Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Darwinizm Bir Kez Daha Çürütüldü
















Ülkelerin tarihinde, o ülkenin rutin alışkanlıklarını bozan, toplumun hafızasında ve bireylerin zihinlerinde silinmez izler bırakan bazı dönüm noktaları vardır.

İki ay önce, 15 Temmuz’da, Türkiye işte böyle bir dönüm noktası yaşadı. Bugüne dek Türk halkının bildiği herşeyin gidişatını değiştiren bir darbe teşebbüsü atlatıldı. Bu olay, ulusu etkileyen şok dalgaları ile birlikte halen sıcaklığını koruyor.

Bu karışıklığın ortasında, ülkede hakim olan yoğun tartışma konularından kısmen farklı ve büyük başarı olarak kabul edilen bir olay yaşandı.

Geçen ay İstanbul’da gerçekleşen “Yaşamın ve Evrenin Kökeni Uluslararası Konferansı” ABD’den ve Türkiye’den biyokimyagerler, astrofizikçiler ve tıp doktorlarına ev sahipliği yaptı. Etkinlik, evrim mekanizmalarının hayatın kökeni, tarihi ve tasarımını açıklayamadığını; genel algının aksine, bilimsel delillerin evrim teorisini desteklemediğini izah etmek amacıyla Türkiye’den Müslüman “Teknik Bilim Araştırma Vakfı” ile ABD’den Hristiyan “Reasons to Believe” (İnanmak için Nedenler - RTB)’in müşterek çabalarıyla gerçekleşti.

Ünlü astrofizikçi Dr. Hugh Ross’un kurduğu RTB, bilimin Allah’ın varlığını açıkça kanıtladığını anlayabilmeleri için Hristiyan gençlerini eğitmeyi amaçlıyor. Yıllar içerisinde; grubun üyeleri birçok kitap kaleme almış, ünlü etkinlikler düzenlemiş ve milyonlarca gencin bilim aracılığıyla Allah’ın yaratışını kavramasına yardımcı olmuştur.

Günün ilk konuşmacısı, Virginia ve Georgia Üniversiteleri’nde hücre zarlarındaki biyofizik alanında doktora sonrası çalışmalarını gerçekleştiren biyokimyager Dr. Fazale Rana’ydı. Dr. Rana; dinleyenleri hücre içerisinde harikulade bir yolculuğa çıkardı ve “bir Yaratıcı’nın var olması gerektiğine bilimin onu nasıl ikna ettiğini” açıkladı.

Konuşmasında, lisans eğitimindeki araştırmaların kendisini delillerin titiz bir incelemesini yapmaya nasıl yönlendirdiğini ve bunun da imanına vesile olduğunu anlattı.

“Allah’ın var olduğuna beni biyokimyanın ikna ettiğini söyleyebiliriz. Biyokimyasal sistemlerdeki zarif tasarımlar, detay ve ustalık beni “Hayat nasıl başladı?” sorusunu sormaya yöneltti.” diyen Dr. Rana sözlerine şöyle devam etti:

“Bilmek istiyordum. Bilim camiası katı mekanik süreçler aracılığıyla böyle harikulade biyokimyasal sistemlerin kökenini nasıl açıklıyor?

 30 yıl önceki açıklamaları inceledikten sonra, şok oldum. Bilim camiası tarafından sunulan açıklamalar bana ne yazık ki yetersiz göründü. Kimyasal ve fiziksel süreçlerin yaşamı başlatamayacağına ikna oldum. Bu farkındalık, zarif tasarımlar ve biyokimyasal süreçle birleşti ve -entelektüel sebeplerle- beni tek bir olası sonuca götürdü: Bir Yaratıcı mevcut ve yaşamı bu Yaratıcı var etmiş olmalı.”

Dr. Rana’nın konuşmasında vardığı sonuçlar, bir bilim adamı olarak uzun kariyerinin bir toplamı niteliğindeydi. Dr. Rana sözlerine şöyle devam etti:

“Biyokimyasal sistemleri incelediğimizde, bir Aklın eserine dair deliller ve bir Yaratıcı’nın parmak izlerini görüyoruz. Yaşamın kökenini kimyasal evrim ile açıklamaya çalışan her türlü girişimin başarısızlıkla sonuçlandığını gösterebiliriz. Ve laboratuvar ortamında yaşam üretme çabalarının tartışmasız olarak bir Akıl gerektirmesi; bizi gerçekten tek bir sonuçla baş başa bıraktı: Yaşamın kendisi, bir Aklın eseri olmak zorunda.”

İkinci konuşmacı olan Türk beyin cerrahı Dr. Oktar Babuna, Darwinizm’den ve dünyaya getirdiği zararlı etkilerinden bahsetti. Oldukça bilgilendirici olan konuşmasında, Dr. Babuna, 20.yy’da 300 milyon insanın ölümünden sorumlu olan Darwinizm’in herhangi bir bilimsel delile dayanmadığını vurguladı ve konuşması boyunca buna dair çok güçlü deliller sundu.

Dr. Babuna konuşmasının başında, Darwinizm’e dair açıklamalarını doğrulayan şu detaylı bilgileri paylaştı:

“Darwinizm, insanın şans eseri bir dizi olayın sonucu olarak bu dünyada var olduğu ve hayvandan türediği yalanını öne sürer. Üstelik, dünyadaki tek kanunun “hayatta kalmak ve bu hayatı devam ettirebilmek için bencil bir yaşam mücadelesi yürütmek” olduğunu iddia eder. Bu teoriye göre hayatta kalmak için, güçlü olanlar zayıf olanları ezmelidir.

Darwinizm’e göre, doğada zayıfları eleyen acımasız bir mücadele ortamı vardır. Bu fikirler, elbette, bugün dünyada gördüğümüz savaşların, şiddetin ve terörün temeli olmuştur.”

Moleküler ve Hücre Biyolojisi alanında doktorası olan Dr. Anjeanette Roberts de, evrim teorisinin yanlışlarına dair detaylı açıklamalarda bulundu ve konuşmasını şu sözlerle noktalandırdı:

“Doğa, Allah’ın varlığının güvenilir bir yansımasıdır. Kutsal metinler bize Allah’ın doğada Kendi ayetlerini gösterdiğini söyler. Sonuç olarak, Allah bilinmek ister ve Kendi varlığına dair işaretleri temiz bir aklı ve samimi bir kalbi olan kullarına açıkça gösterir.”

Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde yarı zamanlı çalışan astrofizikçi Dr. Jeff Zweerink ise, evrendeki hassas dengeleri ve ince ayarları göstererek evrene dair yapılan bilimsel keşiflerin Kutsal Kitaplarda bize verilen tariflerle nasıl eşleştiğini şöyle anlattı.

“Bilimsel tanımın Allah’ın bildirdiği detaylar ile örtüştüğü ve yaşamı desteklemek için tasarlanan bir evrende yaşıyoruz. Bu, her şeyi yaratan tek bir Allah’ın varlığına işaret ediyor.”

Bu önemli konferansın etkisinin özellikle Darwinist çevrelerde uzun süre hissedileceğine dair kuşku yok. Ancak, belki de çok daha önemlisi, bu etkinlik İslam ve Hristiyanlık dininin mensuplarının, aksi yöndeki tüm yoğun baskılara rağmen, işbirliği yapabildiğini ve hayırlı işler için birlikte çalışabildiğini gösterdi.

Aslında, hem Amerikalı bilim adamları hem Türk izleyicilerden her biri diğer tarafın gösterdiği şevk ve kucaklayan tavırdan açıkça etkilendi. Bu tavır konuşmalarına da, dinleyenlerin sorularına da ve oturum aralarına da yansıdı.

Gayretlerimiz ve benzer etkinliklerimiz devam edecek. Umuyoruz ki; bu etkinlikler sevgiden ve Hak’tan yana olan insanların harekete geçmek ve hayır yolunda işbirliği yapmak için fırsat beklediklerini göstermeye vesile olacaktır.

Bu konferans, işte buna bir örnekti ve şüphesiz sadece bir başlangıçtı.

Adnan Oktar'ın New Straits Times & News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://www.nst.com.my/news/2016/09/175385/darwinism-disproved-once-again

http://newsrescue.com/darwinism-disproved-once-again/



21. Yüzyılın Hemen Başında İnsan Genomu Projesinin Ortaya Koyduğu Gerçek


"Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size."

