Bilim Dünyası Evrime Darbe Vurmaya Devam Ediyor...


İdeolojik nedenlerden ötürü ayakta tutulmaya çalışılan evrim teori, 20. ve 21. yüzyılın ilerleyen teknolojik imkanlarıyla tamamen çökmüş durumdadır...

etmektedir. Ancak yıllardır ideolojik nedenlerden ötürü ayakta tutulmaya çalışılan bu teori, 20. ve 21. yüzyılın ilerleyen teknolojik imkanlarıyla tamamen çökmüş durumdadır. İşte bilim dünyasından evrim teorisini açmaza sürükleyen yeni gelişmeler...

Gen Mutasyonu, Gelişmeyen Akciğerler Ortaya Çıkarıyor 


Akciğerlerimizi oluşturan 300 milyondan fazla keseciğin çevresi sürfaktan isimli bir madde ile çevrilidir. Bu madde akciğer bezlerini sıralayıp, keseciklerin açılıp kapanmasına yardım ederek ciğerlerimizi çökmekten korumakta ve tüm hücrelere düzenli oksijen iletilmesini sağlamaktadır.

Yapılan araştırmalarda, vücudumuzda sürfaktan üretiminden sorumlu bir gen olduğu keşfedilmiştir. “Foxm1” isimli bu gen, yeni doğanlarda silindiğinde, akciğerlerin gelişmediği ve “SP-A” ile “SP-B” isimli iki kritik sürfaktan proteininin üretilemediği fark edilmiştir. (Scientists show gene mutation may cause immature lungs in newborns)

Sürfaktan proteinlerinin üretilememesi, doğar doğmaz anneleriyle olan göbek bağlarından solunum yapmayı bırakıp kendi başlarına solunum yapmaları gereken yeni doğanların, doğumdan çok kısa bir süre sonra “solunum yetmezliği” nedeniyle ölmesi anlamına gelmektedir.

Keşfedilen genin varlığı, Yaratılışı bir daha ispatlarken; faydalı bir mutasyon olamayacağını da tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.

Günümüzde canlılardaki mekanizmaları ve doğadaki teknolojiyi samimi bir gözle inceleyen birçok bilim adamı, Allah'ın sanatının, yaratışındaki üstünlüğün ve kusursuzluğun farkına vararak evrim teorisinin geçersizliğini kabul etmekte ve imana yönelmektedir.

Bitkilerdeki Büyüme Hormonu 

Bitkilerdeki büyüme hormonu, köklerin büyüme yönü, gövdenin büyümesi ve filizlerin çıkmasında oldukça önemlidir. Aynı zamanda, meyvelerin olgunlaşması, sarmaşıkların dolaşması gibi daha pek çok aşamada da büyüme hormonu aktif bir rol oynar.

Bitki hücrelerinin diplerinde, hücre zarının üzerinde PIN proteinleri denilen proteinler bulunur. Bu proteinler, büyüme hormonunun alt hücrelere akışını sağlar. Peki, bu proteinler neden başka bir yerde değil de, hücrenin diplerinde bulunmaktadır?

PIN proteinleri hücrenin protein fabrikalarında üretilirler ve hücre zarının her yerine taşınırlar. Sonuç olarak da, hücre zarının içinde kaybolurlar. Bu sürece “Endositoz” adı verilir. Keseciklere yakın yerlerde proteinler bağlantıyı koparır ve hücreye geri dönerler. Böylece, PIN proteinleri bir geri dönüşüm sürecine tabi tutulur ve hücre zarı tarafından tekrar yutulacakları yere yani hücrenin dibine nakledilirler.

Bu kompleks sistemi açıklamaya çalışan bilim adamları, bitki hücreleri yerçekiminde değişiklik hissettiğinde mekanizmanın hızlıca devreye girdiğini ve bu sayede de bitkiye yeni bir “alt kavramı” verdiğini keşfetmiştir.

İleri teknoloji laboratuvar ortamlarında yapılan deneyler sonucu, mutasyonla bu sistem herhangi bir değişikliğe uğratılmak istendiğinde ise; yaprakların çıkması gereken yerden köklerin çıktığı gözlemlenmiştir.

Evrimciler DNA üzerinde mutasyonlarla meydana gelen rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştirdiğini öne sürerler. Ancak bu örnekte de görüldüğü gibi mutasyonlar her zaman zararlıdır. Mutasyon rastgele meydana geldiği için hemen her zaman canlıya zarar verir. Mantık gereği, mükemmel ve kompleks olan bir yapıya yapılacak herhangi bir bilinçsiz müdahale, o yapıyı daha ileri götürmez, aksine tahrip eder. Nitekim evrimcilerin iddialarının aksine hiçbir gözlemlenmiş "faydalı mutasyon" yoktur.

19. yüzyılın ilkel koşulları altında ortaya atılan evrim teorisinin, gelişen bilim ve teknolojinin bulgularıyla geçersizliği ispatlanmış, Darwin’in iddialarının hiçbir gerçekliği olmadığı görülmüştür. Evrim sürecinin mekanizmaları olarak öne sürülen doğal seleksiyon ve mutasyonların, Darwinistlerin ön gördüğü gibi bir etkisi olmadığı, yani yeni canlı türleri meydana getirmelerinin imkansız olduğu anlaşılmıştır.

Alg İle Bakteri Ortak Yaşıyor 

Dünyanın atmosferindeki karbon oranını dengeleyen alglerin, yaşamak için B12 vitaminine ihtiyacı vardır. Vücutlarında bu vitamini üretecek bir donanım bulunmadığı için, ihtiyaçlarını dışarıdan karşılamak zorundadırlar.

Alglerin üzerinde yaşayan bir çeşit bakteri, algler için B12 vitamini üretmektedir. Alglerin ihtiyacı olan yüksek miktarda B12 vitaminini ileri teknoloji laboratuvar ortamlarında bile karşılamak neredeyse imkânsızdır. Ancak bakteri, son derece kompleks kimya işlemleri gerçekleştirerek, adeta bir mikro laboratuvar gibi çalışır ve tam olarak alglerin ihtiyaç duyduğu miktarda B12 vitaminini üretebilir.

Bakterinin bu fedakâr davranışına karşılık alg, bakteriyi fotosentez yoluyla elde ettiği karbon ile besler ve yaşamasına yardımcı olur.

Bu iki takım arkadaşı arasındaki en ufak bir anlaşmazlık ya da uyumsuzluk, dünyadaki tüm karbon dengesinin bozulması ve canlılığın sona ermesi demektir. (The Secret Life Of Algae) Ancak böyle bir olay asla gerçekleşmez.

Şüphesiz alglerin ve bakterilerin bilimsel olarak açıklanamayan bu kusursuz uyumu ve fedakarlıkları, evrim teorisi için büyük bir açmazdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder