derin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
derin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türkiye'nin Üniter Yapısı Asla Bölünemez. Biz Tek Bir Milletiz Birliğimiz, Beraberliğimiz Esastır


Türkiye Cumhuriyeti Devleti, üniter bir devlettir; yani kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeleri yoktur. “Federatif” yapılar yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkisi tüm Türkiye topraklarını kapsar ve her Türk vatandaşı bu topraklar üzerinde eşit muamele görür. Söz konusu üniter devlet yapısı, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün ve iç huzurunun en büyük teminatıdır.


Vatanın bütünlüğü; devletin fiziki yapısını meydana getiren ulusun birliğini, bütünlüğünü ve bölünmezliğini ifade eder. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün tanımladığı ve bu nedenle de “Atatürk milliyetçiliği” olarak anılan bu milliyetçilik anlayışının en önemli özelliği, kültür temeline dayanmasıdır. Etnik kökeni, dini, dili her ne olursa olsun, kendisini “Türk” olarak tanımlayan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır. Türk kültürünü paylaşan, kendisini Türk Milleti’nin bir ferdi addeden herkes, kökeni ne olursa olsun, Türk’tür ve Türkiye vatandaşıdır.


Atatürk’ün temel düşüncesini hedef alan Türkiye Cumhuriyeti  hiçbir zaman vatanı milletten ayrı düşünmemiştir. Bu nedenle milletin üzerinde yaşadığı vatan, bir bütündür, kutsaldır. Atatürk vatanın bağımsızlığı ve bölünmezliği ilkesini, Amasya Genelgesi’nde “Ya istiklal ya ölüm”, Erzurum Kongresi’nde, “milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür” şeklinde ifade etmiştir. Bu görüş Sivas Kongresi’nde de aynen kabul edilerek, Misak-ı Milli ile milletçe uygulanan bir politika halini almıştır. Misak-ı Milli ve Kuva-yi Milliye ruhu ile Atatürk’ün liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, hem siyasi yapılanma hem de insan unsuru bakımından (üniter) devlet temel niteliğiyle oluşturulmuştur.


Türkiye’nin Etnik Yapısındaki Çeşitlilik Türkiye’nin Güzelliği ve Zenginliğidir. Etnik Çeşitlilik Asla Üniter Devlet Yapısının Bozulmasını Gerektirmez


Türkiye ve Türk Milleti, tarih boyunca hem bölgesel ve  evrensel tehditlere hem de iç ve dış düşmanların tehdidine maruz kalmış bir ülkedir. Uluslararası siyaset alanında sahip olduğu jeo-politik durumu ve üstlendiği önemli rol nedeniyle, şiddetli düşmanlıklara, zalim ve hain tertiplere, çeşitli saldırılara hedef olmuştur. Ama milletimiz saldırılara karşı koymayı daima başarmıştır. Bu tür tehditler günümüzde de devam etmekte, art niyetli kişiler vatanımızın bölünmez bütünlüğünü hedef alarak milli birlik ve beraberliği bozmayı hedeflemektedirler.
Günümüzde iç ve dış düşmanların Türkiye’yi zayıflatmak, milli birlik ve beraberliği bozmak amacıyla başvurdukları yöntem ülkemizin etnik yapısındaki çeşitliliği kullanmaktır. Çünkü bilindiği gibi Anadolu toprakları tarih boyunca pek çok milletin bir arada barış ve huzur içinde yaşadığı bir bölge olmuştur. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun bu konudaki hassasiyeti ve adaletli yönetim sistemi sayesinde pek çok farklı etnik grup barış içinde bu topraklarda yaşamış hatta aynı saflarda savaşmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti, farklı etnik grupların birarada yaşadıkları Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olarak kurulmuştur. Osmanlı’nın asli unsuru her zaman için Türkler olmuştur, hatta bu nedenle Avrupalılar “Osmanlı” demektense “Türk” demeyi tercih etmişlerdir. Ancak bu İmparatorluk içinde, Arap, Boşnak, Arnavut, Çerkez, Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi gibi farklı etnik gruplar da yaşamıştır. İmparatorluğun son dönemlerinde önce gayri-müslim azınlıklar, sonra da Araplar Osmanlı’dan ayrılarak kendi yollarını çizmişlerdir. Türkiyemiz, Misak-ı Milli sınırları içinde kalan ve başta Türkler olmak üzere diğer bazı Müslüman etnik gruplardan oluşan bir ülke olarak kurulmuştur. Atatürk, yeni bölünme ve parçalanmalara imkan tanımamak için, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin Türk Milleti’nin bir parçası olduğunu, hiç kimsenin azınlık ya da “ikinci sınıf vatandaş” sayılamayacağını yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkesi olarak ilan etmiştir.