 (Enbiya Suresi, 18) 21. yüzyılın hemen başında ortaya çıkan bilimsel gelişmelerin tümü Allah''ı inkar eden ateist dünya görüşünü yerlebir ederken modern bilim, her alanda "Yaratıcı"nın varlığını kabul ediyor. Ateizm düşüncesi, eski çağlardan beri var oldu.  18. yüzyıl'da Diderot, Baron d'Holbach gibi materyalistler, evrenin sonsuzdan beri var olan bir madde yığını olduğunu ve madde dışında bir varlık alemi bulunmadığını öne sürdüler.19. yüzyılda ateizm daha da yaygınlaştı. Feuerbach, Marx, Engels, Nietzsche, Durkheim, Darwin, Freud gibi düşünürler, ateist düşünceyi farklı bilim ve felsefe alanlarına uyguladılar. Bu yazıda günümüzde farklı bilim dallarının bu yönde ortaya koydukları sonuçları kısaca analiz edecek ve önümüzdeki "ateizm sonrası" dönemin insanlığa neler getireceğini inceleyeceğiz.

Retina Hücrelerinden Bilgisayar Devrelerinin Tasarımına



Gözümüzün sinir hücreleri olan "retina hücreleri"nin gelen ışığı tanıyıp yorumlayarak, değerlendirdiği bilgiyi bağlantıda olduğu diğer hücrelere iletmesi, yeni bilgisayarlara model oluşturmaktadır.
Bunun sebebi ise retina hücrelerinin yalnızca ışığa hassas hücrelerden ibaret olmamasıdır.Retina birbirleriyle yoğun bir bağlantı oluşturmuş sinir hücrelerinden oluşur. Işığa ait sinyaller daha beyne iletilmeden önce birçok işlemden geçirilir. Örneğin retinayı oluşturan hücreler; cisimlerin kenarlarını hesaplar, ışık sinyalinin gücünü arttırır, aydınlık veya karanlığa göre uyum sağlar. Günümüzün güçlü bilgisayarları da bu işlemleri yerine getirebilmektedir, fakat retinadaki sinir ağı bu olağanüstü işlemi çok düşük bir güçte kolaylıkla gerçekleştirmektedir.

Sonsuz ilim sahibi Allah'ın insanın bedeninde yarattığı bu mükemmel yapıyı, benzersiz sanatı ve üstün ilmi takdir edebilen her insan, Allah'a yönelip dönmelidir. Kuran'da, bu nimetler karşısında Allah'a sürekli şükür içinde olunması gerektiği şu şekilde bildirilmektedir:
"De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)

Bilgisayarlardaki Virüs Tehlikesine Karşı Bağışıklık Sistemimizden Gelen Çözüm

Bir bilgisayar bir virüsten etkilenecek olursa bu, dünyadaki diğer bilgisayarların da etkilenebileceği anlamına gelir. Dolayısıyla pek çok firma, bilgisayar network sistemlerini virüslerden korumak için bir "bağışıklık sistemi" oluşturmanın gerekliliğini hissetmiş ve bu alanda çok sayıda çalışma yapmaya başlamışlardır. Bu çalışmaları sürdüren merkezlerden biri de New York'ta bulunan, IBM'in Watson Araştırma Merkezi'ndeki virüs yalıtım laboratuvarıdır. Burası, öldürücü virüslerle çalışan yüksek güvenlikli bir mikrobiyoloji laboratuvarıdır. Ayrıca burada, şimdiye kadar tanımlanmış 12.000 bilgisayar virüsünü teşhis edebilecek, aynı zamanda virüsü güvenli bir şekilde bilgisayarlardan izole ve yok edebilecek programlar üretilmektedir.
Biraz önce bahsettiğimiz siber alemdeki virüslere karşı mevcut bilgisayar sistemlerini koruyabilecek dünya çapında bir bağışıklık sistemi kurmaya çalışan firmalardan birisi de ünlü IBM firmasıdır.
Firma yetkililerinden biri olan Steve White, bu konuda çözüme ulaşabilmek için insan vücudundaki gibi bir bağışıklık sisteminin kurulması gerektiğini şöyle ifade etmektedir:
"İnsan ırkının varlığını devam ettirebilmesinin tek sebebi, sahip olduğu bağışıklık sistemidir. Siber-alemin devamı için de bir bağışıklık sistemine sahip olması şarttır. (http://www.newscientist.com/hottopics/ai/strikesback. jsp)

