düşünmedikleri için son derece yüzeysel bir bakış açısına sahiptirler. Bu yüzeysel bakış ise zamanla, duyarsız, yeri geldiğinde kaba ve düşüncesiz insanların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Kuran’da Bedeviler
Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de, manevi derinlik ve kavrayıştan uzak olan, sadece dar kalıplar ve basit mantıklar içinde düşünen insanlara örnek olarak “bir kısım Bedevi”leri göstermiştir.
Bedeviler, Peygamber Efendimiz (sav) döneminde, çölde yaşayan göçebe kabilelerdi. Şehirli Araplar edebiyat ve estetik kültürüne sahipken; Bedeviler cahil, sert ve kaba tabiatlı bir toplumdu. Böyle bir karakter, din ahlakının gereği gibi kavranması ve yaşanması için büyük bir engeldir.
Allah Kuran’da Bedevilerin bu kötü ahlak özelliklerini şöyle bildirmiştir:
“Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha ‘yatkın ve elverişlidir.’ Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 97)
Bedevilerin Kirli Kültürü
Göçebe bir hayat süren Bedeviler itaatsizliğe ve sınır tanımamaya eğilimli idiler. Peygamber Efendimiz (sav) gibi mübarek bir insanı bizzat görmelerine, sohbetlerine katılmalarına, O’nun tebliğini şahit olmalarına, O’nun üstün ve seçkin ahlakına, her durumda asil, kaliteli ve modern tavırlarına bizzat şahit olmalarına rağmen Bedevilerin çoğu, kendilerini geliştirememiş, kaba ve basit bir çizgide kalmışlardır.
Bedevi karakteri gösteren insanlar, pek çok şeyi akledemiyor, Kuran’da buyrulduğu gibi ince düşünceli olamıyorlardı. Örneğin bir kısmı Peygamberimiz (sav)’e odaların ardından sesleniyor, O’nun sohbetlerinde seslerini yükseltiyor, sözde öne geçmeye çalışıyorlardı. Allah “Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor. Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde (bu,) kendileri için daha hayırlı olurdu...” (Hucurat Suresi, 4-5) ayetleriyle onların bu tavırlarının da yanlış olduğunu bildirmiştir.
Kaba bir düşünce yapısına sahip oldukları için Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını, yüksek vicdanını, sabrını, hoşgörüsünü takdir edemiyor, edep ve adaptan anlamıyorlardı. Allah’ın sevdiği ve seçtiği mübarek bir peygamberle aynı dönemde yaşamanın, onu görmenin, tanımanın ne büyük lütuf olduğunun şuurunda değillerdi.
Allah, Peygamberimiz (sav)’in yanında konuşmasıyla öne geçmeye çalışan, ses yükselterek konuşan kaba ve nezaketsiz insanların bu çirkin tavırları üzerine bazı ayetler indirmiş ve bu insanları, yaptıkla rı amellerin boşa gidebileceğini hatırlatarak uyarmıştır:
“Ey iman edenler, Allah’ın Resûlü’nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider.” (Hucurat Suresi, 1-2)
Kuran’da yerilen “Bedevi karakteri”, cehaleti, düşüncesizliği, kabalığı temsil etmektedir. Bu karakteri düzeltmek için insanların, kültürlü, derin düşünen, Allah’ın yaratmasındaki üstün sanatı ve hikmetleri kavrayabilen bir hale gelmeye çalışmaları gerekir. İman hakikatlerini araştırmak, öğrenmek, düşünmek ve yorumlamak ise Allah’ın bizden istediği ahlakın temelidir.
Bir ayette, Müslümanın bu özelliği şöyle bildirilir:
“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 191)
Bedevi Karakterinin Günümüzdeki Örnekleri
Gerek geçmişte gerekse günümüzde Bedevi karakterini benimsemiş kişiler, Allah’ın Kuran’da bildirdiği ve Hz. Muhammed (sav)’in hayatında en güzel örneğini gördüğümüz asil, kaliteli ve modern Müslüman hayatını yaşayamazlar. Zayıf imanları, dar düşünce yapıları, düşük akılları ile Kuran ahlakını yaşamlarına tam manasıyla geçiremezler. İçinde bulundukları karanlık ruh halini ise bakışlarıyla, konuşmalarıyla, eğlence şekilleriyle, espri anlayışlarıyla, estetik ve güzellikten anlamayan kaba yapılarıyla ve çirkin tavırlarıyla dışa vururlar.
Kelime itibariyle “çölde göçebe yaşayan insan” olarak bilinen Bedevi karakteri, aslında Kuran’da bildirilen ve iman edenlerin kendilerini sakındırmaları gereken kötü ahlak özelliklerinin genel adıdır. 21. yy'da en teknolojik ve gelişmiş şehirlerde yaşayan insanlarda bile –özellikle iman etmeyenlerde- sıkça rastlanan ve Kuran ahlakına tamamen zıt kurallar içeren Bedevi karakteri, insanların yaşadıkları yer veya bulundukları sosyal statü ile değişebilen birşey değildir. Kuran’da tarif edilen güzel ahlaktan habersiz olan herkesin gösterebileceği bir ahlak olan Bedevi karakteri, insanların toplum içinde çevrelerindekileri rahatsız etmeden yaşamalarına imkân vermez.