Bazı Çevreler İç Huzursuzluk Çıkarmak İçin Suni Gündemler Oluşturmaktadırlar

Son yıllarda ülkemiz gündeminde etnik konuların hararetli bir şekilde tartışılmaya başlanması, Türk Milleti’nin tarihten gelen ırk, din ve dil ayrımına kesinlikle dayanmayan birlik ve beraberlik anlayışına zarar vermektedir. Zaten gündeme getirilen bu konu tamamen suni bir konudur. Çünkü Türkiye’de etnik bir sorun yoktur. Din, dil, ırk ayrımı tarihte olduğu gibi bugün de söz konusu değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yüzyıllardır, Türkiye Cumhuriyeti’nde  ise 88 yıldır Kürdü, Lazı, Çerkezi, Musevisi, Arnavudu huzur içinde yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Bu milletlerden olan insanların hiçbiri bir devlet kurma ya da ülkemizi bölme amacında olmamışlardır.
Atatürk’ün ünlü “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüyle özetlediği milliyetçilik tanımı, bu planları bozan son derece akılcı ve isabetli bir tanımdır. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, işte bu milli temel üzerine kuruludur. Türkiye sınırları içinde, ana dili Türkçe olmayan, farklı bir etnik kökenden gelen gruplar bulunabilir, ancak bu vatandaşlarımız da Türk Milleti’nin birer parçasıdırlar. Türkiye’nin her yerinde ve herkes için geçerli olan kanunlar onlar için de geçerlidir. Türkiye’nin her yerinde ve herkes için geçerli olan temel hak ve özgürlüklere onlar da aynı şekilde sahiptir.


Türkiye’nin bölünmesi veya federatif devlet kurulması yönünde gafil açıklamalar yapan kişilere en güzel cevap, Türk Devletinin önderi Atatürk’ün birleştirici ve ırkçılıktan uzak olan şu ifadeleri olacaktır:
“... Bugünkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat (despot) devirleri mahsulü (ürünü) olan bu yanlış adlandırmalar, birkaç düşman aleti, gerici beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir tesir (etki) doğurmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de, tüm Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.”

Hem Türkiye’nin Hem de Bölge İnsanlarının Huzur ve Mutluluğu Türkiye’nin Üniter Yapısının Korunması ile Mümkündür


Yakın geçmişte Türkiye’nin üniter yapısını değiştirmeyi ve federatif bir devlet modeli kurmayı önerenler olmuştur. Ancak federasyon kavramı Türkiye için hem son derece gereksiz hem de son derece tehlikeli bir kavramdır. Federasyon, birbirinden farklı milletlerin aynı devlet içinde yaşadığı durumlarda söz konusudur. Oysa Türkiye’de tek bir millet vardır. Eğer etnik köken bir ayrılık nedeni sayılır ve federasyona gerekçe olarak kabul edilirse, o zaman nerede biteceği belli olmayan bir bölünme süreci başlar. Bu sürecin büyük huzursuzluklar, göçler ve toplumsal gerilimlere sebep olacağı ise açıktır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına sahip çıkmak, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin menfaatinedir ve bu yüzden de milli bir görevdir. Üniter yapıyı hedef alan cereyanlar, bilerek ya da bilmeyerek, Türkiye’yi zayıflatmak isteyen dış güçlere hizmet etmiş olurlar.

Büyük Önderimizin bize öğrettiği ve bıraktığı vasiyet  milli ve manevi değerlere bağlı, vatanını, bayrağını, milletini seven, milli ahlak inancına sahip olan, mukaddesatını korumak için her türlü fedakarlığı yapabilecek insanlar olmaktır.