Araştırmacılar bilgisayar ağları ile canlılar arasında kurdukları bu bağlantı sayesinde, bilgisayarları tıpkı savunma sistemimizin işleyişi gibi koruyan programlar üretmeye başlamışlardır. Onlara göre epidomoloji (salgın hastalıklarla ilgilenen bilim dalı) ve immunolojiden (bağışıklık sistemi ile ilgilenen bilim dalı) öğrendiklerimiz, canlı organizmaları koruduğu gibi elektronik organizmaları da yeni tehlikelerden koruyabilecektir.

Bilgisayar virüsleri, bilgisayarlara sızıp kendilerini kopyalayarak çoğaltacak ve girdiği bilgisayarda hasarlar oluşturacak şekilde dizayn edilmiş sinsi programlardır. Bu virüslerin belirtileri, tıpkı insanlarda görülen çeşitli hastalıklar gibi, bilgisayar sisteminin yavaşlaması, bazen de esrarengiz bir şekilde dosyalarda hasar oluşmasıdır.

Virüs tehdidine karşı bilgisayarınızı korumayı vaad eden programlar, bilgisayarınızın hafızası tarafından daha önce tanımlanmış virüslerin izlerini bulmak için bilgisayarın bütün belleğindeki her kodu araştıran teşhis programlarıdır. Bilgisayar virüsleri, yazılımcısının imzası niteliğini taşıyan ve tanınmasına imkan veren izler barındırırlar. Bilgisayardaki virüs tarayıcı program bu imzayı bulduğunda, bilgisayara virüsün bulaştığına dair bir uyarı verir.

Yine de anti virüs programlarının bilgisayarlar için tam bir koruma sağladığı söylenemez. Çünkü bazı kişiler birkaç gün içinde yeni virüsler hazırlayıp bilgisayar ortamlarına yerleştirebilmektedir. Bu durumda anti virüs programlarının sürekli olarak güncellenmesi, yeni virüs izlerini tanımalarını sağlayacak bilgilerin verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla sistemler devamlı yenilenmeli ve yeni geliştirilen virüslere karşı yeni anti-virüs programlarının eklenmesi gereklidir.

Ayrıca dünya çapında internet kullanımının yayılması ile birlikte bu virüsler de çok büyük bir hızla yayılmaya ve bilgisayarlara ciddi hasarlar vermeye başlamıştır. IBM firması araştırmacıları da çözümü, doğadaki örneklerin taklit edilmesinde bulmuşlardır. Herşeyden önce bilgisayar virüslerinin de suni bir hayatı vardır ve tıpkı doğadaki biyolojik virüsler gibi, içinde bulundukları sistemi kendilerini çoğaltmak için kullanırlar. Araştırmacılar bu benzerlikten yola çıkarak insanın bağışıklık sisteminin insan vücudunu nasıl koruduğunu incelemişlerdir.

Vücut, yabancı bir organizmayla karşılaştığında hemen istilacıyı tanıyıp etkisiz hale getirecek bir antikor oluşturmaya başlar. Bağışıklık sistemi hastalığa yol açabilecek hücrenin bütününü analiz etmek durumunda da değildir. İlk enfeksiyon yatıştırıldığında, vücut ileriki bir enfeksiyonda daha hızlı karşılık verebilmek için bu antikorlardan bir kısmını hazır tutar. İşte bu hazır tutulan antikorlar sayesinde hücrenin tümünün incelenmesine gerek kalmaz. Nitekim mevcut anti-virüs programları da bütün virüsü değil ama
virüsün imzasını tanıyacak bir antikoru içerirler.