Bedevi karakterli insanlar:
- Akılsızdırlar, iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımını yapamazlar.
- Ferasetsizdirler, çok aşamalı düşünme yetenekleri yoktur.
- Bencil, kıskanç ve duyarsızdırlar.
- İnsani özellikleri gelişmemiştir, estetikten ve güzelliklerden anlamaz ve zevk almazlar.
- Karşılarındaki kişilere saygı duymadıkları gibi kendilerine bile saygı duymazlar.
- Bir kısmının dış görünüşleri nezih gibi dursa da aslında gerçekte kirli ve dağınık bir yapıya sahiptirler. Manevi olarak sahip oldukları kötü ahlak bedenlerine ve hareketlerine de yansır.
- Kadına ve çocuklara değer vermeyen, asabi, aç gözlü, patavatsız ve görgüsüz tavırlar sergilerler. Aynı zamanda tamahkâr ve boşboğazdırlar.
Bütün bu kötü ahlak özelliklerini içinde barındıran Bedevi karakterini Allah Kuran’da yermiş, insanları bu tip bir yapıdan uzak durmaları konusunda uyarmıştır. Kuran’da böylesine dikkat çekilen ve kesinlikle uzak durulması tavsiye edilen Bedevi karakterinden sakınmak, her Müslümanın titizlik göstermesi gereken bir konudur.
Müslümanlar Bedevi Ahlakından Uzaktırlar
Basit insanların saygıdan uzak üslubunu salih müminlerde görmek ise kesinlikle mümkün değildir. İşte müminlerin güzel ahlaklarından örnekler:
- Allah’tan korkan bir insanın konuşmalarında, her zaman karşı tarafa rahatlık verecek bir üslup ve anlatım olur.
- Allah’a karşı duyduğu korku, kişinin, samimi ve mütevazı tavırlar sergilemesini sağlar.
- Müminler konuşmalarında son derece anlaşılır ve rahat ifadeler kullanırlar.
- Düşündüklerini açıkça ifade eder, hiçbir zaman hissettiklerini söylemek için ima yolunu seçmezler.
- Saygıya uygun olmayan, karşı tarafın kalbinde şüphe veya burukluk meydana getirebilecek bir üslubu kesinlikle kullanmazlar.
- Vicdanlı, akılcı ve güzel üslup sadece konuşmalarında değil, her türlü davranış ve düşüncelerinde de kendini gösterir.
Müminlerin, Peygamberimiz (sav)’e gösterdikleri saygıda ne kadar titiz oldukları"Şüphesiz, Allah’ın Resulü’nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır." (Hucurat Suresi, 3) ayetinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Yüzeysel Karektere Derinlemesine Çözüm
Kaba ve yüzeysel karakter tüm tavır ve konuşmalara yansımasının yanında esas olarak ruhta ve düşüncede yaşanan bir sorundur. Bu yüzden de bundan kurtulmanın yolu tavırların tek tek ele alınıp düzeltilmesi gibi bir yöntem değildir. Çünkü böyle bir durumda kişi öğrendikleri dışında bir olayla karşılaştığında yine aynı tavırları sergileyebilecektir. Üstelik bildiklerini de uygulamada sorunlar yaşayacaktır. Çünkü bir insanın bakış açısı ve düşünceleri ne ise tavırlarına da bu yansır. Mantığını anlamadığı, gerekliliğine inanmadığı bir şeyi uygulamakta güçlük çeker. Bunun çözümü sanıldığı gibi zaman alan, zor ya da karmaşık birşey değildir, aksine son derece kolaydır.
Çözüm, Allah’tan gereği gibi korkmak ve Kuran ahlakını yaşamaya samimi niyet etmektir. Allah’a iman eden ve Kuran ahlakını tam olarak hayata geçiren her insan, basit karakter özellikleri göstermekten kurtulur. Allah’tan gereği gibi korkup sakınması, her an her yerde vicdanlı davranması onu yüzeysel düşünmekten, yüzeysel hareket etmekten tümüyle sakındırır. Böyle bir kişi nefsine uymaktan şiddetle kaçınır ve Allah’ın “Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 9-10) ayetlerinde dikkat çektiği gibi nefsini kötülüklerden arındırmaya çalışır. Bu karakterden kurtulmanın yolu insanın fıtratına uygun tek ahlak şekli olan Kuran ahlakını yaşamasıdır. Tüm kalbiyle ve ruhuyla Allah’a teslim olmaya karar vermiş; O’nun razı olacağı umulan şekilde yaşamaya, eski davranışlarından tamamen uzaklaşmaya ve kendini yenilemeye tam olarak niyet etmiş bir insan, bu karakterden Allah’ın izni ile kolayca kurtulabilir.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 57. sayı (Mart 2009) 42. sayfada yayınlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