Biz ve bizden sonra gelecek nesiller, dindar, milliyetçi duygular taşıyan, vatanı ve bayrağı uğruna hayatını ortaya koyan, yaşamı boyunca milletinin mutluluğu için çalışan, aile kurumunun kutsiyetini savunan insanlar olacaktır. Dolayısıyla milliyetçi ve vatansever halkımızın, Türkiye’nin üniter devlet yapısını bozmaya çalışan kişi, sistem ve ideolojilere karşı fikri mücadele içinde olmaları, sinsi odakların kirli oyunlarına gelmemek için dikkat göstermeleri şarttır.



Türkiye’nin Üniter Yapısını Bozmak İsteyenler Temeli Komünizm ve Darwinizme Dayanan Terör Örgütünün Destekçileridir

Terör örgütü PKK’nın bazı Kürt vatandaşlarımızı da aldatıp arkasına alarak Güneydoğu’da çeşitli habis faaliyetlerde bulunmasının sebebi gerçekte etnik temele dayanmamaktadır. Çünkü sorun etnik değil, ideolojiktir. Güneydoğu’da yaşanan bölünmenin tek bir nedeni vardır, o da komünizmdir. PKK’nın ideolojisi komünizm ve sosyalizm üzerine kurulmuştur. PKK’nın ayrı bir toprak parçası talep edip bu yönde faaliyetlerde bulunmasının da temelinde komünizmi yaşatma isteği bulunmaktadır. Çünkü bu ideoloji demokrasinin yaşandığı bir ülkede hayata geçirilemez. Komünizm, zor ve baskıya dayalı rejimini uygulamak için bağımsız ve izole bir toprak parçası üzerinde, tamamen kendi hâkimiyetini kurmaya ihtiyaç duyar.

Nitekim komünizmin girdiği ve bir rejim olarak uygulandığı tüm ülkelerde bölünme kaçınılmaz olmuştur. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Bu bölünmede hiçbir zaman etnik unsurlar rol oynamamış, sadece komünist ideoloji ön plana çıkmıştır. Bilindiği gibi Kore, Almanya ve Çin de komünist ideolojinin bir sonucu olarak bölünmüşlerdir. Bu ülkelerde farklı etnik kökenlerin varlığı gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak Kore, Güney ve Kuzey Kore, Almanya, Doğu ve Batı Almanya ve Çin de Milliyetçi ve Komünist Çin olarak gerek toplumsal anlamda gerekse de toprak olarak bölünmüşlerdir. Komünistler her devirde kendi ideolojilerini yaşatabilmek için bölücülük yaparak karışıklık çıkarmaktan geri kalmamış, ayrı bir toprak, ayrı bir ülke elde etmek amacıyla silahlı mücadeleye girmişlerdir.

Türkiye’nin üniter yapısının bozulmasını önlemek için yapılacak tek şey komünizmin temeli olan Darwinizmin fikri olarak çürütülmesidir. Güneydoğu bölgesinde yapılan Darwinist propagandalar, hastalıklı bünyeye yeni kanserli hücrelerin katılması gibi, yeni militanlar ve destekçiler kazandırmaktadır. Bu propagandada, insanın hayvandan türemiş bir canlı olduğu yalanı anlatılır. Böyle bir aldatmacayla eğitilen bir kimse ise, insanları aynı doğadaki canlılar gibi sorumsuz ve başıboş görür. Bu yanlış bakış açısıyla hayatın kökenini değerlendiren biri kendisini; tesadüfen dünyaya gelmiş ve yaşaması için savaşması gereken biri olarak görür. İnsanlar arasında tıpkı hayvanlarda olduğu gibi amansız bir yaşam mücadelesi olması gerektiği safsatası ile hareket edildiğinde ise çatışma ve masum insanları öldürmek son derece doğal karşılanır.

Bu nedenlerden ötürü Güneydoğu’daki olayları etnik açıdan değerlendirmek doğru değildir. Ortada bir sorun vardır; bu, komünist ideolojiye dayalı bir sistem kurmak için Türkiye’den, gerek silahlı mücadele ile gerekse de politik yollar aracılığıyla toprak kazanabilme hayalidir. Ancak bu şeytani plan, Mehdiyetin Türkiye’de doğup dünyayı kaplayacak manevi aydınlığı vesilesiyle asla gerçekleşmeyecektir. Hz Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceği yer olan Türkiye  Yüce Allah’ın hıfz-ı emanındadır inşaAllah.