Görüldüğü gibi insanları teknolojik alanda çaresiz bırakan konuların çözümleri dahi doğada mevcuttur. Her detayın düşünülmüş olduğu kusursuz bir işleyişe sahip savunma sistemimiz, daha biz doğmadan önce bizi korumak göreviyle- hazır bulundurulmuştur. Rabbimiz herşeyi koruyan ve gözetendir. Bir ayette şöyle buyrulur:

"... Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57)

www.nanoteknolojimucizesi.com

Her canlı üstün ve mükemmel sistemlere sahiptir. Bu mükemmel sistemler ilk yaratıldıkları anda kusursuz ve eksiksiz olarak ortaya çıkmışlardır. Çünkü Allah, "kusursuzca var eden"dir. Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
"(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir." (Kaf Suresi, 8)

Dünyanın Yeri



Üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin, Güneş Sistemi'ndeki ve genel olarak uzay içindeki yeri, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösteren delillerden biridir.

Son astronomik bulgular, sistemdeki diğer gezegenlerin varlığının, Dünya'nın güvenliği ve yörüngesi için büyük önem taşıdığını göstermiştir. Jüpiter'in konumu buna bir örnektir. Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni olan Jüpiter, varlığıyla aslında Dünya'nın dengesini sağlamaktadır. Astrofizik hesaplamalar, Jüpiter'in bulunduğu yörüngedeki varlığının, Dünya gibi sistemdeki diğer gezegenlerin yörüngelerinin de istikrarlı olmasını sağladığını ortaya çıkarmıştır. Jüpiter'in Dünya'yı koruyucu ikinci bir işlevini ise, gezegen bilimci George Wetherill "Jüpiter Ne Kadar Özel" adlı bir makalede şöyle açıklar:

Jüpiter'in bulunduğu yerde eğer bu büyüklükte bir gezegen var olmasaydı, Dünya, gezegenler arası boşlukta gezinen meteorlara ve kuyrukluyıldızlara yaklaşık bin kat daha fazla hedef olurdu... Eğer Jüpiter olduğu yerde olmasaydı, şu anda biz de Güneş Sistemi'nin kökenini araştırmak için var olamazdık. (G.W. Wetherill, "How Special is Jupiter?", Nature, vol. 373, 1995, s. 470)

Kısacası Güneş Sistemi'nin yapısı, her türlü ayrıntısıyla birlikte canlılar için özel ve kusursuz bir tasarıma sahiptir. Bir başka deyişle, evrenin fiziksel yasaları gibi Dünya'nın uzaydaki konumu da, bu evrenin insan yaşamı için özel tasarlanmış olduğunu gösteren kanıtlar içermektedir. Yapılan tüm araştırmalar bu kusursuz düzenin ve tasarımın sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah'ın eşsiz yaratma sanatının bir delili olduğunu tasdik etmektedir.

Kimi insanların bunu kavrayamamalarının nedeni ise samimi ve ön yargısız bir biçimde düşünememeleridir. Oysa samimi olarak düşünen her akıl sahibi insan, evrende herşeyin bir amaç üzerine yaratıldığını anlar. Allah her varlığın bir yaratılış amacının olduğunu şöyle haber vermektedir:

"Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır..." (Sad Suresi, 27)

Bu derin kavrayışı Allah başka ayetlerinde de şöyle tarif etmiştir:

"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten deliller vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 190-191)

"Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir." (Bakara Suresi, 29)

Her Ağrıyı Geçiren Allah'tır, İlaç Bir Vesiledir (English Subtitles)




Allah is the One Who makes the pain disappear, medicine is an instrument   

Excerpt from Mr. Adnan Oktar's Live Interview on A9 TV dated July 26th , 2011

PRESENTER: Master you have recently said that praying is a shield against ascribing partners to Allah. You have said the following in your interview; " For instance, let us assume that a person is about to do a piece of work, he believes that work is going to go within that system. For instance let us assume that he has a piece of work.. He assumes that he will be the one to do that. May Allah forbid, in that case troubles start coming successively, Allah would pull the ground from under his feet, may Allah forbid. One should certainly start working by praying to Allah. One should say; "My Lord, may You deem this auspicious for me, may You open my way on this matter, may You help me."

ADNAN OKTAR: Of course, this is very important. For instance, one has a headache and he says; "I will take a pill and it will pass".. That is not acceptable. Medicine is an instrument. One has to see it as a form of praying.  For instance something happens and he says "I will write down a petition about this and it will be solved." That is not the case, he should regard it as an instrument. Or one might say; "I will pour some money on it and it will be solved." That is not acceptable; he should see all of those as instruments and know that Allah is the One Who creates everything, insha'Allah. Then he would be protected from covert idolatry.        

Türk İslam Birliği'nde Her Dine Eşit Saygı Vardır (English Subtitles)




In the Turkish-Islamic Union there is equal respect for all religions


Excerpt from Mr. Adnan Oktar's Live Interview on A9 TV and TV Kayseri dated
June 5th, 2011

ALTUG BERKER: There was a nice article today by Yagmur Atsiz of Star daily, Master.  He frequently writes nice articles that support the Turkish Islamic Union, masha'Allah. In his article today he wrote that Syria is the continuation of Anatolia and that Syria and Anatolia is a whole just like Northern Iraq and Anatolia. He reminded that this integrity is not only economical but also in the sense of lineage. He said; "If you pull this whole to pieces by force, turn them into unnatural parts and play them off against each other and turn the land into a bloodbath; a moment would come for the history to execute its judgment.  And that judgment is -just like Mr. Davudoglu [Minister of Foreign Affairs of TR] had stated- that the rivers would sooner or later return to their own beds and continue to run." At the end of his article he gave the glad tidings by stating that the region would sooner or later become integrated and that an age of stability and prosperity would start as the borders lose their significance. Masha'Allah.

ADNAN OKTAR: Well, I also fail to understand.. Borders of Syria, borders of Jordan, borders of Lebanon, borders of Israel, borders of Palestine.. Let the region be comfortable my brother… Let everyone love each other, let them be brothers. There is no reason to cause such scenes. There is only one beauty and that is Islam. They will all unite under the warm umbrella of Islam and that protective spirit would dominate everywhere. In this, there is no such thing to claim you are big, but that one is small. There is no racial superiority. There is equal respect for all religions as well. There is an equal respect for every religion. I mean no one would assume a humiliating line of conduct and there would be no one with the feeling of superiority. Consequently it is very important to increase such articles by columnists.. The more they write, the better it would be.  All those columnists like Yigit Bulut, etc. are making the world a better place every passing day. The shadow of the system of the Mahdi had enwrapped all around. As you see, whether they like it or not, everyone is serving the system of the Mahdi.   
                  

Bazı Kimseler Allah'ın Her Yerde Olduğu Gerçeğini Kabul Etmek İstemiyor. Bu Kimselere Bu Gerçeği Nasıl Anlatabiliriz?







İncil'de Tevhid İnancı İle İlgili Bölümlerden Örnekler


… 'Dinle, ey İsrail! Allah'ımız olan Rab tek Rab'dir. Allah'ın olan Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev'. (Markos, 12/29-30)

İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp ona, "İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?" diye sordu. İsa ona, "Bana neden iyi diyorsun?" dedi, "iyi olan tek biri var, O da Allah'tır." (Markos, 10/17-18)

... Allah birdir. (Galatyalılara Mektup, 3/20)

Ölümsüz Allah'ın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara ve sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler. Onlar Allah'la ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Allah sonsuza dek övülmeye layıktır. (Pavlus'un Romalılara Mektubu, 1/23-25)

... Bizim için tek Allah vardır: Herşeyin Kendisi'nden oluştuğu Allah. Bizler de O'nun için yaşamaktayız... (Korintoslulara 1. Mektup, 8/6)

... birden fazla Tanrı yoktur. (Pavlus'un Korintlilere Birinci Mektubu, 8/4)

... "Gücü herşeye yeten, var olan ve var olmuş olan Rab Tanrı! Sana şükrediyoruz..." (Yuhanna'ya Gelen Esinleme, 11/16-17)

Sonsuz çağların hükümranı, ölümsüz, göze görünmez tek Tanrı'ya çağlar çağı onur ve yücelik olsun. (Timoteos'a 1. Mektup, 1/17)

Sen Allah'ın Bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun... (Yakup'un Mektubu, 2/19)

Kurtarıcımız Tek Allah'a yücelik olsun... (Yahuda'nın Mektubu, 24)

Birbirinizi yücelten ve tek olan Allah'tan gelen yüceliği aramayan sizler, bana nasıl iman edebilirsiniz? (Yuhanna, 5/44)