Kuran- ı Kerim' de "Bedevi Karakteri"


Derin İmanın Önündeki Engel: Bedevi Karekteri 

Yüzeysellik nedeniyle oluşan Bedevi karakterinin temel özellikleri nelerdir? 

Kuran-ı Kerim’de Bedevi karakterinin din ahlakına uygun olmadığı hangi ayetlerle haber verilmiştir? 

İman edenler için yalnızca bitkiler, hayvanlar, insanlar yani sadece evrendeki canlılık değil, bir otomobilden çaydanlığa, bir toplu iğneden devasa gökdelenlere kadar her şey derinlemesine düşünmeye vesile olan birer iman hakikatidir. Hayata böyle bakan Müslümanlar yüzeysel ve düşüncesiz bir karakterden uzaklaşır ve Allah’ın izniyle derin bir imana sahip olurlar. Bazı insanlar ise, Müslümanların şiddetle kaçındığı yüzeyselliği yaşamakta bir sakınca görmezler. Bu kişiler yaşamları boyunca Kuran’da yerilen Bedevi karakterine benzer bir karakter sergileyerek dünyada ve ahirette büyük bir kayıp yaşarlar. 

İman eden bir insan için çevresinde bulunan herşey Allah’ın varlığını delillendiren birer iman hakikatidir. Yeryüzünde bulunan canlı-cansız bütün varlıkları, hassas dengelerle donatılmış evreni ve içindeki her bir nesneyi Allah’ın yarattığını bilen insan, çevresinde olup biten herşeyi buna göre değerlendirir. Yaratılış delili olarak yalnızca ağaçları, çiçekleri ya da hayvanların şaşırtıcı özelliklerini düşünmez. Onun için Allah’ın yarattığı kolaylıklar örneğin taşıma araçları, cep telefonu, elektronik cihazlar ya da bir bilgisayar da birer iman hakikatidir. Bunların da Allah’ın dilemesiyle var olduğunu bilir ve işlerini kolaylaştırdığı için Allah’a şükreder. 

Ancak günümüzde bazı insanlar, kalabalık şehirlerin boğucu atmosferinde, tekdüze ve kalıplaşmış bir hayata kendilerini kaptırdıkları için karşılarına çıkan yaratılış delillerini göremezler. Böyle insanlar, olayları kalp gözüyle değerlendirmedikleri ve çevrelerindekiler üzerinde derin düşünmedikleri için son derece yüzeysel bir bakış açısına sahiptirler. Bu yüzeysel bakış ise zamanla, duyarsız, yeri geldiğinde kaba ve düşüncesiz insanların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 

Kuran’da Bedeviler
 

Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de, manevi derinlik ve kavrayıştan uzak olan, sadece dar kalıplar ve basit mantıklar içinde düşünen insanlara örnek olarak “bir kısım Bedevi”leri göstermiştir. 

Bedeviler, Peygamber Efendimiz (sav) döneminde, çölde yaşayan göçebe kabilelerdi. Şehirli Araplar edebiyat ve estetik kültürüne sahipken; Bedeviler cahil, sert ve kaba tabiatlı bir toplumdu. Böyle bir karakter, din ahlakının gereği gibi kavranması ve yaşanması için büyük bir engeldir. 

Allah Kuran’da Bedevilerin bu kötü ahlak özelliklerini şöyle bildirmiştir: 

“Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha ‘yatkın ve elverişlidir.’ Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 97) 

Bedevilerin Kirli Kültürü
 

Göçebe bir hayat süren Bedeviler itaatsizliğe ve sınır tanımamaya eğilimli idiler. Peygamber Efendimiz (sav) gibi mübarek bir insanı bizzat görmelerine, sohbetlerine katılmalarına, O’nun tebliğini şahit olmalarına, O’nun üstün ve seçkin ahlakına, her durumda asil, kaliteli ve modern tavırlarına bizzat şahit olmalarına rağmen Bedevilerin çoğu, kendilerini geliştirememiş, kaba ve basit bir çizgide kalmışlardır. 

Bedevi karakteri gösteren insanlar, pek çok şeyi akledemiyor, Kuran’da buyrulduğu gibi ince düşünceli olamıyorlardı. Örneğin bir kısmı Peygamberimiz (sav)’e odaların ardından sesleniyor, O’nun sohbetlerinde seslerini yükseltiyor, sözde öne geçmeye çalışıyorlardı. Allah “Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor. Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde (bu,) kendileri için daha hayırlı olurdu...” (Hucurat Suresi, 4-5) ayetleriyle onların bu tavırlarının da yanlış olduğunu bildirmiştir. 

Kaba bir düşünce yapısına sahip oldukları için Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını, yüksek vicdanını, sabrını, hoşgörüsünü takdir edemiyor, edep ve adaptan anlamıyorlardı. Allah’ın sevdiği ve seçtiği mübarek bir peygamberle aynı dönemde yaşamanın, onu görmenin, tanımanın ne büyük lütuf olduğunun şuurunda değillerdi. 

Allah, Peygamberimiz (sav)’in yanında konuşmasıyla öne geçmeye çalışan, ses yükselterek konuşan kaba ve nezaketsiz insanların bu çirkin tavırları üzerine bazı ayetler indirmiş ve bu insanları, yaptıkla rı amellerin boşa gidebileceğini hatırlatarak uyarmıştır: 

“Ey iman edenler, Allah’ın Resûlü’nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider.” (Hucurat Suresi, 1-2) 

Kuran’da yerilen “Bedevi karakteri”, cehaleti, düşüncesizliği, kabalığı temsil etmektedir. Bu karakteri düzeltmek için insanların, kültürlü, derin düşünen, Allah’ın yaratmasındaki üstün sanatı ve hikmetleri kavrayabilen bir hale gelmeye çalışmaları gerekir. İman hakikatlerini araştırmak, öğrenmek, düşünmek ve yorumlamak ise Allah’ın bizden istediği ahlakın temelidir. 

Bir ayette, Müslümanın bu özelliği şöyle bildirilir: 

“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 191) 

Bedevi Karakterinin Günümüzdeki Örnekleri
 

Gerek geçmişte gerekse günümüzde Bedevi karakterini benimsemiş kişiler, Allah’ın Kuran’da bildirdiği ve Hz. Muhammed (sav)’in hayatında en güzel örneğini gördüğümüz asil, kaliteli ve modern Müslüman hayatını yaşayamazlar. Zayıf imanları, dar düşünce yapıları, düşük akılları ile Kuran ahlakını yaşamlarına tam manasıyla geçiremezler. İçinde bulundukları karanlık ruh halini ise bakışlarıyla, konuşmalarıyla, eğlence şekilleriyle, espri anlayışlarıyla, estetik ve güzellikten anlamayan kaba yapılarıyla ve çirkin tavırlarıyla dışa vururlar. 

Kelime itibariyle “çölde göçebe yaşayan insan” olarak bilinen Bedevi karakteri, aslında Kuran’da bildirilen ve iman edenlerin kendilerini sakındırmaları gereken kötü ahlak özelliklerinin genel adıdır. 21. yy'da en teknolojik ve gelişmiş şehirlerde yaşayan insanlarda bile –özellikle iman etmeyenlerde- sıkça rastlanan ve Kuran ahlakına tamamen zıt kurallar içeren Bedevi karakteri, insanların yaşadıkları yer veya bulundukları sosyal statü ile değişebilen birşey değildir. Kuran’da tarif edilen güzel ahlaktan habersiz olan herkesin gösterebileceği bir ahlak olan Bedevi karakteri, insanların toplum içinde çevrelerindekileri rahatsız etmeden yaşamalarına imkân vermez. 

Bedevi karakterli insanlar: 
  • Akılsızdırlar, iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımını yapamazlar. 
  • Ferasetsizdirler, çok aşamalı düşünme yetenekleri yoktur. 
  • Bencil, kıskanç ve duyarsızdırlar. 
  • İnsani özellikleri gelişmemiştir, estetikten ve güzelliklerden anlamaz ve zevk almazlar. 
  • Karşılarındaki kişilere saygı duymadıkları gibi kendilerine bile saygı duymazlar. 
  • Bir kısmının dış görünüşleri nezih gibi dursa da aslında gerçekte kirli ve dağınık bir yapıya sahiptirler. Manevi olarak sahip oldukları kötü ahlak bedenlerine ve hareketlerine de yansır. 
  • Kadına ve çocuklara değer vermeyen, asabi, aç gözlü, patavatsız ve görgüsüz tavırlar sergilerler. Aynı zamanda tamahkâr ve boşboğazdırlar.
Bütün bu kötü ahlak özelliklerini içinde barındıran Bedevi karakterini Allah Kuran’da yermiş, insanları bu tip bir yapıdan uzak durmaları konusunda uyarmıştır. Kuran’da böylesine dikkat çekilen ve kesinlikle uzak durulması tavsiye edilen Bedevi karakterinden sakınmak, her Müslümanın titizlik göstermesi gereken bir konudur. 

Müslümanlar Bedevi Ahlakından Uzaktırlar
 

Basit insanların saygıdan uzak üslubunu salih müminlerde görmek ise kesinlikle mümkün değildir. İşte müminlerin güzel ahlaklarından örnekler: 
  • Allah’tan korkan bir insanın konuşmalarında, her zaman karşı tarafa rahatlık verecek bir üslup ve anlatım olur. 
  • Allah’a karşı duyduğu korku, kişinin, samimi ve mütevazı tavırlar sergilemesini sağlar. 
  • Müminler konuşmalarında son derece anlaşılır ve rahat ifadeler kullanırlar.
  • Düşündüklerini açıkça ifade eder, hiçbir zaman hissettiklerini söylemek için ima yolunu seçmezler. 
  • Saygıya uygun olmayan, karşı tarafın kalbinde şüphe veya burukluk meydana getirebilecek bir üslubu kesinlikle kullanmazlar. 
  • Vicdanlı, akılcı ve güzel üslup sadece konuşmalarında değil, her türlü davranış ve düşüncelerinde de kendini gösterir.
Müminlerin, Peygamberimiz (sav)’e gösterdikleri saygıda ne kadar titiz oldukları"Şüphesiz, Allah’ın Resulü’nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır." (Hucurat Suresi, 3) ayetinden de açıkça anlaşılmaktadır. 

Yüzeysel Karektere Derinlemesine Çözüm
 

Kaba ve yüzeysel karakter tüm tavır ve konuşmalara yansımasının yanında esas olarak ruhta ve düşüncede yaşanan bir sorundur. Bu yüzden de bundan kurtulmanın yolu tavırların tek tek ele alınıp düzeltilmesi gibi bir yöntem değildir. Çünkü böyle bir durumda kişi öğrendikleri dışında bir olayla karşılaştığında yine aynı tavırları sergileyebilecektir. Üstelik bildiklerini de uygulamada sorunlar yaşayacaktır. Çünkü bir insanın bakış açısı ve düşünceleri ne ise tavırlarına da bu yansır. Mantığını anlamadığı, gerekliliğine inanmadığı bir şeyi uygulamakta güçlük çeker. Bunun çözümü sanıldığı gibi zaman alan, zor ya da karmaşık birşey değildir, aksine son derece kolaydır. 

Çözüm, Allah’tan gereği gibi korkmak ve Kuran ahlakını yaşamaya samimi niyet etmektir. Allah’a iman eden ve Kuran ahlakını tam olarak hayata geçiren her insan, basit karakter özellikleri göstermekten kurtulur. Allah’tan gereği gibi korkup sakınması, her an her yerde vicdanlı davranması onu yüzeysel düşünmekten, yüzeysel hareket etmekten tümüyle sakındırır. Böyle bir kişi nefsine uymaktan şiddetle kaçınır ve Allah’ın “Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 9-10) ayetlerinde dikkat çektiği gibi nefsini kötülüklerden arındırmaya çalışır. Bu karakterden kurtulmanın yolu insanın fıtratına uygun tek ahlak şekli olan Kuran ahlakını yaşamasıdır. Tüm kalbiyle ve ruhuyla Allah’a teslim olmaya karar vermiş; O’nun razı olacağı umulan şekilde yaşamaya, eski davranışlarından tamamen uzaklaşmaya ve kendini yenilemeye tam olarak niyet etmiş bir insan, bu karakterden Allah’ın izni ile kolayca kurtulabilir.

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 57. sayı (Mart 2009) 42. sayfada yayınlanmıştır.